• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Ankara : 24 °C
  • İstanbul : 28 °C
  • İzmir : 30 °C
  • Çankırı : 23 °C
  • Antalya : 28 °C
  • Eskişehir : 21 °C

Bu dünya, genelev dünyası...

Bu dünya, genelev dünyası...
Kırıkkale'de başlayan, Ankara'ya uzanan, genelevlere düşen, aşka meyleden ...

Arzu Arınel: Onlar hep “yarın” için orada olduklarını söylüyorlar; çocuklarının geleceği için, kendi gelecekleri, erkeklerinin, ailelerinin gelecekleri için… Hep bir gelecek üzerine kurguluyorlar hayatlarını güya, ama öyle değil. Bu dünya, genelev dünyası…

Arzu Arınel, ilk romanı 41. Oda: Mardinkapı’da bir kadının Kırıkkale’de başlayan, Ankara’ya uzanan, genelevlere düşen, aşka meyleden “gerçek” ve “sakin” hikâyesini anlatıyor. 2013 Everest Yayınları İlk Kitap Ödülü’nü kazanan bu “kalbi kırık” hikâyeyi yazarıyla konuştuk…

İlk roman. Sarsıcı, aynı zamanda da çok gerçek bir hikâye. Nasıl ortaya çıktı?
Uzun yıllar yaptığım gazetecilikten emekli etmiştim kendimi, dünyayı dolaşmaya hazırlanıyordum. Sonra bir gün, bir kadın çıktı, bana hayatını anlatmak istediğini söyledi. Sebebini anlamamıştım. Aslında hâlâ pek anlamış sayılmam. “Kızlarım okusun, her şeyin neden böyle olduğunu bilsinler istedim” dedi bana. Ben başta pek gönüllü değildim. Yazı çizi işlerini tümden bırakmak istiyordum. Ama öyle renkli, etkileyici bir anlatımı var ve bende de serde gazeteci merakı var ki, röportaja hemen başladık. Çok uzun bir röportaj yaptık. Ardından uzun süre bekledi. Bir gün tekrar elime aldım, “Bu hikâyeyi kurgulasam roman olur” dedim ve sahiden de oldu.

Gerçek ve ağır bir hayat hikâyesi…
Benim ilgimi çeken de o oldu zaten. Kahramanlarım, senin benim gibi insanlar. Romanın asıl kahramanı ki ben ona Berna ismini verdim, çok sıradan, her zaman karşılaşılabilecek bir apartman komşusu, çarşıda pazarda karşılaşılabilecek bir kadın figürü. Kentli olamayan, bunun sancıları içinde kasabalı kalabalık bir ailenin, savrulan bir üyesi. Sonra Berna, her yerde var olan ama bizim hiç giremediğimiz bir dünyanın içine giriyor.

Ve bu dünya, genelev dünyası…
Burası, bize yasak bir dünya. Gazeteci olarak da giremiyorsunuz. Özel izinlerle diyelim ki girebildiniz, bu kez içerideki muhataplarınız kapılarını kapatıyor size. Sonuç olarak Türkiye’de ortalama her kadın için yasak olan bir dünyada geçiyor benim hikâyem. Romanın kahramanı bu kapıları sonuna kadar açtı bana.

Bu kapılar da kendi jargonu, kendi kuralları olan bir dünyaya açılıyormuş…
Aynen öyle. Çarpıcı olan da buydu. Beni roman yazmaya kadar götüren bu dünya ve kendi kuralları oldu. Kurallarından öte kendi jargonu var. Orada yaşanan ilişkiler ve bu romanın kahramanlarının öyküleri, o dünyaya girip çıkmaları, o dünyayla bu dünyanın arasında gidip gelişleri, iki tarafa da adapte olamayıp bir tercih yapmak durumunda kalmaları… Onlar bu iki dünyada aynı zamanda var olamıyorlar ve birini seçmek durumunda kalıyorlar. Seçtikleri dünyada da o hayatı yaşamak zorundalar. Böyle bir öykü.

Romanı yazarken o dünyayla ne kadar maddi temasta bulunabildin?
Genelevlerin içini hiç görmedim, sadece anlatılanları dinledim. Hikâyenin geçtiği bölgeleri gördüm. Biraz da zaman problemi vardı; çünkü öykülerin geçtiği zamanlardaki mekânlar bugün artık oralarda yok, genelevler hep yer değiştirmiş. Bugün Mardinkapı Genelevi’nin yerinde bir okul var. Mersin Genelevi’nin yeri değişmiş. Sadece o bölgede değil, yani Türkiye’nin tüm genelevlerinin ya yerleri değişmiş ya artık yoklar.

Temas ettiğin ve ardından yazarı olduğun bu hikâyede, bu dünyada en çok ne etkiledi seni?
Berna’nın ve bu dünyanın insanlarının değişik bir yaşam tarzı var. Fark ettim ki bizler, yarına yatırım yaparak yaşıyoruz. Kenara bir şey koyuyoruz, yarın için bugünü kurguluyoruz… Onlar hep “yarın” için orada olduklarını söylüyorlar; çocuklarının geleceği için, kendi gelecekleri, erkeklerinin, ailelerinin gelecekleri için… Hep bir gelecek üzerine kurguluyorlar hayatlarını güya, ama öyle değil. Sadece anı yaşıyorlar. Bunu büyük bir beceriyle yapıyorlar. Anı yaşıyor ve bunu hayatımda başka hiçbir yerde, hiçbir toplum kesiminde görmediğim kadar başarıyla yapıyorlar. En çok bundan etkilendim.

Kitabın isminin anlamı nereden geliyor?
Hani masallarda 40 oda vardır da, “41. odaya sakın girme” derler ve o oda hep merak uyandırır, ille açılır ya o kapı; Mardinkapı benim kafamda öyle bir imaj yarattı. Bu yüzden de öyle bir isim koydum.

Ne kadar sürdü bu kitabın yazılması?
Dört sene sürdü. İlk yazdığım versiyonun üzerine yeniden yazdım; yani iki kere yazıldı bu sürede. Ama sıradaki romanım bunun yarısı kadar bir sürede tamamlanacak diye tahmin ediyorum. Çünkü roman yazmayı öğrendim aynı zamanda ben. Bu bir eğitim süreci de oldu benim için.

Bu eğitim sürecinin sonunda güzel bir ilk romanla birlikte bu ilk romana verilen çok değerli bir ödül de var; “2013 Everest Yayınları İlk Kitap Ödülü.”
Ödülü aldığımı öğrendiğimde uzun süre inanamadım, çok çok sevindim. Bir ödül beklentisiyle yazmamıştım elbette ama “Demek ki becerebiliyorum” dedim bu ödülle birlikte.

Bu, erkek karakterlerin de tamamladığı bir kadın hikâyesi. Peki anlattığın bu hikâyenin ardından senin yorumların neler?
Bu bence “kadın” cinsiyetine karşı özürlü bir toplumun içinden çıkmış bir hikâye. Toplumumuzu ben öyle görüyorum, yani özürlü bir toplum... Bu hikâye de bu toplumun sonuçlarından biri. Bu hikâyenin çok versiyonları var bu ülkede. Benim anlattığım çok keskin bir örnek belki ama kesinlikle çok gerçek.

“Çalışmak için para verirler”
Arzu Arınel, “41. Oda: Mardinkapı”da genelev dünyasının kendi “lugatını” da irdeliyor, anlatıyor. O dilin kendi sözcüklerini, tanımlarıyla birlikte romana yerleştiriyor. İşte o tanımlardan biri: “Genelev: Kadın etinin erkeklere kiralandığı kâr getiren işletmeler –evler- kompleksine denir. Belli bir protokol dahilinde, katı kurallarla yönetilen işletmelerdir. Bir kadın geneleve girip çalışabilmek için ücret ödemek zorundadır. Yolu geneleve düşen kadının, normal olarak böyle bir peşinatı yatırması mümkün olmayacağından, giriş ücreti borç hanesine yazılır. Borç hanesine ayrıca, lugatımızın “zavak” maddesinde yer alan başka ön masraflar da eklenecektir. İşte bütün bu yekûn, genelev kadınının yaklaşık bir yıllık kazancını borçlanarak işe başlaması manasına gelir.”

41. ODA: MARDİNKAPI
Arzu Arınel
Everest Yayınları
2013, 386 sayfa, 19 TL.

(RADİKAL)

UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sözcü 18 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : .../... | Haber Yazılımı: CM Bilişim