• BIST 97.894
  • Altın 145,758
  • Dolar 3,5755
  • Euro 3,9991
  • Ankara : 19 °C
  • İstanbul : 24 °C
  • İzmir : 19 °C
  • Çankırı : 20 °C
  • Antalya : 23 °C
  • Eskişehir : 19 °C

'Bu iş öyle katır öldürmeye benzemez'

'Bu iş öyle katır öldürmeye benzemez'
Kültür Bakanlığı’nca, İstanbul Film Festivali programından eser kayıt belgesi olmadığı için çıkarılan “Bakur” belgeselinin yönetmenlerinden Ertuğrul Mavioğlu, filmin izlenmeden yasaklandığını ve asıl problemin bu olduğunu söylüyor.

Yönetmenliğini Çayan Demirel ve Ertuğrul Mavioğlu’nun yaptığı Bakur/ Kuzey’in ilk gösterimi 34’üncü İstanbul Film Festivali’ndeki gala öncesinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın eksik belge gerekçesiyle yasaklandı. Bakanlık, kayıt sicil belgesinin eksik olduğunu öne sürse de, festivalde yaşanan sansür tartışmaları meseleye farklı bir boyut kazandırdı. Belgeselin sansüre uğraması üzerine İstanbul Film Festivali’ndeki 23 film, yarışmadan ve festivalden çekileceğini açıkladı. Festival yönetimi de bu kararı destekleyerek Ulusal Film ve Belgesel yarışmasını iptal ettiğini duyurdu ve en son Sinema Meslek Birliği de sansürü kınayan bir bildiri yayınladı.

Bakur’un en önemli özelliği, belgeselin Türkiye’deki PKK kamplarına giren ilk çalışma olması. Belgesel, örgütün gerek devlete bakışını gerekse de halkla kurduğu bağ ve PKK gerillalarının rutin yaşamlarına farklı bir perspektiften bakıyor. Bakur, hem Kandil’de Murat Karayılan ve Cemil Bayık gibi örgütün üst düzey kadrosunun PKK’yi anlattığı hem de gerillaların, Kürt özgürlük hareketinden kadın mücadelesine ekolojiden daha birçok konuya sorulara yanıt verdiği bir anlatıya sahip. Ertuğrul Mavioğlu’yla her ne kadar belgeselin içeriğine dair çok konuşamasak da yaşanan sansür ve son durumu konuştuk…

Bakur’un festivalden çıkarılmasının yanısıra ülkedeki gündemin de karışık olması, bu sansürün ya da zamanlamanın manidar olduğunu düşündürtüyor mu size?
Festivalin tarihi belli, Bakur’un hangi gün gösterileceği de aylar öncesinden belliydi. Böyle bir manidarlık varsa da bizden kaynaklı değil. Üstelik İstanbul Film Festivali’nden kaynaklı bir durum da değil.

Peki, bu süreç içinde kararın politik olduğunu düşünüyor musunuz?
Çünkü siz eser tescil yok diye ceza ödemeye de hazırız şeklinde açıklamalar yaptınız… Ben İKSV yöneticileri yerinde olsam, Kültür Bakanlığı’yla yapılan telefon görüşmelerinde neler konuşulduğunu kamuoyuna açıklardım. Nitekim bize kısmen verdikleri bilgileri aktarıyoruz …

Nedir bunlar?
Ortaya çıkıyor ki, Kültür Bakanlığı bu kaba hatta sinsi sansürle, eser işletme belgesi bahanesini ortaya atarak, sanki hukuki bir eksiklik içerisindeymişiz gibi bizi mahkûm etmeye çalışıyor. Ama öte yandan da bu uyguladığı sansürü üstüne almak istemiyor. Çünkü sansür ateşten gömlektir kimse sırtına giymek istemez. Ama bunu alttan alta yaparlar. Bu sinsilik, kurnazlık ve çakallık buradan geliyor. Biz bunu çok kısa süre içerisinde deşifre olduğunun farkındayız. İyi ki deşifre oldu ve tüm sinemacılar bu gerçeği gördü. Eser işletme ve benzeri adlar altında Kültür Bakanlığı’nın sansürcü kafası çok hızlı bir şekilde fark edildi ve tavır alındı. Evet, filmin gösterilmemesi elbette olumsuz bir durum çünkü ilk gösterimler yapımcı ve yönetmenler için önemlidir. Yani insanlar bilet alıp gelmiş ve biz kendi çevremiz dışında izleyenlerden bir tepki alacağız. Keşke bu film izlenseydi ve keşke bu tepkiler alınabilseydi ve biz de mesleki açıdan bir faydası dokunsaydı. Fakat diğer yandan bu kötü durumdan yeni bir şey de doğdu.

Nedir bu yeni durum?
Türkiye sinemasında hep sansür oldu, bu da Bakur’un başına gelenlerle bir kere daha teyit edilmiş oldu. Yapılacak tek şey mücadele etmek. 50 yaşının üzerinde bir adamım ve hayatımın büyük bir bölümü gazetecilik yaparak geçti ve bunlar başıma ilk kez gelmiyor. Daha önce yaşadıklarımdan öğrendiğim en önemli şey; yasaklarla çiğnenerek mücadele edilir. Sansürü, yasağı aşmak istiyorsanız tek yolunuz vardır o da bunu çiğnemek. Evet, bir film çektik arkadaşım Çayan Demirel yoğun bakımda hâlâ. Belki de Çayan’ın kalbi bu baskı ve sansüre dayanmadı. Çünkü Dersim 38 hala yargılanıyor, tam yedi yıldır. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki o kadar emek harcıyorsunuz, dağ-tepe dolaşıyorsunuz, simyacı gibi, felsefe taşını bulmak gibi bir şey belki de. Yani oturup araştırıyorsunuz. Ama birden karşınıza dikilip “Sen teröristsin” diyorlar. Ben katır öldürme dim onlar gibi ya da insanların üzerine bombalar yağdırmadım. O insanları asit kuyularına atan da ben değildim. Sen yaptın bunları, ben değil. Kimmiş terörist? Ben sadece film çektim ve biz İstanbul Film Festivali’ne davet edildik.

Sizce Bakur, neden bu kadar rahatsızlık vermiş olabilir?
Aslında mesele rahatsız edip etmediği de değil. Asıl mesele buna yaftalama yapanların filmi izlememiş olması. Bu yüzden ben filmi izleyenlerden değil, izlemeyenlerden çekiniyorum. Çünkü otorite, bu memleketin hamuruna kazıdı sansürü ve ifade özgürlüğünü. Artık gazetecilik yapamıyoruz. Farklı şekillerde yapmaya çalışıyoruz. Filmi salondan kovmakla bir farkı yok işten attırmanın. O yüzden elbette hoşlarına gitmeyecek. Ben ve Çayan, kendimizi mutlu etmek için çektik bu filmi. Yoksa Dersim 38 niye hâlâ mahkemelerde sürünsün. Bu mahkeme sürecinden çok mu mutlu Çayan? Hayır, elbette ama Dersim 38’i ya da 5 No’luyu çektiği için çok mutlu.

Peki, belgeseli göstermek için bir planınız var mı yakın süreçte?
Buna şu cevabı vereyim: Su akar çatlağını bulur… Bu filmi kimse tutamaz. Çünkü bu iş öyle katır öldürmeye benzemez.

Öte yandan, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Twitter hesabından ‘Bakur’ belgeselinin Kültür Bakanlığı tarafından 34. İstanbul Film Festivali’ndeki gösteriminin iptal edildiği iddialarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Twitter hesabından yaptığı paylaşımlarda Bakan Ömer Çelik, özgürlükçü gözükmenin gerçekten özgürlükçü olmak anlamına gelmediğini vurguladı. Bakan Çelik’in açıklaması şöyle; “Kültür Bakanlığını sansür yapmakla suçlayanlar, öncelikle kendi yasal mükellefiyetlerini neden yerine getirmediklerini sorgulamalıdırlar. Gerçek sansür hakikati gizlemek ve halka yalan söylemektir. Özgürlükçü gözükmek gerçekten özgürlükçü olmak anlamına gelmiyor. Hele de terör propagandasını kimsenin özgürlükçülük olarak sunmaması gerekir. Evrensel düşünce özgürlüğü kriterleri ve demokratik değerler bakımından terör propagandası meşru değildir.” 

UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sözcü 18 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 539 871 23 98 | Haber Yazılımı: CM Bilişim