• BIST 107.206
  • Altın 143,369
  • Dolar 3,5533
  • Euro 4,1312
  • Ankara : 18 °C
  • İstanbul : 25 °C
  • İzmir : 23 °C
  • Çankırı : 18 °C
  • Antalya : 27 °C
  • Eskişehir : 17 °C

Ruşen Çakır: Gezi'nin gizemi

Ruşen Çakır: Gezinin gizemi
VATAN gazetesi yazarlarından Ruşen Çakır,
Ruşen Çakır, bugün VATAN gazetesindeki köşesinde kaleme aldığı yazı:
 
"Gezi'nin gizemi
 
Fotoğrafta, İstikal Caddesi’nin girişinde, Fransa Başkonsolosluğu’nun duvarındaki bir yazıyı görüyorsunuz. Latin şair Ovidius’a ait olan, yıllar sonra Friedrich Nietzsche tarafından dolaşıma sokulan “nitimur in vetitum”un Türkçe karşılığı olarak, “bize yasaklanmış olanlar için çabalarız” veya “amacımız yasaklanmış olana erişmektir” öneriliyor.
 
rusencakir-geziningizemi-sozcu-resim-066.jpg
 
Gezi Parkı direnişinin gizemini anlamak için bu söz hayli kullanışlı olabilir. Çünkü direnişi pekâlâ “yasak” ve “yasağa karşı koyma” olarak özetleyebiliriz. Hatırlayalım: Az sayıdaki genç parktaki ağaçların sökülmesine karşı çıkıp çadırlarda nöbet tuttular; devlet tarafından zorla parktan çıkarıldılar; Başbakan Erdoğan “biz kararımızı verdik, kimse değiştiremez” diye onlara bütün kapıları kapattı; sayıları hayli artan protestocuların parka yeniden girmek istemeleri biber gazı/tazyikli su ve gözaltılarla engellenmek istendi ve nihayet direniş tüm ülkeyi kapsadı.
 
Tekrar Ovidius’a dönecek olursak: Hatırlanacaktır, AKP ilk kurulduğunda, 68 kuşağının gözde sloganlarından “Yasaklamak yasaktır”dan hareketle “bizim iktidarımızda yasaklamak yasak olacaktır” gibi hayli iddialı bir iddiayı dillendirmişti. İktidara geldikten sonra da, AB’ye tam üyelik perspektifinden hareketle ciddi demokratikleşme adımları da atıldı. Fakat belli bir aşamadan sonra AKP hükümetinin demokratikleşmede frene bastığı, eski özgürlükçü söylemin yerini yasakçı bir dile terk etmeye başladığı eleştirileri dillendirilir oldu.
 
Kendiliğinden ve örgütsüz
Gezi protestosunun kısa sürede ülke çapında bir direnişe dönüşmesinin özünde, toplumun farklı kesimlerinin yasaklara karşı mücadele iradesinin bulunduğu kanısındayım. Ama her şeyi bununla açıklayamayız. Örneğin direnişin en önemli artılarına, tamamen kendiliğinden ve örgütsüz bir şekilde gelişmesini katmamız lazım. Direnişin öngörülmemiş olması ve geleceğinin kolay kolay kestirilememesi bundandır. Kendiliğinden ve örgütsüz olmanın kuşkusuz dezavantajları var ama avantajlarının daha çok olduğu muhakkak. Zaten bu yüzden siyasi iktidar ve onu destekleyen çevreler çoğu dış kaynaklı komplo teorilerini peş peşe sıralıyor ama somut delil olarak hiçbir şey gösteremiyorlar.
 
Ayrılar aynı yerde
İlkin Zaman Gazetesi’nde Ahmet Turan Alkan yazmıştı, ardından Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı tekrarladı: Bu direnişle AKP’ye farklı nedenlerle muhalif olan değişik kesimler, yine kendiliğinden bir şekilde bir araya geldi. Şunu hiç tereddütsüz iddia edebilirim: Eğer direniş, hükümetin inatla tekrarladığı gibi bazı radikal sol örgütlerin denetiminde olsaydı kesinlikle birkaç gün içinde dağılırdı. Evet, bu örgütler de direniş içinde yer aldı ama ilginç bir şekilde, geçmişte sık sık yaşandığı gibi ne kendi aralarında kavga ettiler ne de yıllarca uzak durdukları Türk bayrağı, İstiklal Marşı gibi simgelerden aleni olarak rahatsız oldular. Örneğin Türkiye solunun ilk en katı anti-Kemalistlerinden İbrahim Kaypakkaya ile Atatürk’ün posterleri neredeyse yan yana sallandı.
 
BDP bayraklı genç bir adamın, Atatürk’lü Türk bayrağı taşıyan genç bir kadını polis saldırısından kurtardığı ve kenarda bir başka adamın bozkurt işareti yaptığı fotoğraf da bu direnişte Türk-Kürt ayrışmasının pek yaşanmadığının açık bir kanıtıydı.
 
Bir başka “ayrı dünyaların buluşması” olayına, Gezi Parkı’nda Miraç gecesinde yaşananlar ve kılınan iki cuma namazıyla tanık olduk. Kendilerine “anti-kapitalist Müslümanlar” ve “devrimci Müslümanlar” adlarını veren gruplar, ülkemizdeki bir yığın algı ve önyargının altüst olmasına neden oldular.
 
Sanıyorum hükümet de bu birbirine zıt grupların varlığından haberdardı ve burada bir çatlamanın kaçınılmaz olduğunu düşünüyordu. Açıkçası direniş içindeki birçok kişi ve grup da pekâlâ böyle düşünmüş olabilir.
 
Ama olmadı. Bütün yalanlara, dezenformasyonlara, manipülasyonlara, propagandalara ve baskılara rağmen mucizevi bir şekilde bir araya gelen bu kesimler direnişi taşıdılar ve galip geldiler.
 
An itibariyle, hükümetin bu mucizeyi nafile bir şekilde, içerideki ve dışarıdaki birtakım lobilere bağlamaya devam edeceği ve kendisini sorgulamaya yanaşmayacağı görülüyor...
UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sözcü 18 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : .../... | Haber Yazılımı: CM Bilişim