• BIST 107.206
  • Altın 143,369
  • Dolar 3,5533
  • Euro 4,1312
  • Ankara : 22 °C
  • İstanbul : 26 °C
  • İzmir : 25 °C
  • Çankırı : 22 °C
  • Antalya : 28 °C
  • Eskişehir : 23 °C

Vee zil çaldı...

Sibel Yiğit KARAÖREN

Tam tamına otuz yedi yıl sonra okuluma gitmek için bir kez daha çıkıyorum evimden...

Okul yoluna girdiğimde yürüdüğüm her adımda yaşlılıktan mı yoksa heyecandan mı yürek atışlarım çoğalıyor, nefesim daralıyor. Kendi kendime söyleniyorum; 'Yaşlanmışsın be Sibel' ..

Yol boyunca yeni yapılan hiç bir şey dikkatimi çekmiyor ta ki hacı Türkan teyzenin evinin yıkılıp yol olduğunu görünceye değin. Bu arada yola çıkmadan önceki ‘ya kimse gelmezse' türü kaygılarım garip bir şekilde yok oluyor. Çünkü ben zaten bir sınıf olmuş yürüyordum; bir yanımda Ayfer diğer yanımda Sema arkadan gelenler, önden gidenler... Birazdan çalacak zilin telaşındaydık sanki... Bir zamanlar Kurşunlu’nun çok dışında gibi görünen, git git bitmeyen yol hemencecik bitmiş gibi çabucak okulun önündeydim.Ben toplantı saatinden biraz önce gelsem de yine de garip bir sessizlik vardı yolda. Birden duvara dayanmış birisini gördüm ' işte biri gelmiş, benim gibi anılarına yolculuk yapıyor ' diye geçirdim içimden tanımaya çalışarak.Oysa biraz sonra yanına gelen kişiyi beklemek için duraksadığını anladım.

İşte kapıdayım... Önümde sıralanan merdiven basamakları, bizim bir zamanlar diktiğimiz çam ağaçlarından dökülen iğne yaprak gazelleriyle dolu. Ayağımla eşeleyerek ağır ağır çıkıyorum .Çıt yok etrafta. Bu sefer iki yanımdaki bahçelere bakıyorum hiç bir hazırlık görünmüyor. Ağır ağır çıktığım merdivenlerden biraz da şaşkınlıkla hızlı hızlı ilerliyorum. Sol taraftaki bahçe demir kapı ve duvarlarla arkadaki bahçeden ayrılmış. O tarafa doğru baktığımda Nermin, eşi ve Zeliha'yı, masa ve sandalye düzenini görünce rahatlıyorum.

Bizim zamanımızda arkadaki o bina yoktu. Yerinde tepe şeklinde tarım dersinde çam ağaçları diktiğimız bir bahçemiz vardı. Ön giriş kapatıldığından girişler jandarma yanındaki yoldan verilmiş. Geri dönüp o yola girmek yerine çocuk muzipliğimle duvardan atlayıp karşı bahçeye geçtim. Arkadaşlarım hazırlıklara çoktan başlamıştı.Hemen el atıp devam ettim.

Vee... Otuzyedi yıldır beklediğimiz o an başlıyor, ilk arkadaşlar bahçeye giriş yapıyor... Grubu gördüğümde gözlerimdeki yaşlara hakim olamıyor, onlara doğru yılların özlemiyle yürüyorum.Derken bir-kaç kişilik gruplarla, arabalarla gelişler devam ediyor. Gelenler çoğaldıkça cıvıltıları çınlatıyor bahçeyi. Sonrası sarılmalar, sarılmalar...

Başarmıştık! Otuzyedi yıl sonra çok uzaklarda olsalar da programlarını toplantıya göre ayarlayan arkadaşlardan eşini, çocuğunu alıp gelenler de olmuştu bu anlamlı buluşmaya şahitlik etsinler diye. Çoğaldık, çoğaldık... Sonunda bir-kaç söz söyleme vakti gelmişti. Nermin duygularını anlattı.Tam da sohbet başlamış ve herkes kendini tanıtırken yağmur başlayıverdi. Aldırmadan bir süre daha devam ettik. Ben kayıplarımızı anmak istedim. Sağ yanımda geçen yıl kaybettiğimiz Ayten Nar'ın oğlu, karşımda Hasan Karaman'ın kardeşi oturuyordu. İlk girişleri gördüğümde düğümlenen boğazım bir kez daha düğüm düğüm oldu. Sesim titreyerek zar zor ifade ettim duygularımı. Sosyal medya ya da telefonla mesajlarını ileten arkadaşlarınızdan bazılarının mesajlarını da okudum. Arkadaşlarımız gibi kaybettiğimiz öğretmenlerimiz de vardı. Yağmur musade ettiğince seslendirmeye çalıştım ama burada bir kez daha anmak istiyorum.

İlkokul öğretmenlerimiz; Ahmet-Makbule Yazıcı, Mevlüt Yazıcı, Ali Nurkan, Ruhi Gürleyen, Erdoğan Kasım

Lise Öğretmenlerimiz: Demir Ünsal, Erdoğdu Ateşoğlu, İsmail Küçük, Aycan...., Esma Çam, Mevlüt Vayvay, Hilmi Çimen ilk aklıma gelenler...

Yağmur, tek tek duygularımızı sözlü olarak ifade etmemize fırsat vermese de yaşlı gözlerimiz, sarılan kollarımız en güzel duygu ifadeleriydi...

Oraya kadar gelmişken bize yabancı arka bina yerine, kendi okulumuza da bakmak istedik. Şimdilerde atıl duruma düşmüş okul binamıza girdiğimizde duygular tavan yaptı... ‘Aaa işte bizim sınıf, şurası öğretmenler odasıydı, şurası kütüphaneydi, bak bak şurası da katip Bekir ağabeyin odası ' diye koşuşturmaya başladık. Bu arada ıslanan telefonum nedeniyle anı telefonla da olsa bizimle yaşamak isteyen arkadaşlarımın bana ulaşamaması, benim görüntüleri onlara aktaramamam tek üzüntü kaynağım oldu.

Okulumuzdan yüklediğimiz binlerce güzel duygu ile ayrılırken son ziyaretimize de Şaban Hançerli hocamıza yaparak programımızı noktaladık.

Velhasıl dostlar, herşey çok güzeldi.Emeği geçen herkesi kutluyor, teşekkür ediyor ve bir dahaki teneffüste görüşmek üzere diyorum.

Bu yazı toplam 413 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sözcü 18 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : .../... | Haber Yazılımı: CM Bilişim