DÜNYA bugün adeta bir ateş çemberinin içinde. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla birlikte Orta Doğu’da tansiyon giderek yükseliyor. Bu gerilimin tam ortasında yer alan Türkiye ise coğrafi konumu nedeniyle gelişmeleri en yakından hisseden ülkelerden biri.
Bölgede neredeyse her gün yeni bir füze haberi geliyor. Sınır hattına yakın bölgelerde patlamalar yaşanıyor, füzelerin biri gidiyor diğeri geliyor. Herkes birbirini suçluyor; biri "Ben atmadım" diyor, diğeri "Ben de atmadım" diye karşılık veriyor. Tüm bu karmaşa içinde akıllara şu soru geliyor:
"Türkiye’yi de bu savaşın içine çekmek isteyen görünmeyen bir güç mü var?"
Küresel ölçekte artan askeri hareketlilik ve diplomatik krizler yalnızca bölgesel dengeleri değil, dünya barışını da ciddi biçimde tehdit ediyor. Uluslararası ilişkilerde tansiyonun yükseldiği bu günlerde, pek çok ülke aynı sorunun cevabını arıyor: Bu gerilim nereye varacak?
Tam da böyle bir dönemde, yaklaşık bir asır önce söylenen bir söz yeniden dünya gündeminin merkezine yerleşmiş durumda.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün 1930’lu yıllarda dile getirdiği "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi, bugün yeniden hatırlanıyor ve geniş kitleler tarafından paylaşılıyor. Atatürk’ün bu sözü, yalnızca Türkiye’nin dış politikasını şekillendiren bir prensip değil; aynı zamanda insanlığın ortak barış idealini ifade eden evrensel bir çağrı olarak görülüyor.
Aradan geçen onca yıla rağmen bu sözün değerini koruması tesadüf değil. Çünkü savaşların, çatışmaların ve güç mücadelelerinin arttığı her dönemde insanlar yeniden barışın kıymetini hatırlıyor. İşte bu nedenle Atatürk’ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" sözü, bugün sosyal medyada, uluslararası platformlarda ve akademik tartışmalarda yeniden gündeme geliyor; adeta bir barış manifestosu gibi paylaşılıyor.
Kısacası dünya savaşın gölgesinde yeni çıkış yolları ararken, yaklaşık yüz yıl önce söylenmiş bir cümle bugün hâlâ insanlığa yol göstermeye devam ediyor. Çünkü gerçek güç, savaşta değil barışı kurabilme iradesinde saklıdır.
"Yurtta sulh, cihanda sulh" ifadesi çoğu zaman kısa ve etkileyici bir slogan gibi algılansa da aslında çok daha derin bir anlam taşır. Bu söz, Türkiye Cumhuriyeti’nin iç ve dış politikasını yönlendiren temel ilkelerden biridir. Nitekim bu yaklaşım, Türkiye’nin anayasal düzeninde de yer bulmuş; Hem 1961 Anayasası’nda hem de 1982 Anayasası’nda devletin temel dış politika anlayışı olarak kabul edilmiştir.
Atatürk’ün bu ilkesini iki temel açıdan çok önemlidir. Birincisi, yurt içinde barış, huzur, toplumsal uyum ve hukuk ilkelerinin sağlanmasıdır. Demokrasinin temeli olan “kuvvetler ayrılığı” ilkesidir.
Hukuk devleti temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı devlet demektir. Bir ülkenin güçlü olabilmesi için önce kendi içinde barışı ve güveni tesis etmesi gerekir.
İkinci boyut ise uluslararası ilişkilerde barışın korunmasıdır. Atatürk’e göre hiçbir devlet yalnızca kendi çıkarlarını düşünerek kalıcı güvenlik sağlayamaz. Çünkü dünyadaki herhangi bir kriz, er ya da geç tüm insanlığı etkiler.
Bu bakımdan "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesi, modern uluslararası ilişkilerde sıkça kullanılan kolektif güvenlik anlayışının da erken bir ifadesi olarak kabul edilir. Atatürk, devletler arasında düşmanlık yerine iş birliğinin hâkim olduğu bir dünya düzeni hayal etmiştir.
Atatürk Devrimlerine burun kıvıranlar, "Lozan Zafer değil, hezimettir" diyenler, şimdi kuyruklarını sıkıştırmış ses çıkaramıyorlar.
Hatta son günlerde Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çeşitli konuşmalarında Atatürk’ün bu ilkesine atıfta bulunması dikkat çekiyor. Küresel krizlerin arttığı bir dönemde, barışın önemini vurgulayan bu sözün siyasal söylemlerde daha fazla yer bulması da tesadüf değil.
Bu durum, Türkiye’de zaman zaman yaşanan ideolojik tartışmaların ötesinde, Atatürk’ün barış anlayışının geniş bir toplumsal kabul gördüğünü de ortaya koyuyor. Bazı medya platformlarında Atatürk’e yönelik eleştiriler dile getirilse de, barış vurgusu içeren bu söz karşısında farklı kesimlerin ortak bir noktada buluştuğu görülüyor.
İLGİNÇ BİR GELİŞME
Son günlerde Atatürk’ün sözlerinin yanı sıra, onun sevdiği eserler ve kültürel mirası da yeniden gündeme gelmiş durumda. Özellikle Atatürk’ün sevdiği şarkılardan oluşan "Vasiyet" adlı albüm, müzik platformlarında büyük ilgi görüyor. Bu çalışma, Atatürk’ün manevi kızı Ülkü Adatepe’nin isteğiyle hazırlanmış ve farklı sanatçıların yorumlarıyla bir araya getirilmiştir.
Albümde yer alan eserler arasında Türk müziğinin hafızasında önemli yer tutan parçalar bulunuyor. Örneğin, Fikrimin İnce Gülü eserini Cem Adrian yorumlarken; Bülbülüm Altın Kafeste parçası Eftalya Yağcı tarafından seslendiriliyor. Yine Mazi Kalbimde Bir Yaradır eserini Birce Akalay ve Yasemin Ergun birlikte yorumluyor.
Albümde ayrıca Vardar Ovası, Dağ Başını Duman Almış ve Yemen Türküsü gibi Türk kültüründe önemli yer tutan eserler de yer alıyor. Bu şarkılar yalnızca müzikal bir değer taşımıyor; Aynı zamanda Türkiye’nin tarihsel hafızasını ve toplumsal duygularını da yansıtıyor.
Atatürk’ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" sözü bugün adeta bir atasözü gibi dünyanın birçok yerinde hatırlanan bir ifade hâline gelmiştir. Bu söz, uluslararası ilişkilerde anlaşmazlıkların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiğini anlatır. Aynı zamanda insanlık için ortak bir değer olan sevgi, saygı ve barışın önemini vurgular.
Atatürk’ün bu yaklaşımının temelinde, insana duyduğu derin saygı vardır. Ona göre savaş, ancak kaçınılmaz olduğunda başvurulabilecek bir yoldur; esas olan barışı korumaktır. Bu nedenle onun sözleri yalnızca bir dönemin siyasi söylemi değil, aynı zamanda evrensel bir barış ideali olarak kabul edilmektedir.
Bugün dünyanın birçok bölgesinde çatışmaların yaşandığı bir ortamda, yaklaşık bir asır önce dile getirilen bu sözün yeniden gündeme gelmesi aslında insanlığın ortak arayışını gösteriyor. Çünkü değişmeyen gerçek şudur: Barış yalnızca bir ülkenin değil, tüm dünyanın ortak ihtiyacıdır.
Bu nedenle Atatürk’ün sözleri bugün sadece Türkiye’de değil, küresel ölçekte de anlamını korumaya devam ediyor.
"Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesi, geçmişten bugüne uzanan bir çağrı olarak hâlâ insanlığa şunu hatırlatıyor: Gerçek güç, savaşta değil barışı koruyabilme iradesinde saklıdır. (www.sonsoz.com.tr'den alınmıştır.)