Aydınlarımız nasıl katledildi?

Abbas SATIR

TÜRKİYE’nin yakın siyasi ve toplumsal tarihi, yalnızca darbelerle, ekonomik krizlerle ya da siyasal kırılmalarla değil; aynı zamanda düşünce insanlarına, akademisyenlere, gazetecilere ve bilim insanlarına yönelik sistematik saldırılarla da şekillendi.

Atatürkçü Düşünce Derneği Kurucu Genel Başkanı Muammer Aksoy 31 Ocak 1990’da, akademisyen/ yazar Prof. Dr. Bahriye Üçok 6 Ekim 1990’da katledildi. Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993’te arabasına yerleştirilen bomba ile katledildi. 11 Ocak 1995’te Onat Kutlar, 21 Ekim 1999’da Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı cinayetleri işlendi.

Ve... Necip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002 tarihinde Ankara'da evinin önünde uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti

1990’lı yıllar, Cumhuriyetin temel değerlerini savunan, laikliği, demokrasiyi ve çağdaşlaşmayı yaşam felsefesi haline getirmiş aydınların hedef alındığı karanlık bir dönem olarak hafızalara kazındı.

Bu dönem, aydınlanmaya karşı yürütülen karşı devrimci sürecin en sert ve en acımasız yüzünü gösterdi.

Cumhuriyetin kazanımlarına ve toplumsal aydınlanmaya yönelik saldırılar, yalnızca fikir düzeyinde kalmamış; düşünceyi temsil eden insanlar doğrudan hedef haline getirilmiştir.

Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu gibi isimler, Atatürk ilke ve devrimlerini rehber edinmiş, dürüstlükleri ve cesaretleriyle topluma önderlik etmiş aydınlar olarak karanlık odakların hedefi olmuşlardır.

Bu cinayetler, bireysel saldırılar değil; Türkiye’nin demokratikleşme ve çağdaşlaşma iradesine yönelmiş organize ve planlı eylemler olarak tarihe geçti.

Faili meçhul ya da faili bilinse bile arka planı aydınlatılamayan bu suikastlar, Büyük Atatürk’ün çağdaş ve demokratik Türkiye idealinin bilinçli şekilde gölgelenmek istendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Aydınlar, kalemleriyle, düşünceleriyle ve bilimsel çalışmalarıyla toplumun karanlıkta kalan yönlerini aydınlatırken; aynı zamanda çıkar ilişkilerine, gericiliğe ve anti-demokratik yapılara karşı da güçlü bir set oluşturuyorlardı. İşte tam da bu nedenle susturulmak istendiler.

Ancak tarih göstermiştir ki düşünceyi öldürmek mümkün değildir. Aydınlarımız bedenen aramızdan koparılmış olsa da savundukları fikirler toplumun vicdanında yaşamaya devam ediyor.

Katledilen her bir aydın, artık yalnızca bir isim değil; birer fikir abidesi, birer demokrasi simgesi haline gelmiştir. Demokrasi, laiklik, bilimsel eğitim ve özgür düşünce mücadelesi onların bıraktığı mirasla bugün de sürmektedir.

Sanılmamalıdır ki Türkiye’nin aydınlanmacı ve ilerici damarları kesilerek yok edilebilir. Aksine, bu cinayetler toplumda daha güçlü bir farkındalık yaratmış, demokrasi ve hukuk talebini daha da görünür kılmıştır. Aydın cinayetleri, yalnızca bireylere değil, doğrudan demokrasiye yönelmiş en ağır darbelerdendir. Toplumu sindirmeyi amaçlayan karanlık zihniyet, bilimin ve aklın ışığı karşısında erimeye mahkûmdur.

Adalet ve Demokrasi Haftası’nın yıl dönümlerinde yapılan anmalar, yalnızca geçmişi hatırlamak için değil; aynı zamanda geleceğe dair sorumluluğumuzu hatırlamak için de büyük önem taşımaktadır. Büyük Atatürk’e, adalet ve demokrasiyi savunmak uğruna bedel ödeyen aydınlarımıza ve laik Cumhuriyet’e büyük bir borcumuz vardır.

Bu borç, ancak birlik ve beraberlik içinde demokrasi mücadelesini sürdürerek, hukukun üstünlüğünü ve özgür düşünceyi savunarak ödenebilir.

Bugün bir kez daha altını çizmek gerekir ki; aydınlar öldürülerek yok edilemez.

Onların fikirleri, toplumun yolunu aydınlatan sonsuz bir ışık kaynağı olmaya devam edecektir.

Aramızdan bedenen ayrılsalar da düşüncelerinin savunucusu olmak, yalnızca bir vefa borcu değil; Aynı zamanda demokratik bir Türkiye idealine sahip çıkmanın en temel gereğidir.

Mumcu’nun 20 Ocak 1975’te kaleme aldığı "Çağın Suçu" yazısındaki şu ifadeleri hala zihinlerimizde ;

"Baskıya boyun eğmeyen, gelen geçen yönetimlere maşalık etmeyen, içinde insanlık onurunu bir değişilmez hazine gibi saklayan insanlardır çağlarına ve toplumlarına yakışanlar, faşizmin utanç duvarlarına karşı birer ‘fedai mangası’ gibi dövüşenler her toplumda, her dönemde, karanlığa karşı sıkılmış bir yumruk gibi uzanıp geliverdiler bugüne kadar. Açılan yumrukların içinden özgürlük güvercinleri uçtu havaya."

Demokrasi ve hukuk yolunda can veren aydınlarımızı saygıyla anıyorum.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.