Biz geride kalanlar! Günah işlemeye devam...

Yavuz PEHLİVANOĞLU

Bazan hayatı algılamada zorluklar çekiyorum... Hayatın anlamını çözmede kargaşalar yaşıyorum...

Nasıl zorluklar çekmeyeyim, nasıl kargaşa yaşamayayım ki?

Bir tarafta her köşesi cennet bir dünya, çeşit çeşit meyveler ve yiyecekler... Pırıl pırıl serin sular... Sıcak güneş... Muhteşem kış manzaraları... 

Ya baharlar?

Baharlar genelde acemi ressamdır! Her yeri yeşil renge boyarlar, yazın olgunlaşır tecrübe edinir... Muhteşem ustalığını sonra gösterir... Binlerce, milyonlarca rengi ile insanın kanını donduracak canlı tablolar çizer ve bütün meyveler olgunlaşır tatlanır... Arılar yarış ederler petekleri doldurmak için... Dünyanın en güzel aromaları da sonbaharın eseridir... Zalim kışın pençesinden kurtulan acemi ilkbahar, yazın sıcağında olgunlaşır, son deminde muhteşem eserlerini yalancı dünyanın her köşesinde sergiler...

Bunu anlamak için bilim adamı veya din adamı olmaya gerek yoktur!

Gören gözün, hisseden tenin, bakmak için zamanın varsa mutlaka ucundan kulağından bir yeri görebilir, hissedebilir, beynin de varsa, içine kayıt edebilirsin... 

Bu saydıklarım bize Yüce Yaradanın yarattığı dünya gezegeni vasıtası ile sunduğu dünya nimetleridir... Her şeyi yok eden kış mevsimini sona bıraktım...

Yaratıcının dünya vasıtası ile bize sunduğu nimetler yetmemiş olsa gerek ki, bir de insanların yarattıgı nimetler var ki say say bitmez...

İnsanı kuş misali gök yüzünde uçuran uçaklar, ateş gibi yanan yaz aylarını serinletip bahar havası veren klimalar, diş arısını dindiren ilaçlar, denizlerde insanları balıklar gibi gezdiren gemiler, meyveleri-sebzeleri uzun süre bozulmadan saklayabilen buzdolapları, rengarenk, model model arabalar, boş bir insanı bile adam gibi gösteren elbiseler, ayakkabılar, essah  veya sahte takılar, kocaman kocaman, şaşaalı, insanı her türlü dış etkenden koruyan evler...

Geride kalan insanlara toplum içinde statü kazandıran masalar vardır kocaman kocaman... Kapısında bekçisi olan, bir başka insanın ölüm emrinin verilebildiği makam odaları... İnsanlar kendi yarattıklar bu nimetlerden kapmak, daha çoğuna sahip olmak için yarış ederler  kıyasıya. 

Hatta birbirlerini boğarlar, kesip öldürürler! Bazıları da daha çok yalan dünya nimeti yaratmak için gecesini gündüzüne katar, insan olduğunu unutur, bombalar-füzeler, silahlar bile yapar insanları öldürmek, sonbahar tablolarını yok etmek için...

İçi iman dolu kaç insanoğlunu yoldan çıkartmaz ki bu kadar güç ve nimet?

Aslında soruyu  başka türlü sormalıydım... Mesela söyle demeliydim:

- Hangi imanlı insan koşar ki bu sahte nimetlerin peşinden? 

Galiba 'ölüm' tek kurtuluş yolu daha fazla günah işlememek için...

Bu yüzden olsa gerek ki yaşayanlara, "geride kalanlar" diyoruz... Bu yüzden olsa gerek ki yaşamak, yaşatmak için değil ölmek ve öldürmek için mücadele ediyoruz... İşin en şizofren tarafı da ne biliyor musunuz?

Ölünce cennete gidebilme, sonsuz nimetlerden nasiplenebilme derdi ile yanıp tutuşanların, tek derdi yaşamak! Yaşamak için gerekirse ölmek ve öldürmek olan insanların yarattığı dünya mallarından bolca edinme gayretleri ve bu uğurda gece gündüz mücadele etmeleri...

Ne mutlu ki depremde ölenler kurtuldu, başımız sağolsun!!!

Biz geride kalanlar! Günah işlemeye devam...

Yorum Yap
UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.