BİR işletme düşünün: 2 yıl boyunca 0₺ reklam geliri, milyonlarca dolar gider.
Ticari intihar mı? Hayır. Bu, dünyadaki en zarif "Kara Para Aklama" taktiğidir.
Ekol TV dosyasını açıyoruz: Paravan şirketler, "Yargı" kamuflajı ve baronların nakit havuzu.
Başlıyoruz.
Ekol TV vakası, basit bir patronluk hevesi veya başarısız bir ticari girişim değildir; ders kitaplarına girecek türden, ilmek ilmek örülmüş bir "Entegrasyon ve Yerleştirme" operasyonudur.
Neden inşaat ya da gıda değil de medya?
Çünkü manavda bir domatesin fiyatı bellidir, sorgularsınız.
Ancak medya, finansal mühendisliğin "Karanlık Odası"dır. Bir "danışmanlık hizmetinin" ya da "teknolojik altyapı kurulumunun" tavan fiyatı yoktur. Maliyeti kağıt üzerinde şişirerek, kaynağı belirsiz, gri ve ağır parayı sisteme sokmanın dünyadaki en zarif yoludur bu.
Peki, siz olsanız, elinizdeki milyonlarca doları kimsenin ruhu duymadan yasal sisteme nasıl enjekte ederdiniz?
Cevap, kurulan paravan şirketlerin o sessiz dansında gizli.
Bu dünyada hayatta kalmanın birinci kuralı şudur: "Asla kendi imzanı atma".
Ekol TV’nin lisansına bakıyorsunuz, kağıt üzerinde "Vim Medya" yazıyor. Yönetim kurulunda Serdar, Ömer, Ahmet gibi isimler var.
Peki parayı veren, stüdyoları gezen, "Patron benim" edasıyla dolaşan Mübariz Mansimov nerede? Resmi kayıtlarda yok.
İşte burası, "Gölge Sahiplik" mekanizmasının devreye girdiği o gri alandır.
Gerçek oyuncu operasyonel kontrolü elinde tutar, ancak hukuki sorumluluğu "Emanetçi" dediğimiz, feda edilebilir figürlere yıkar.
Bu sayede, yarın bir gün devlet kapıyı çaldığında "Benim hissem yok, sadece yardımcı oldum" deme, yani inkar edebilme lüksünü satın alır.
Bu devasa çarkı döndüren, reklam geliri olmayan ama milyonlar yakan bu kanala akan o "yakıt" nereden geliyor dersiniz?
Motorun çalışması için yakıt, yani "Sıcak Para" gerekir.
Açık kaynak verilerini incelediğimizde bu yakıtın kaynağının, yasa dışı bahis dünyasının baronlarından Veysel Şahin’in havuzu olduğu iddia ediliyor.
İşte burada kara para aklamanın en riskli ve ilk aşaması olan "Yerleştirme" devreye giriyor.
Bahis parası nakittir, kirlidir ve inanılmaz derecede ağırdır. Bunu bankaya çuvalla götürüp yatıramazsınız. Ama "Medya Yatırımı" adı altında; dekorasyon, teknoloji transferi ve astronomik transfer ücretleri üzerinden harcamaya başlarsanız, o kirli para bir anda "Ticari Gider" kılığına bürünür.
Ekol TV'nin henüz tek kuruş reklam almadan, İstanbul'un en pahalı lokasyonlarında devasa stüdyolar kurması ticari bir intihar değil, bilinçli bir "Maliyet Şişirme" operasyonudur.
Gider ne kadar yüksekse, sisteme sokulan para o kadar fazladır.
Ama bu parayı korumak için çok sağlam, delinmez bir "Kalkan" gerekir. O kalkan ne mi?
Para akışı sağlandı, ama bürokrasiyi uyutmak, gözleri başka yöne çevirmek lazım.
Burada devreye "Psikolojik Operasyon" giriyor. İlk başta kanalın adını ne koymak istediler, hatırlayın: "Yargı TV".
Bu isim tesadüf mü sanıyorsunuz? Asla. Sahada tesadüflere yer yoktur.
Bir suç gelirini aklarken, kendinizi "Adalet" kavramının arkasına saklarsanız, devletin denetim mekanizmalarında bir anlık tereddüt yaratırsınız.
"Yargı TV" ismi, adliye koridorlarına ve savcılara "Biz sizdeniz, sizin sesiniziz" mesajı veren bilinçaltı bir kalkandır.
Ünlü hukukçu Ersan Şen’in vitrine konulması da bu "Meşruiyet Transferi"nin en kritik parçasıdır.
Vitrinde güvenilir bir hukukçu, tabelada "Yargı" ismi...
Hangi mali denetim uzmanı bu parıltılı vitrinin arkasındaki o kirli mutfağa bakmaya cesaret edebilir?
Ama bazen sistem dışarıdan değil, içeriden delinir.
Güvenlik bürokrasisinde en büyük zafiyet "Körlük" değildir, "Aşinalık"tır.
Bir Başsavcı'nın, henüz denetimden geçmemiş, ne olduğu belirsiz bir medya plazasına gidip fotoğraf vermesi, sistemin tüm sigortalarını attırır. Dönemin Başsavcısı'nın Ekol TV ziyaretini düşünün.
Bu ziyaret, alt kademedeki tüm denetçilere şu mesajı verir: "Bu kurum güvenlidir, dokunmayın". İstihbaratta buna "Güvenlik Protokolünün Atlatılması" denir.
Genel Yayın Yönetmeni Emrah Doğru’nun buradaki rolü gazetecilikten ziyade, "İlişki Ağı Tüccarlığı"dır. O, sermaye ile devlet arasındaki o gri köprüyü kuran kişidir.
Kanal iki yıl boyunca, tek kuruş reklam geliri olmadan milyonlar harcadı ve kimse "Bu değirmenin suyu nereden geliyor?" diye sormadı. Ta ki, içerideki çıkar çatışması, dışarıdaki sessizlik anlaşmasını bozana kadar.
Peki, sistem alarm vermeye başladığında profesyoneller ne yapar?
Sistemin alarm çanları çaldığında, bu işin kitabını yazanların uyguladığı tek bir strateji vardır: "Kaçış Planı".
Ersan Şen’in bir anda "Benim ilgim yok" diyerek çekilmesi, Mansimov’un "Hisse devri olmadı" savunması...
Bunlar anlık panik reaksiyonları değil, önceden planlanmış acil durum rampalarıdır.
Kara para aklama operasyonlarında, yapının çökme ihtimaline karşı her zaman geride bırakılacak bir "Günah Keçisi" seçilir.
Şu an dosyada adı geçen "resmi" Yönetim Kurulu üyeleri (Vim Medya), büyük oyuncuların arkasında bıraktığı o kurbanlardır.
Burada kritik soru şu: Devlet bu "Kabuk Yapı"yı çözdüğünde ne yapacak?
Türk Ceza Kanunu 55. Madde devreye girer: "Müsadere". Yani devlet, suç geliriyle elde edildiği düşünülen o kameralara, o stüdyolara el koyar.
Çünkü hukukta zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir, yenmez.
Peki bu operasyon neden yıllar sonra, tam da şimdi patladı?
Veysel Şahin tahliye oldu, siyasi ziyaretler yaptı, bir "Normalleşme" süreci başladı sandılar. Ama yaptıkları ölümcül hesap hatası şuydu: Paranın izi asla silinemez.
Lojistik olarak bakıldığında, Ekol TV vakası bize Türkiye'deki "Reaktif Denetim" sorununu tüm çıplaklığıyla gösteriyor.
Denetim mekanizması, para harcanırken değil, yapı çöktükten sonra devreye girdi. Önleyici istihbaratın çalışmadığı yerde, savcılar ancak ceset üzerinde otopsi yapar.
Bu vaka, yasa dışı bahis parasının yani o kara paranın, medya gücüyle (Nüfuz) birleşip siyaseti dizayn etme girişimidir.
Siz sadece ekranda dönen haberi izlediniz, ama arkada dönen, milyonlarca dolarlık devasa bir "Temizleme" makinesiydi. Şimdi makine bozuldu, dişliler etrafa saçılıyor.
Sonuç olarak; Ekol TV bir haber kanalı değil, kusursuz bir vaka analizidir.
Bu dosyadan öğrendiğimiz teknik dersler şunlar:
1. Gölge Sahiplik: Gerçek patron asla imza atmaz.
2. Maliyet Şişirme: Reklam geliri yoksa, abartılı harcamalar kara parayı aklar.
3. Meşruiyet Kalkanı: Hukuk ve Yargı temaları, denetimi geciktirir.
Bir dahaki sefere devasa bütçeli ama geliri belirsiz bir yapı gördüğünüzde, vitrindeki mankenlere değil, binanın temeline bakın.
Çünkü istihbarat analizi, görüneni değil, saklananı bulma sanatıdır...
SERKAN YILDIZ / @serkan80yildiz / 9 Ocak 2026 X bilgiseli...