Gemi Türk, mürettebat Türk, şirket İstanbul merkezli...

Misafir Kalem

Gemi Türk, mürettebat Türk, şirket İstanbul merkezli?

Operasyonda Amerikan DEA var, İngiliz NCA var, Türk Polisi YOK?

400 Milyon Euro değerindeki yasaklı madde

Ankara'nın masadan silindiği o "sessiz protokol"

Turhan Çömez ve Murat Bakan'ın iddialarını analiz ediyoruz.

Elli bir yaşındaki bir gemi, modern denizcilik standartlarına göre yüzmesi gereken bir araç değil, suyun üzerinde zorla tutulan bir "ceset"tir.

Sigorta şirketleri bu metal yığınlarına teminat vermez, liman otoriteleri tiksinerek bakar. Ancak 'United S', tam da bu yüzden seçildi. Karteller için bu gemi bir ulaşım aracı değil, sadece pahalı bir ambalaj kağıdıydı.

Yarım asırlık bu pas yığını, hurda niyetine satın alındığında maliyeti, taşıyacağı 400 milyon Euroluk yükün yanında bir "yuvarlama hatası" kadar küçüktür. Biz buna sahada "Kullan-At Lojistiği" deriz. Gemi yakalansa da batsa da, patronlar için sadece koli bandı masrafı kadar bir kayıptır.

Ama asıl soru şu: Bu kadar riskli bir "tabut", okyanusun ortasında ne arıyordu? Cevap, geminin rotasında değil, manifestosundaki yalanlarda gizli.

Gemi yüzmüyordu sadece devasa bir suç mahallini sırtında taşıyordu.

Peki, geminin içindeki o yabancılar kimdi?

Bir ticaret gemisinin personel listesine baktığınızda, güvertede halat çekmeyen ya da makine dairesinde yağa bulanmayan isimler görürseniz, alarm zilleri çalmalıdır.

United S gemisinde tespit edilen o iki Sırp vatandaşı, denizci değildi. Yeraltı dünyası onlara "Noter" der.

Küresel suç ekonomisinde güven diye bir kelime yoktur, sadece teminat vardır. Malın sahibi olan Balkan baronları ile taşıyıcı olan Türk ağı arasında bir "rehine protokolü" işliyordu. Bu silahlı adamların görevi gemiyi korumak değil, kaptanın ensesinde nefes almaktı. Olası bir ihanette, rotadan sapmada veya malın eksilmesinde tetiği çekecek olan, geminin resmi kaptanı değil, bu gölge denetçilerdi.

Denizcilik ehliyeti olmayan bir adam köprü üstünden ayrılmıyorsa, geminin dümeni kaptanda değil, o adamın belindeki silahtadır.

Ama asıl ustalık, o devasa yükü "tuz" gibi masum bir maddenin içine nasıl sakladıklarıydı.

Geminin resmi yükü olarak "Tuz" seçilmesi, acemi bir tercih değil, laboratuvar hassasiyetinde bir karardı.

X-Ray cihazlarının ve yoğunluk ölçerlerin çalışma prensibini bilenler, tuzun kristal yapısının, organik maddeleri ekranda nasıl bir "hayalet"e dönüştürdüğünü iyi bilir.

Bu, basitçe malı çuvalların altına saklamak değil; malı, tuzun kimyasal gürültüsü içinde eritmektir. Cihazlar tarama yaptığında, tuzun yoğunluğu ile aranan maddenin yoğunluğu birbirine karışır ve ekran körleşir.

İspanyol özel timlerinin gemiye çıktıklarında ellerinde dedektörler yerine küreklerle kazı yapması, istihbaratın ne kadar nokta atışı olduğunu gösteriyordu. Çünkü rastgele bir aramada o "iğneyi" bulmak imkansızdı.

Homojen yükler; çimento, hurda veya tuz... Gümrük memurunun kabusu, kaçakçının rüyasıdır.

Ancak, kusursuz kimya bile lojistik bir felaketi önleyemedi.

Yarım milyar dolarlık bir serveti taşıyan organizasyonun "benzin almayı unutması" kulağa komik gelebilir, ama bu bir unutkanlık değil, zincirin kopuşudur.

Gemi, liman kayıtlarına girmemek için sadece tek yönlük yakıtla yola çıkmıştı. Plan, açık denizde, radarlarda görünmeyen bir hayalet tankerle buluşup depo doldurmaktı.

Ancak o gece bir şeyler ters gitti. Belki bölgedeki askeri hareketlilik, belki de havadaki sinyal istihbaratı yoğunluğu o tankeri korkuttu. Buluşma noktasına gelmedi. United S, devasa okyanusun ortasında yakıtsız, savunmasız ve hareketsiz kaldı. Sürüklenen bir gemi, deniz polisleri için "gel beni al" diyen bir davetiyedir.

Suç dünyasında en zayıf halka her zaman dışarıdan beklenen destektir. Yakıt biterse, kaçış planı suya düşer.

Peki, onları kurtarması gereken "dokunulmazlık" bayrağı neden işe yaramadı?

Geminin kıçında dalgalanan Kamerun bayrağı, vergi kaçırmak için değil, sözde bir "hukuki kalkan" sağlamak için oradaydı.

Ancak kartel, ucuz bürokrasinin bedelini ağır ödedi. Uluslararası sularda bir gemiye çıkmak için o bayrağı veren devletin izni şarttır. Güçlü bir devlet bu izni aylar sonra verebilir veya hiç vermez.

Kamerun gibi bürokrasisi zayıf, diplomatik gücü olmayan ülkeler ise, İspanya gibi devlerden gelen "Müdahale edeceğiz" baskısına direnemez. İzin süreci sadece 4 saat sürdü. Kartel, denetimsiz olduğu için bu bayrağı seçmişti ama unuttukları şuydu: Sizi denetlemeyen devlet, sizi koruyamaz da. O bayrak bir zırh değil, sadece hedef tahtasını büyüten bir bez parçası oldu.

Gemiyi "sahipsiz" bırakan bu hamle, operasyonun önünü açtı.

Peki, gemi kendini dijital dünyada nasıl gizlemeye çalıştı?

Gemi, yakalanmadan önce bir aydan fazla süre "Otomatik Tanımlama Sistemi"ni (AIS) kapattı. Taktik basitti: Ekranlarda görünmezsen, orada değilsindir. Ama bu, 1990'larda kalan bir yanılgı. Bugünün teknolojisinde sinyali kesmek, "Ben buradayım ve bir suç işliyorum" diye bağırmakla eşdeğerdir.

Sivil radarlar sizi göremeyebilir ama askeri uydular için okyanusun ortasındaki o metal kütle, karanlıkta yanan bir işaret fişeğidir. AIS verisi ile radar görüntüsü eşleşmediğinde, algoritmalar o gemiyi otomatik olarak "Karanlık Hedef" listesine alır. Dijital çağda görünmezlik yoktur, sadece "şüpheli veri" vardır. Sessizliğe bürünmeleri, onları saklamak yerine, avcıların dikkatini daha hızlı çekti.

Karanlık, uydular için sadece basit bir kontrast ayarıdır.

Peki, bu operasyonun İstanbul ayağındaki "şirket" aslında neydi?

Geminin işletmecisi kağıt üzerinde İstanbul merkezli bir firma görünüyor. Ama derinlemesine baktığınızda karşınızda bir "Kabuk Şirket" bulursunuz.

Gemi, operasyondan sadece aylar önce, sanki bu iş için özel olarak kurulmuş veya satın alınmış bir yapıya devredilmiş.

Gerçek patronlar asla ön planda olmaz. İmzayı atanlar, genellikle mali darboğazda olan ya da denizcilik geçmişi şaibeli piyonlardır. Şirket, gemiyi uzun vadeli ticaret için değil, tek bir "intihar görevi" için bünyesine katmıştır. Ofis masaları, dosyalar, sekreterler... Hepsi birer tiyatro dekorudur. Para trafiği çoktan offshore hesaplarda kaybolmuştur bile.

Ticaret sicil gazeteleri gerçeği yazmaz, sadece yasal kılıfı belgeler.

Ama asıl hikaye, geminin izlediği o tuhaf rotada, "Otoyol 10"da saklıydı.

Gemi Brezilya açıklarından Avrupa'ya doğru yola çıktı ama yükünü bir liman vincinden almadı. Limanlar; kameraların, gümrükçülerin ve köpeklerin olduğu riskli alanlardır. Kartel, bu riski sıfıra indirmek için yüklemeyi "Mavi Koridor" dediğimiz uluslararası sularda yaptı.

Küçük balıkçı tekneleri, okyanusun denetimsiz boşluğunda, gecenin karanlığında tonlarca yükü gemiye taşıdı. Uydu verilerine baktığınızda geminin hızını anlamsızca düşürdüğü, olduğu yerde daireler çizdiği o anlar, aslında suçun delilidir. Gemi yasal bir limana hiç uğramadan, kirli yükü "evden uzakta" teslim aldı.

Suç, devletlerin yargı yetkisinin bittiği, o 12 millik sınırın ötesinde başlar. Okyanusun ortasında duran iki gemi, asla manzaranı tadını çıkarmak için yan yana gelmez.

Operasyonun künyesi kalabalık: Amerikan DEA, İngiliz NCA, Fransız Gümrüğü, İspanyol Polisi...

Ama listede çok önemli bir eksik var: Gemi Türk, personel Türk, şirket Türk olmasına rağmen Türk Emniyeti yok.

Bu, bürokratik bir unutkanlık değil, istihbarat dünyasının en soğuk kuralıdır: "Bilmesi Gereken Prensibi".

Eğer bir ülkenin kurumlarında sızıntı riski görülüyorsa veya güven zedelenmişse, o ülke "Sessiz Gözlemci" bile yapılmaz, tamamen karanlıkta bırakılır.

Bilgi, operasyonun selameti için kaynak ülkeden saklanmıştır. Ankara'nın telefonunun çalmaması, hattın bozuk olduğunu değil, hattın kasıtlı olarak kesildiğini gösterir.

Masada değilseniz, operasyonu yöneten değil, hakkında işlem yapılan tarafsınızdır.

Ve final... Bu olay bize ne anlatıyor?

United S vakası, Türkiye'nin artık sadece bir geçiş güzergahı değil, küresel lojistikte bir "Hizmet Sağlayıcı" olduğunu yüzümüze çarptı.

Finansör Balkanlardan, üretici Latin Amerika'dan, lojistik Türkiye'den. Bu şeytan üçgeni, Doğu Akdeniz'i yeni bir dağıtım merkezine çevirdi.

Paslı bir gemi ve 10 tonluk o beyaz yük, güvenlik bürokrasisindeki izolasyonu ve "Gri Liste" riskini somutlaştıran bir anıttır artık.

Gemi bağlandı, personel tutuklandı, manşetler atıldı.

Ama unutmayın; bu ağı kuran, o rotayı çizen ve parayı yöneten "Mühendisler" gemide değildi.

Onlar hala dışarıda, ellerinde yeni bir harita ve yeni bir paslı gemi arayışındalar.

Bu bilgisel sadece buzdağının görünen kısmıydı.

Küresel stratejiler, vaka analizleri ve satır aralarında kalan gerçekleri YouTube kanalımda çok daha detaylı anlatıyorum.

Kanal henüz çok yeni, ilklerden olup yerinizi şimdiden alın...

SERKAN YILDIZ / @serkan80yildiz / 14 Ocak 2026 X bilgiseli

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.