CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 92’si tutuklu, toplam 414 sanıklı İBB davasının duruşması İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda devam ediyor.
İBB Davasında 19. duruşma duruşma günü; İstanbul Senin ve hayata dahi geçmemiş İBB Hanem uygulamaları üzerinden “veri sızdırıldığı” iddiasının yöneltildiği Eylem 13’ten tutuklanan isimlerin savunmalarıyla sürüyor.
10:50 | GEÇEK'İN SAVUNMASIYLA BAŞLADI
5. haftanın son duruşması, İSTTELKOM A.Ş. Genel Müdürü Melih Geçek’in çapraz sorgusu ve avukat savunmasıyla başladı.
11.25 | İMAMOĞLU: "BU İFTİRANAME ÇÖPÜN İÇİNDE ÇÜRÜMÜŞ BİR ÇÖPTÜR"
Ekrem İmamoğlu soru sormak üzere söz aldı. İmamoğlu, "hiçbirimizin tanımadığı" diye bahsettiği Hüseyin Gün'ün iddianamede kendisinin altında bir "örgüt yöneticisi" olarak gösterilmesine tepki gösterdi.
Ekrem İmamoğlu: “Hakikati aramak bu iddianame içerisinde bir yanıyla çok kolay, bir yanıyla çok zor. Çünkü gerçekten iddianame içerisinde olan biteni, sizlerin açıklamalarından sonra daha iyi idrak ediyoruz ve orada iddia makamının bir kurgu üzerinden bir senaryo yazıp, sonra o senaryoyu yerleştirmek için insanları köşe başlarına oturtmak gibi bir yol ve yöntemle arayış içerisinde olması, bugün hicap duyulacak bir duruşmayla, mahkemeyle, bir İBB davasıyla ya da İmamoğlu davasıyla bizi buluşturdu.
Melih Bey, son olarak kurumumuzda bir genel müdür makamında görev yaptınız. Bu göreve başlangıç sürecini, birkaç ayı da kapsayan — yaklaşık altı aya yakın bir süreci — aslında gecikmeli de olsa profesyonel bir bakışın ve arayışın unsuru olarak değerlendiriyorum. Bu kadar yakın siyasi bir yoldaşlık geçmişimiz olmasına rağmen, bir telkinim, bir zorlamam, bir baskım, ‘Melih Geçek’ olacak diye bir şey duydunuz mu? Veya böyle bir şey hissettiniz mi bu tür sohbetlerde ya da bu tür karşılıklı iş görüşmelerinde?”
Melih Geçek: Başkanım, asla duymadım. Hatta sizin bir sözünüz var, burada söylemekten de çekinmiyorum. 2019 başında, ‘Kimse bana ‘ben ne olacağım’ diye gelmesin’ dediniz. Biz de o yüzden sizi bu konuda hiç rahatsız etmedik. Sizle de bu süreçteki tek temasımız, göreve başlamadan bir gün önce fotoğraf çektirdik. ‘Hayırlı olsun’ dediğimiz beş dakikalık bir görüşmemizdi. O kadar.
Ekrem İmamoğlu: “Bizim bütün bu oluşturduğumuz profesyonel kurullardaki arayışımız, aslında milletin evlatlarıyla çalışma çabasıdır. Yani eşim, dostum, akrabam, damadım, kızım eniştem gibi bir arayış değil; bilakis milletin evlatlarıyla çalışma arzusudur. Bu da İstanbul Büyükşehir Belediyesi kurumunun millete ait olduğunun bilinciyle hareket etmemizden kaynaklanmıştır. Zira şu ana kadar gördüğünüz üst düzey yöneticilerimizde AK Partilisi, MHP'lisi ya da o dönemlerde işe başlamış insanları gördünüz, yine göreceksiniz. Ve hiçbirisinin geçmişi değil, liyakati sorgulanmıştır.”
‘Özel vasıflı üye’ kavramının ne ifade ettiğini herhalde bir tek yazan iddia makamı biliyor. Biz bilmiyoruz. Bizim dünyamızda özel vasıflı üye yok. 86 milyon insanın eşitliği var. Bizim ruhumuzda 16 milyon insanın eşitliği var. 100 bin kişilik İBB kadrosunun eşitliği var. Hiç kimseyi birbirinden ayırmadığımızın işareti olması açısından ifade ediyorum. İçinde Türk'ü, Kürt'ü, Alevi'si, Çerkez'i, Boşnak'ı herkes var. Hiç kimse birbirinden ayrı değil. Milletin evlatları bakışı vardır. Onun altını çizeyim sizin huzurunuzda.
Yine size ‘Şunu genel müdür yardımcısı yap, şunu kadronu al, şunu şöyle çalıştır, şu kişiye özel bir vasıf belirle’ ya da şu firmaya ya da gayri meşru, hukuka uygun olmayan, kişisel olarak direkt ya da dolaylı bir talebim ya da bir talimatım size geldi mi ya da böyle bir durum oluştu mu?”
MELİH GEÇEK: "ASLA OLMADI BAŞKANIM"
Ekrem İmamoğlu: "1600’e yakın denetim, teftiş geçirmemize rağmen, tertemiziz. Yani bu 1600, altı yıllık süreçtir Sayın Başkan, Sayın Heyet. Yanı sıra ifade edeyim ki daha önce hiç olmadığı kadar -sıfırdı çünkü- iç denetim mekanizmalarını da hem iştirakler düzeyinde hem kurum içindeki düzeyde en maksimum seviyeye taşıdığımızın da bu soruyla altını çizmek isterim. Bunu da duymak önemli.
Bu 13. Eylemde, hiçbir tarafında olmadığını ifade ediyorsun ama yine de bilimsel ve teknik olarak hem İBB Hanem hem şu… Ne kadar boş, ne kadar insanların burada değil bir gününü, bir ayını, bir saatini bile geçirmesinin kul hakkı yemek olduğunun da altını çizerek söylüyorum. Hicap duyarak dinledim. Burada bir kez daha aydınlandım. Ben yüzde 10 bilgi sahibiydim, yüzde 90’a çıktı seviyem buradaki ifadelerden sonra. Bu utanç verici süreçle ilgili, teknik süreçleri uzaktan, bazen yakından, o bahsettiğiniz bilim ve teknoloji kurulunda olmanızdan dolayı, yani teknik olarak, yüksek teknolojiye bakan birisi olarak, bunun bir önem atfetseydi, böyle bir sıkıntı, böyle bir risk olsaydı, benim kapımı çalar, ‘Böyle bir risk var Başkanım, bunu asla yapmayın’ diyecek bir karakterde, diyecek bir konumda olduğunu da biliyorum. Sen de ifade ediyorsun ama böyle bir şey hissettin mi? Çekindin mi bana gelmekte? Ya da çekindiysen, niye çekindin? Onu sormak istiyorum."
Melih Geçek: "Başkanım, asla çekinmedim. Bazı projelerde uyarmışlığım oldu. Ben böyle kötü bir duruma olmasa da ya bu gerek yok demişliğim olmuştur. Ama böyle bir şey hiç görmedik. Zaten yani firmadan da emindik, emin olmamızın en önemli şeyi de Ziraat Bankası, Halk Bankası gibi birçok devlet bankasıyla çalışıyor olmasıydı. Kendi sistemlerimizden emindik, süreçlerimizden emindik. Tabii insanın olduğu her yerde hata olur ama olduğunda da görüp tabii ki size bunu taşıyacağız. Sonuçta bizim yaptığımız her iyi şey de her kötü şey de size yansıyor. Ama hukuki olarak da hepimiz burada cezasını çekeriz.
Bir şey daha eklemek istiyorum. Aslında size ulaşmamıza da gerek yok, sizle çalışmanın en güzel yanı bu. İşte Hüseyin Gün olayında olduğu gibi. Adam gelmiş bize bir şey anlatmış ve biz adamın dolandırıcı olduğunu anlayıp bütün ilişkiyi kesmişiz. İçeriye sokmamışız bile. O yüzden hani size gelmeden de böyle çok şey önleniyor zaten."
Ekrem İmamoğlu: "Yine bir başka eylem, 16. eylem bir cep telefonu Sayın Başkan. Bu özel durum benim cep telefonum çünkü. Yani bu soruyu sormak zorundayım bu detay da istiyor. Şöyle ki Sayın Başkan, Sayın Heyet yani bu cep telefonu tabii Melih Bey'in hatırlamaması normal ama bu cep telefonu benim 25 seneden fazla yani geçmişte Trabzonspor taraftarlarının da binlerce mesaj attığı, ben yöneticiliğini, başkan yardımcılığını yaptım o kulübün, 30 yaşında 32 yaşında... Ta onun öncesinde iş hayatından gelen bir cep telefonudur.
Yani bu cep telefonumu alıp o yüzden insanları hapse atıp ve ondan sonra da hala bunun orada iddia makamı olarak hala tek bir delilin sunulmamış olması... İncelendiyse bir sayfa yazılmaz mı Sayın Başkan? Sizin dikkatinize sunuyorum. Melih Bey'e de şunu sormak istiyorum. Bir teknik arkadaşım olarak, siyasi yoldaşlığımızda da birçok teknik konuda ‘Aman başımıza bir şey gelmesin, aman kimse bizim bir oyumuzu bile çalmasın ama biz kimsenin de bir oyuna biz zeval getirmeyelim’ buna dönük sistemler kurarken, bu kadar teknolojinin içerisinde yani bir cep telefonunun incelenmesi bir yılı aşkın bir süre sürer mi? Senin bilgine soruyorum bunu inan. Sürer mi? Hala buradan tek bir kelime bile buradaki Mahkeme Başkanımızın Mahkeme Heyetinin önüne gelmemesini nasıl yorumlayabilirsin?"
Melih Geçek: "Başkanım ekleri inceledim açıkçası bu telefonla ilgili bir inceleme kaydı falan göremedim veya çok dosyalar var ama şunu gördüm ‘Şifresi verilmediği telefonların şifresi alınamadığı için yedeği alınmamıştır’ diyor ama yedek almanın dışında da herhangi bir inceleme talebi, bir polis yazısı bir şey de görmedim."
Ekrem İmamoğlu: "Bakınız Sayın Başkan, Sayın Heyet bir cep telefonum yüzünden bir insanın karakteriyle oynanmıştır, yalan ifadeler kurgulanmıştır. O ifade yüzünden o insanın şahsiyeti zarara uğramıştır, geçmişi zarara uğramıştır, geleceği zarara uğramıştır. Bunu yöntem olarak belirleyen iddia makamını bir kez daha kınıyorum. Gerçekten bu yanlış bir durumdur, yanlış bir bakıştır ve benim cep telefonumun hala bu şekilde gündemde kalmasını sonlandırmanız gerektiğini de düşünüyorum.
‘İstanbul Senin’le ilgili senin kafanda bir tereddüt oluştu mu? Bu konuda özellikle ‘İstanbul Senin’in bu şekilde topluma yaygınlaşmasıyla, renkli rengarenk hani bir kucaklayıcı bir formunun dışında zihninde karanlık bir nokta dahi oluştu mu? Oluşsaydı bana gelip söyler miydin?"
Melih Geçek: "Oluşsaydı kesinlikle gelip söylerdim Başkanım size. Ama başkanım yazılımla ilgili tüm güvenlik önlemleri alındı, testler yapıldı. Bankacılıktan deneyimli bir firmayla çalışıyor olmanın güveniyle biz bu sürece başladık ve ben burada herhangi bir güvenlik sorunu görmedim."
'HÜSEYİN GÜN' TEPKİSİ: ÇÖPÜN İÇİNDE ÇÜRÜMÜŞ BİR ÇÖP
Ekrem İmamoğlu: "Bu iddianamenin, pardon iftiranamenin starı Hüseyin Gün. Yani seninle benim arama giren bu şahıs... Bu mesele üzerinden soruyorum. İlk sorum Hüseyin Gün'ü bir toplantıdan dolayı tanıdığını söyledin. Onun dışında bir münasebetin, bir tanışıklığın benimle ilgili bir diyaloğuyla alakalı bir duyumun... Olsa uyarırdın ama duyumun oldu mu? Bu kişiyle bir cep telefonuyla konuşman oldu mu? Bir diyaloğun, bir mesajlaşman, bir yerde karşılaşman oldu mu? Kaldı ki yanlış hatırlamıyorsam o toplantı 2019 seçimlerinden sonra bir toplantı. Casusluk davasından da yargılandığı için oradan da biliyorum. Bunun dışında bir münasebetin oldu mu?"
"Sayın Başkan, 14 yıllık yol arkadaşımken Melih Geçek gibi tertemiz pırıl pırıl bu kardeşim 6 ayda zor bir mülakat ve süreçten sonra benim yönettiğim kurumda genel müdür olabilen, böyle temiz bir insanı yüksek vasıflı üye diye yani benim dostluğumu tanımlıyorsa memnun olurum. Ama buradan suç isnadı çıkartmaya çalışan zihniyet kötü bir zihniyettir. Bunun altını çizmek istiyorum tekrar. Hiçbirimizin tanımadığı Hüseyin Gün'ü bu şablonda benim altıma bir örgüt yöneticisi koyup buradan suç örgütü çıkartmak da bir kere daha bu iddianamenin çöp değil, çöpün içinde çürümüş bir çöp olduğunun da alt yazısıdır, teşekkür ederim."
12:23 | AVUKAT KOÇOĞLU MAHKEMEDE 500 BİN TL PARAYI MASAYA KOYDU: ''PARA VERDİM' DİYOR AMA İSPATI YOK''
Melih Geçek'in avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu, dikkat çeken bir savunma yaptı.
Yanında getirdiği çantadan 500 bin TL çıkaran Koçoğlu, ekrana bir para çekme dekontu yansıtarak şunları söyledi:
"Bana sıra gelecek diye dün gittim para çektim, burada 500 bin lira var. Para, çanta, dekont burada, baz da burada. Biz sizle bugün burada sıfır baz verdik. Nasıl ispatlayacaksınız, 'heyet rüşvet aldı, tarihi de budur' desem ne yapabilirsiniz? Kendinizi nasıl aklayacaksınız?
Bu insanlar almadıkları rüşvet için, birilerinin iftirasıyla yargılanıyorlar. Bu hak mıdır, adalet midir? Ayıptır. Böyle şey olmaz. HTS, baz ile bunu çözemezsiniz.
Merak ediyorum, kendinizi nasıl ispatlayacaksınız? Almadınız ama ben size iftira atsam ne yapacaksınız? 'Almadığını ispatla' diyorsunuz, 'Almadım' diyor, 'Ama baz var' diyorsunuz. Sizin de şu an bazınız var... Siz insanları şu an bu şekilde yargılıyorsunuz.
''KENDİNİZİ NASIL AKLAYACAKSINIZ? AKLAYAMAZSINIZ Kİ''
Bir deli çıkıyor, 'Para verdim' diyor, ispatı yok, kendinizi nasıl aklayacaksınız? Aklayamazsınız ki... Bizim yargı sistemi şüpheden savcı yararına döndü. Bazlardan delil üretiyorlar."
Savunmasının önceki kısmında İBB soruşturmasında görev alan ve daha sonra Ankara’da görevlendirilen savcılardan biri hakkında konuşan Koçoğlu, savcıyla olan görüşmesini şöyle anlattı:
"Beni niye gözaltına aldınız?’ diye sordum, savcı bana ‘Seni TCK 288’den (adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs) aldık. Sen insanların etkin pişmanlıkta bulunmasının önüne geçiyorsun’ dedi. Ben o görüşmenin olduğu 24 Nisan’da anladım ki savcılık bu dosyayı etkin pişmanlık üzerine oturtacak.
Dosya talebiyle görüştüğüm bir diğer savcıyla sohbet ederken ise bana ‘Konuşma dökümünü okudum, çok rahatsız oldum’ dedi. ‘Rahatsız olmuş olabilirsiniz ama bir suç var mı?’ dedim. Bana aynen şunu dedi: ‘Biz senin suç işlemediğini biliyoruz ama seni almamız gerekiyordu.’ Bakın, ben bunu yaşadım. Ben bunu yaşadıysam, buradakiler kim bilir neler yaşadı?”
Koçoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"23 Nisan’da tanıdığım bir kişiden etkin pişmanlıkçı yaratmaya çalıştılar ama yapamadılar. Ben avukat olarak adliyeye giremiyorum savcı orada hem de şüpheliyle birlikte. Beni yalanlarsa isimleri ifşa edeceğim."
''AKP'Lİ BELEDİYE MECLİS ÜYESİNİ MUHATAP ALIYOR KENDİSİNE''
Koçoğlu savunması sırasında çok ciddi bir iddiada bulundu. Koçoğlu, henüz İBB dosyası avukatlarından değilken adliyede dönemin Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek, etkin pişmanlıkçı Ertan Yıldız’ın ifadesini alırken iki AKP belediye meclis üyesinin doğrudan odaya girdiğini söyledi.
Koçoğlu durumu eşine mesaj atarak anlattığını bunu delil olarak sunabileceğini kaydetti:
"Adliyede Akın Gürlek, etkin pişmanlıkçı Ertan Yıldız’ın ifadesini alırken, iki AKP belediye meclis üyesi doğrudan odaya girdi. Diyorum ki davanın taraflarını muhatap almayan savcılık makamı, AKP'li belediye meclis üyesini muhatap alıyor kendisine."
12:30 | DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
Melih Geçek’in avukatının savunmasıyla devam eden duruşmaya ara verildi.
Tutuklu sanıklar nezarethaneye indirilirken Ekrem İmamoğlu yanındaki Jandarmaya, "Savcılar bize iddianame veriyor, siz peçete verdiniz. Teşekkürler" dedi.
ÖZKAN SAVUNMA YAPACAK
İmamoğlu’nun kampanya direktörü ve hem İBB hem de "Casusluk" dosyalarından tutuklu bulunan Necati Özkan’ın da bugün savunma yapması bekleniyor.
İBB davasının duruşmasının dün görülen 18'inci celsesinde, tutuklu isimlerin savunmaları alınmıştı.
Ayrıntılar geliyor...