CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 68’i tutuklu 414 sanıklı İBB Davasında duruşma 49’uncu günde devam ediyor. Bugün, tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın doğum günü.
Duruşmada, geçen hafta kürsüde baygınlık geçiren Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erdinç Çolak’ın hazır olması durumunda savunması alınacak.
Sözcü18, davada yaşanan gelişmeleri dakika dakika aktarıyor...
13:05 | DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
İBB davasında duruşmaya ilk ara verildi.
12:50 | İMAMOĞLU: "ANA MUHALEFET PARTİSİNİN BAŞINA KAYYUM OLARAK ATANAN KİŞİYİ, TEK LAF EDEMEYEN SAVCIYI KINIYORUM"
Hakim ve savcının ek ifade süreci ve çeşitli şirketlerle yapılan işlere yönelik kısa sorularının ardından Ekrem İmamoğlu, Güven’e soru sormak için söz aldı. Önce Güven ile tanışıklığını ve talimat verip vermediğini soran İmamoğlu, daha sonra şu ifadeleri kullandı:
"İki gündür burada dinlediklerimiz beni gerçekten çok etkiledi. Özellikle kadın tutukluların anlattıkları. Ben kendi adıma söylüyorum. Eğer bunlardan etkilenmiyorsam dönüp kendimi sorgulamam gerekir, sizin de sorgulamanız gerekir."
"Kadına şiddet ciddi bir meseledir. Bu uygulamalar, kadına şiddete eğilimli olan insanlar tarafından, ister adı başsavcı olsun ister kim olursa olsun, özellikle kadınlar üzerinde baskı oluşturabilecek ve kötüye kullanılabilecek uygulamalardır."
CHP'nin başına mahkeme heyeti tarafından atanan Kemal Kılıçdaroğlu'nu ve savcıları, Fatoş Pınar Türker'in mahkemede anlattıklarına bir tepki göstermemeleri üzerinden eleştiren İmamoğlu, şöyle devam etti:
"Ana muhalefet partisinin başına kayyum atanan kişiyi, tek laf edemeyen siyasi savcıyı da kınıyorum. Bu kadar açık biçimde anlatılan olaylar karşısında hiçbir şey olmamış gibi davranılmasını da doğru bulmuyorum."
Hakim İmamoğlu’nun soru sorarak ilerlemesini ve beyanda bulunmamasını talep ederken daha sonra sözü eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu aldı.
Eline de bir anayasa kitapçığı tutan Erdoğdu, Güven’e "Sizce siz şu an buna göre mi yargılanıyorsunuz?" sorusunu yöneltti. Mahkeme Başkanı, "Bu soru sizin dosyanıza ne katacak?" sorusuyla araya girerken Erdoğdu, Anayasa kapsamında ‘şüpheli ve sanık beyanlarının alınma şekline’ yönelik maddeleri sıralarken Güven’e "İfade verirken korktunuz mu?" sorusunu yöneltti. Güven korktuğunu ifade ederken mahkeme Başkanı, benzer bir soruyu çapraz sorguda yönelttiklerini belirterek Erdoğdu’nun başka bir soru sormasını talep etti.
Mahkeme Başkanı'nın davada kadına yönelik şiddet iddiaları karşısında suç duyurusunda bulunması gerektiğini belirten Erdoğdu, "Burada soru sormak benim hakkım. Yatarımı doldurdum ama bu masum insanlara yönelik muameleyi ele almanıza katkı sağlamak istiyorum. Beni engelleyemezsiniz, isterseniz salondan atabilirsiniz" karşılığını verdi. Mahkeme Başkanı, kendisinin suç duyurusu yapması ile Erdoğdu'nun suç duyurusu yapması arasında bir fark olmadığını belirtirken devam eden tartışmalar üzerine sanıkların Güven’e soru sorduğu sırada duruşmaya ara verdi.
12:36 | ELİF GÜVEN: "2019 ÖNCESİNDE AKP’Lİ DEĞİLSE KİMSE REKLAM YERİ ALAMAZDI"
İmamoğlu’nun seçimi kazandığı ve İBB Başkanı olduğu 2019 yılı öncesi İBB yönetimindeki faaliyetlere ilişkin bilgiler veren Güven, "AKP'li değilse kimse reklam yeri alamazdı. O zamanlar rahmetli Erol Olçok vardı ve tüm reklam alanları ona bağlıydı. Eğer onun onayından geçemezseniz hiçbir şekilde reklam alanınız olamazdı. Bu benim alanımda çalışan herkesin bildiği bir şey. Ama ben 20 yıldır içindeyim, hiç kimsenin bu sebeple yargılandığını görmedim, duymadım. Biz şeffaf ihaleler yaptığımız halde bir kurgu yapılıyor gibi gösteriliyor. Üstelik ihalede yetkim bile yok." dedi.
SAVCILIK SORGULAMASINA İLİŞKİN DİKKAT ÇEKEN İDDİALAR: "İSTEDİĞİM GİBİ KONUŞMUYOR, KALSIN İÇERİDE"
Elif Güven, savcılıkta ifadesinin nasıl alındığını anlattı. Daha önce avukatı Ruşen Gültekin’in, sürecin hukuka aykırı şekilde yürütüldüğünü, müvekkiline gerçeğe aykırı ifadeler yazdırıldığını söylediği Güven, "hastane" denilerek savcılığa götürüldüğünü şöyle aktardı:
"Tutukluluğumun 20. gününde cezaevindeki hücreme bir infaz koruma memuru geldi sayım sonrası. Bana ‘Elif hazırlan, seni doktora götüreceğiz’ dedi. Ben de revire çıkıyorum zannettim, hani cezaevinin içindeydim. Sonra üstüme bir şeyler alırken 'Dışarı gideceksin’ dediler. Ben dedim ki, 'Yani neden ben dışarıya gidiyorum?’ Doktora gidecek bir durumum da yok. Koridorda tam artık araca bineceğiz, kelepçelendik falan, ‘Savcı seni çağırmış, savcıya gideceksin' diye söylediler. O anda kafam çok karışmış haldeydi. Çünkü Emniyette verdiğim, sorguda verdiğim ifadelerden sonra ayrıca bir ifade verme talebim yoktu. Önce nedenini anlayamadım. ‘Avukatımın haberi var mı?' dedim, ‘Bilmiyoruz’ dediler. Cezaevi aracına bindirildim ve Çağlayan Adliyesine götürüldüm.
O zamanki avukatım olan Nazlı Nadide Karaaslan'a sabah haber vermişler. Avukatımla orada karşılaştık. Avukatım bana savcının ‘Daha 2,5 yıl biz bu iddianameyi yazmayız. Söyle bildiklerini anlatsın’ dediğini bana iletti. O zaman ben etkin pişmanlık nedir onu bile bilmiyorum Sayın Başkan. Avukatıma açık bir şekilde ‘Ben bir şey bilmiyorum. Bildiklerimi kollukta anlattım’ dedim.
"SÜREKLİ BİR AZARIYLA KARŞI KARŞIYA KALDIM"
Avukatımla beraber Sayın Savcı'nın odasına girdim. Sonra Sayın Savcı bana ‘Sana yardımcı oluruz’ dedi. Düşünüyorum, şaşkınım. Gerçekten çok şaşkınım Sayın Başkanım. Böyle bir durumun ne olduğunu hiç anlayamadım. Nasıl bana yardımcı olacaklar? ‘Madem yardımcı olacaktınız neden içeri attınız beni?’ diye söylemeyi düşündüm ama bunu söyleyemedim yani, söylemedim. Burada anlattıklarımın hepsini kendisine de anlattım. Yani özetle itirafçı olmayacağımı, bildiğimi zaten anlattığımı söyledim. Sohbet şeklinde oldu ve kendisinin sürekli bir azarıyla karşı karşıya kaldım. Diyor ki, ‘Hâlâ istediğin gibi konuşuyorsun.'
Savcı Bey diyor ki, ‘Emrah Bağdatlı getirmiş Pınar’ı.' Diyorum ki, ‘Bilmiyorum.’ ‘Duydun mu?' ‘Duymadım.' Sonra soru geliyor, ‘Hissettin mi?’ Yani hissiyatla nasıl bir şey oluyor onu da anlayamıyorum. Gerçekten gerçekten kafam almıyor, kusura bakmayın. ‘Murat Ongun sana şirket söylüyor muydu? Hissettin mi?’ Nasıl hissedeceğim?
(İfadeyi alan savcıyı kast ederek) Kendisi benden memnun olmadı gerçekten yani, yüzünden bunu anladım. Azarlamaya başladı, ‘Bak yine istediğim gibi konuşmadın, bak yine konuşmuyorsun.' Tabii biraz ağlamaya başladım, dedim ki, ‘Ben gerçekten bilmiyorum…’ Sonra artık şöyle şeylere geçtik, ‘X, Y ile işte ilişkisi var mıydı? Bu, bunun arkadaşı mıydı?’ Şimdi bana soruyor, ‘Ekrem Bey'in arkadaşı mıdır?’ Yani bilmiyorum. Ben Ekrem Bey'le sanki 7/24 birlikte geziyorum?! Bana bu soru soruldu, ben nasıl bilebilirim yani arkadaşını değil mi? Sonra yine soruyor, ‘Ama öyle deniyor.' Ben de diyorum ki, ‘Öyleyse öyle olabilir, yani bu bir suç mu?’ Hani insanın arkadaş olması ne zamandan beri suç oldu, onu da bilmiyorum. Yüzüme karşı açıkça ‘İstediğim gibi konuşmuyor, kalsın içeride’ dedi. O zaman anladım ki Sayın Başkan, hakkımızda, aleyhimize konuşanlar hep iftiracı maalesef. Bana, sanki ben bir şey biliyormuşum gibi iddia ettiler. Halbuki ben zaten doğruları ve bildiklerimi anlatmıştım.
"KENDİSİ YAZDIRMAYA BAŞLADI KENDİ CÜMLELERİYLE"
Ancak cümlelerimi kısalttılar; istedikleri gibi yazmaları beni çok rahatsız etti, gerçekten çok rahatsız etti. Sonra dedi ki, ‘bitti.’ Kendisi yazdırmaya başladı kendi cümleleriyle. Benim cümlem yok. Sonra dedi ki, ‘Etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorum.’ ‘Bir dakika" dedim ‘böyle bir şeyden yararlanmıyorum, yani ben etkin pişman değilim’ dedim. Avukatım orada duruyor, o da bir şey anlamadı, bir şok halinde. Sonra dışarıda avukatımla konuştum, ‘Neden itiraz etmedin?’ sorusunu sordum, bir cevap vermedi. İfade alma sırasındaki yetersizliğinden dolayı kendisini hemen azlettim. Ailemle konuşup şu anda huzurlarınızda olan avukatlarımı tuttum. Ama herhalde iftiracı olsam çıkacaktım o gün ben. O gözlerinde gördüm kendisini yani."
Elif Güven savunmasının son kısmında, "‘Sen Ekrem İmamoğlu’nun örgütündensin’ denildi. Kendi kendilerine hüküm verip beni yargıladılar. Hatta neredeyse terör örgütü mensubuymuşum gibi davrandılar. Oysa ben vatan haini değilim" dedi.
Suçsuz olduğunu söyleyen Güven, savunmasını şu sözlerle bitirdi:
"Sayın Başkan, bana bazı görevliler tarafından ‘Sen Ekrem İmamoğlu’nun örgütündensin’ denildi. Kendi kendilerine hüküm verip beni yargıladılar. Hatta neredeyse terör örgütü mensubuymuşum gibi davrandılar. Oysa ben vatan haini değilim. Böyle bir şey yok. Sözde örgütü de bilmiyorum. Ortada bir örgüt de görmüyorum. Biz cezaevlerinde sağlığımızın da güvenliğimizin de tam anlamıyla korunduğunu hissedemiyoruz.
Ben cezaevinde, iki buçuk ay hücrede kaldıktan sonra koğuşa geçtiğimde hayatım boyunca unutamayacağım şeyler yaşadım. İçeri girdim. İnsanlar ‘Allah kurtarsın’ diyorlardı. Ben de aynı şekilde karşılık verdim. Ama içlerinden biri bana: ‘Burada Allah’ın kurtarması gereken insanlar da var’ dedi.
Sonra ‘Burada bardağı kırarlar, insanın boğazını keserler.’ dedi. Ben daha yeni gelmişim. Zaten korkuyorum, titriyorum. O an gerçekten çok kötü hissettim. Tam o sırada bir avukat görüşü çağrısı yapıldı. ‘Memur, avukat görüşü’ diye seslendiler. Ağlaya ağlaya görüşe indim. Çünkü aklımdan gerçekten: ‘Acaba burada bana bir şey mi olacak?’ sorusu geçiyordu. Sonuçta yaşadıklarımız çok ağır şeyler. Gerçekten çok zor şeyler. Kolay taşınabilecek, kolay atlatılabilecek deneyimler değiller.
"ALNIM AK, BAŞIM DİK"
Ama ben kendimden eminim. Alnım ak, başım dik. Bu suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Beraat edeceğime de inanıyorum. Yaşadıklarımızı düşündüğümde, burada gerçekten çocuğum olmadığına sevindiğim zamanlar bile oldu. Kendimi bir kenara bırakıyorum.
Babalar için üzüldüm. Anneler için üzüldüm. Herkes ayrı bir acı yaşıyor burada. Her insanın hikâyesi başka, yükü başka. Bu nedenle benim sizden talebim elbette tahliyedir. Ama bunun yanında, burada yargılanan insanların da insan olduğunu göz önünde bulundurmanızdır. Bunun kolay olmadığını biliyorum. Farklı sorumluluklarınızın olduğunu da biliyorum. Ama dosyaların biraz daha ayrıntılı incelenerek tahliye taleplerimizin değerlendirilmesini istiyorum. Ben annemle yaşıyorum. Babamı pandemi döneminde kaybettim. Annem artık her görüşe geldiğinde kendisini büyük bir yalnızlığın içinde hissediyor. Her gelişinde kaygı var. Her gelişinde gözyaşı var. Bu yüzden sizden talebim hem tahliye edilmek hem de aileme kavuşabilmek."
ELİF GÜVEN İDDİALARI REDDETTİ
Elif Güven, hakkında suç isnadı bulunan 66, 67, 69, 73, 85, 89, 106 ve 118 numaralı eylemlerde karar verici değil, yalnızca teknik şartname ve saha denetiminden sorumlu uzman üye olarak görev yaptığını söyledi. İhalelerin hangi firmaya verileceğine karar verme, sözleşme imzalama veya mali değerlendirme yetkisinin bulunmadığını belirten Güven, görev alanının reklam ünitelerinin teknik şartnamelere uygun kurulup kurulmadığını denetlemek, bakım-onarım süreçlerini takip etmek ve yüklenicileri uyarmak olduğunu ifade etti.
66, 67 ve 69 numaralı eylemlerde metro hatları ile Şehir Hatları vapurlarındaki dijital reklam alanlarına ilişkin ihalelerde görev yaptığını ancak ihalelerin yüksek teklif veren firmalara verildiğini, kendisinin yalnızca teknik uzman olarak komisyonda yer aldığını söyledi. Reklam İstanbul firmasının ihaleleri dijital reklamcılık alanındaki tecrübesi nedeniyle kazandığını savunan Güven, belirli bir şirkete ihale verilmesi yönünde talimat almadığını, kamu zararı oluştuğu iddiasını da kabul etmediğini belirtti.
73 numaralı eylemde metrobüs reklam alanlarına ilişkin kamu zararı iddiasına karşı çıkan Güven, söz konusu ihalede de teknik denetim görevi yürüttüğünü söyledi. Reklam alanlarının boşaltılması için yüklenici firmaya yazı gönderildiğini, firmanın alanları kullanmaya devam etmesi üzerine 5 milyon 300 bin liralık işgal faturası kesildiğini belirterek, bu durumun bilirkişi raporlarında dikkate alınmadığını öne sürdü.
85, 89 ve 106 numaralı eylemlerde ise suçlamaların görev tanımıyla ilgisi bulunmadığını savundu. Halkla ilişkiler ve hizmet alımı ihalelerinde hiçbir görevi olmadığını, yalnızca gelir getirici reklam alanları ihalelerinde çalıştığını belirten Güven, söz konusu ihalelerde adının hiçbir aşamada geçmediğini, tanık beyanlarının ise duyuma dayalı olduğunu söyledi.
118 numaralı eylemde, reklam izinleri için şirketlerin Medya A.Ş. üzerinden yönlendirildiği ve muvazaalı sözleşmeler yapıldığı iddiasını reddeden Güven, reklam izinlerinin İBB Kentsel Tasarım Müdürlüğü tarafından verildiğini belirtti. Medya A.Ş.'nin bazı markalar için meydanlarda özel reklam projeleri yürüttüğünü, bu projelerde İBB’ye meclis tarafından belirlenen ücretlerin ödendiğini ve ayrıca prodüksiyon hizmeti verildiğini anlattı.
Güven ayrıca, iddianamede dayanak alınan gizli tanık ve tanık beyanlarının gerçeği yansıtmadığını ileri sürdü. Gizli tanık Çınar’ın kendisini Medya A.Ş. Yönetim Kurulu üyesi olarak gösterdiğini, oysa hiçbir zaman böyle bir görevi olmadığını belirten Güven, tanık ifadelerinin duyum ve tahminlere dayandığını savundu.
11:40 | ELİF GÜVEN: "İDDİA MAKAMININ SUNDUĞU TEK BİR DELİL YOK"
Elif Güven, Marmara Kadın Kapalı Cezaevi’nden, Bolu T Tipi Cezaevi’ne sevk edildiğini hatırlattı. Güven, sevk sebebi için "Siz aranızda örgüt olarak haberleşiyorsunuz" dediklerini belirtti.
Güven, şunları söyledi:
"Silivri Marmara Kadın Kapalı Cezaevi süreci başladı. İlk iki buçuk ay hücrede tek başıma kaldım. Daha sonra hükümlülerle aynı koğuşa alındım ve beş-altı gün sonra da aileme neredeyse 300 kilometre uzaklıkta olan, Marmara Cezaevi’nin fiziki ve yönetsel şartlarının çok altında bulunan Bolu T Tipi Cezaevi’ne sevk edildim.
Üstelik yine haksız bir suçlamayla. Dediler ki: ‘Siz aranızda örgüt olarak haberleşiyorsunuz.’ Bunlar basında da yer aldı Sayın Başkanım. Oysa benim özelimde tek bir sözde örgüt konuşması olmamıştır. Çünkü ben sözde örgüt üyesi olduğumu dahi bilmiyorum Sayın Başkanım. Yani anlayacağınız, tam Silivri’de cezaevi koşullarına yavaş yavaş alışmışken çileler tekrar başladı."
Daha sonra tutuklu olmasının sebebini sorgulayan ve peş peşe sorular yönelten Güven, "Para dolusu çantalar görmedim, duymadım. Kimse benden ihalelere fesat karıştırmamı istemedi. CHP üyesi bile değilim. İçinde bulunmadığım sözde bir örgüte neden yardım yapayım? Hiçbir menfaatim olmadan kendimi neden tehlikeye atayım? Neden Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı olacak diye katkı sağlayayım? Bu sebeple cezaevinde olmak çok trajik. Suçsuz günahsız şekilde neden bu kadar zamanımı cezaevinde geçirdiğimi düşünsem deliririm. Delirmek istemiyorum. İddia makamının sunduğu tek bir delil yoktur. O zaman neden ben cezaevindeyim?" diye sordu.
11:05 | İBB DAVASI BAŞLADI
İBB davasında duruşma başladı. İlk savunmayı, Medya A.Ş. Halkla İlişkiler Müdürü Elif Güven yapıyor.
Güven’in avukatı Mehmet Ruşen Gültekin, iki ay önceki tutukluluk incelemesinde bulunduğu beyanda şu ifadeleri kullanmıştı:
"Müvekkilim 10 Nisan’da savcılığa nasıl götürülmüştür? Savcı tarafından usulüne uygun bir çağrı yapılmamış, ‘Etkin pişmanlıktan yararlanmak ister misin?’ şeklinde bir teklif de iletilmemiştir. Kaldı ki müvekkilin bu yönde herhangi bir talep ya da dilekçesi de bulunmamaktadır.Buna rağmen cezaevinde infaz koruma memuru tarafından kendisine ‘Seni ambulansla hastaneye götüreceğiz Elif’ denilmiştir. Hayatı boyunca emniyet birimine dahi gitmemiş olan müvekkilim, safiyane bir şekilde hastaneye sevk edildiğini düşünerek araca binmiştir. Ancak hastaneye değil, Çağlayan Adliyesi’ne götürülmüştür. Bu süreçte avukatı bilgilendirilmiş ve kendisi de adliyeye gelmiştir. Tüm bu hususlar tarafımızca dilekçelerimizde ayrıntılı şekilde sunulmuştur.
Adliyede ise, ifade verme usullerini dahi bilmeyen müvekkilime gerçeğe aykırı beyanlar yazdırılmış ve bu durum ‘etkin pişmanlık’ kapsamında değerlendirilmiştir. Oysa müvekkilim etkin pişmanlığın ne anlama geldiğini dahi bilmemektedir. Nitekim söz konusu ifade, iddianamenin farklı bölümlerine parçalanarak yerleştirilmiştir. Kendi iradesini yansıtmayan, yönlendirme sonucu oluşturulan bu beyanın ‘etkin pişmanlık’ olarak kabul edilmesi hukuken mümkün değildir."
"KARİYERİMİ TIRNAKLARIMLA KAZIYARAK OLUŞTURDUM"
Elif Güven, "Hayatım boyunca hiçbir suç işlemedim. Bu sebeple hakkımda hiçbir sabıka kaydı yoktur. Yıllarımı bu mesleğime verdim, namuslu ve güvenilir bir şekilde çalışarak kariyerimi tırnaklarımla kazıyarak oluşturdum ancak bugün karşınızda 1,5 yıldır özgürlüğünden mahrum bırakılmış tutuklu bir sanık olarak çıkıyorum" dedi.
İddianamede hakkında yer alan suçlamalara itiraz eden Güven, "İddianamenin benim hakkımda düzenlenen bölümlerinde örgüt üyeliği, ihaleye fesat karıştırma, dolandırıcılık, rüşvet gibi son derece ağır ithamlar bulunmaktadır. Benim hakkımdaki iddiaların hepsi hukuki dayanaktan yoksundur. Bir iftiradan ibarettir. Benim hesabını veremeyeceğim tek bir kuruş, çürütemeyeceğim tek bir itham yoktur. Sadece bu tarzda ithamlarla, en önemlisi de mesnetsiz iddialarla suçlanmak şahsımı derinden üzmüştür. Esasen beni asıl yaralayan, yıllarca uğraşıp çaba harcadığım, emek ettiğim itibarımın ve kariyerimin bu kadar asılsız iddialarla yerle bir edilmesidir" diye konuştu.
"KENDİ AYAKLARIMLA TÜRK ADALETİNE TESLİM OLDUM"
"Hakkımdaki iddiaların hepsi hukuki dayanaktan yoksundur, iftira niteliğindedir" diyen Elif Güven, "Kaçmak aklımın ucundan geçmedi. Havaalanında gözaltına alındım. Suçsuzdum, kendi ayaklarımla Türk adaletine teslim oldum. Tutuksuz yargılanmamı beklerken tutuklandım. ‘Kaçma’ şüphesi yazıyordu. Yurt dışındayken uçağa binip yüce Türk adaletine teslim olan bir kişi olarak ben nasıl ‘kaçma’ şüphesiyle tutuklandım" sözleriyle savunmasına devam etti.
Güven, savunması sırasında zaman zaman gözyaşlarına hakim olamıyor. Az önce de öz geçmişinden bahsederken duygusal anlar yaşadı ve "Çok acı geliyor kusura bakmayın" ifadelerini kullandı.