İBB davasında 55'inci celse: Mahkeme mal tedbiri kararını kaldırdı

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 59’u tutuklu, 414 sanıklı İBB davasının 55'inci günü başladı.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 59'u tutuklu, 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 55’inci gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda devam ediyor.

Tutuklu sanıklar alkışlarla duruşma salona girdi. Avukatlar, izleyiciler ve mahkeme heyeti yerini aldı. Duruşma, saat 11:10’da İmamoğlu’nun söz almasıyla başladı.

İşte duruşmada anbean yaşananlar:

18:15 | - DURUŞMA GÜNÜ TAMAMLANDI

Doğruer’in savunma kısmı sona ererken 55. celsesi de tamamlandı. Yarın dava, İBB Emlak Daire Başkanı Kağan Sürmegöz’ün savunmasıyla devam edecek.

TÜRKER'İN MAL VARLIĞI VE EMEKLİ MAAŞLARI ÜZERİNDEKİ TEDBİR KALDIRILDI

İBB davasında 55. celsesi sona erdi. Mahkeme Heyet Başkanı duruşma sonunda Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in mahkemeye sunduğu dilekçedeki talebi kabul ettiğini ve taşınmazları üzerindeki mal varlığı tedbirinin kaldırıldığını söyledi.

Heyet Başkanı ayrıca emekli maaşı üzerinde tedbir bulunan tutuklu ve tutuksuz tüm sanıkların da tedbirinin kaldırıldığını belirtti. İmamoğlu’nun babası Hasan İmamoğlu da emekli maaşında tedbir bulunan isimler arasındaydı.

14:50 | AVUKAT SAVUNMASI BAŞLADI

Çapraz sorgusunun ardından Doğaner’in avukatlarından Bürgehan Emrağ, savunmasına başladı.

14:30 | İMAMOĞLU: "DÜNYANIN EN UZUN TUTUKLU YARGILANANLARI OLARAK TARİHE GEÇECEĞİZ"

Doğruer’in savunmasının ardından ilk olarak Ekrem İmamoğlu, söz alarak sorular yöneltti. Kendisine herhangi bir kanunsuz talimat verip vermediğini soran İmamoğlu’na Doğruer, herhangi bir hukuksuz talimat almadığı şeklinde yanıt verdi.

Doğruer’in işe giriş süreciyle ilgili sorular yönelten İmamoğlu, daha sonra şu ifadeleri kullandı:

"Örgüt olduğu iddia edilen bir yapı bu kadar detaylı eleklerden, detaylı incelemelerden ve insan kaynağı süreçlerinden geçiyor. Bunu bir kez daha dikkatinize sunmak istiyorum ama bunlar işe yarıyor mu bilmiyorum sayın Başkan. Hala 59 kişi tutuklu. 59 kişi hakkında sizi ikna edemeyen hangi delile rastladınız veya hangi zorlayıcı delille karşı karşıyayız?

Dün bir IŞİD'li teröristin benim şahsıma yönelik bir suikast girişimi hazırladıklarını ama sonra vazgeçtiklerini ifade eden bir beyanı var. Bu beyanda bulunan o teröristle ilgili süreci burada benim koruma sorumlum anlattı. Ve bunun için de tedbir amaçlı jammer kullandığını da detaylıca anlattı ama dikkate alınmamış gibi iddia makamı bunun üstüne detaylıca sorular sordu sizin şahitliğinizde. Sanki jammer çok ciddi bir suistimalmiş gibi veya yapılmaması gerekirmiş gibi.

O bakımdan, bu ve buna benzer yaşadığımız olaylar, süreçler neye yarıyor? Bir 10-15 gün sonra bir değerlendirme daha yapılacak. Bu insanlar kaç ay daha tutuklu yargılanacak? Dünya tarihinin en uzun tutuklu yargılanan insanları olarak mı geçeceğiz? Bu çok çarpıcı bir yere gidiyor, bunu da dikkatinize sunmak isterim Sayın Başkan."

13.45 | DURUŞMA DOĞRUER’İN SAVUNMASIYLA SÜRÜYOR

Aranın ardından Doğan Hamit Doğruer, savunmasına devam ediyor. Suç örgütü üyeliği, rüşvet, ihale yönlendirme, kamu zararı ve usulsüzlük gibi iddialarla suçlanan Doğruer, hakkındaki iddialara farklı başlıklar halinde cevap verdi.

Kültür A.Ş.’de kamu zararı oluşturmakla suçlandığı ihale süreçlerine eylemler üzerinden açıklık getiren Doğruer, bundan önce şöyle konuştu: “Kamu İhale Kanunu veya Devlet İhale Kanunu’ndaki katı kriterleri uygulama zorunluluğumuz yok. Çünkü biz anonim şirketiz. Buna rağmen şeffaflık ve rekabet ortamı sağlamak adına ihale benzeri süreçler yürüttük. Göreve gelmeden önce, yani 2019 öncesinde de aynı yöntemler uygulanıyordu. Şeffaflık sağladığımız için mi suçlanıyoruz?"

Kendisi hakkındaki rüşvet iddiasına da değinen Doğruer, şöyle devam etti:

"Benim üzerime kayıtlı kayda değer hiçbir mal varlığı yoktur. Bu durum iddianamede de belirtilmiş. Aile olarak sahip olduğumuz mal varlığı 1 ev ve 1 arabadan ibaret. Hayatı boyunca çalışmış 2 insanın 1 ev ve 1 araba sahibi olması kanuna aykırı olmasa gerek. Kazandığım bütün mal varlığım ve servetim, neyse ortadadır. Hesaplarıma haksız bir şekilde giren tek bir kuruş yoktur. MASAK raporlarında ismim dahi geçmemektedir. Bu da son derece doğal çünkü benim olağan dışı bir para hareketim olmamıştır."

“BİLİRKİŞİ RAPORLARINDA HATALI YÖNTEMLER KULLANILMIŞ”

Yıllarca farklı bankalarda çalıştığını belirten Doğruer, hakkında düzenlenen bilirkişi raporlarındaki kamu zararı hesaplarının hatalı yöntemler kullanılarak oluşturduğunu da öne sürdü. Bazı hesaplamalarda alt yükleniciye verilen bedel ile İBB'den alınan bedel arasındaki farkın kamu zararı olarak sayıldığını; bazı kısımlarda ise tüm ihale bedelinin kamu zararı sayıldığını belirten Doğruer, "Bu şekilde bir kamu zararı hesabı yapılamaz. Kültür A.Ş.’nin kâr etmesi zaten belediyenin bir şekilde gelir elde etmesi anlamına gelir" diye konuştu.

İfadelerinde kendisinin ismini geçiren, İBB dosyasının ilk etkin pişmanlıkçısı Kültür AŞ Genel Müdürü Murat Abbas hakkında konuşan Doğruer, suçlandıkları Dijital Deneyim Müzesi’nin (DDM) imza yetkisinin Murat Abbas’ın izne çıkması nedeniyle kendisine devredildiğini ancak bunun yetki değil imza devri olduğunu belirtti. Abbas ile ilgili konuşan Doğruer, şunları kaydetti:

"Şimdi bu kişi itirafçı olarak ortaya çıkıyor ancak yaptığı şey itiraf değil, iftiradır. Kültür A.Ş.’yi ihalelere sokan bizzat kendisi. İhale komisyonunda yer aldığım için en avantajlı teklif veren firmayı belirledikten sonra komisyon olarak onay veririz ve dosyayı Genel Müdür Murat Abbas’ın onayına sunarız. Buna rağmen etkin pişmanlık ifadesinde ihaleleri benim düzenlediğimi söylüyor. Murat Abbas etkin pişmanlıktan yararlanmak için verdiği ifadesinde kendisi sanki Kültür AŞ'nin genel müdürü değilmiş, arada sırada şirketi ziyaret ediyormuş, o yüzden de şirketin işleyişi ile ilgisi, ilgili bilgisi yokmuş gibi konuşuyor. Sanırsınız ki kendisi şirketin çaycısı."

İddianamede, Murat Ongun’un talimatıyla alt ihaleleri dağıttığı da öne sürülen Doğruer, "Bunu yapsaydım Murat Ongun ile toplam ikiden fazla telefon görüşmem olmaz mıydı?" diye konuştu. Doğruer, savunmasını şu sözlerle tamamladı:

"Ben 60 yıl boyunca çalıştım, hep maaşla çalıştım. Tek bir kuruş kimseden para, herhangi bir hediye bile almadım. Ben bu kadar şeyi hak edecek ne yaptım? Hadi ben yaptıysam da 15 yaşındaki oğlumun yanında evin tek erkeği olarak baktığım 4 kadının (annesi, eşi, baldızı, kayınvalidesi) ne kabahati var?. Ben soruşturma kapsamında ilk aşamada adli kontrol şartıyla serbest bırakıldım. Ardından hakkımda kaçtı, firar etti gibi haberler gördüm ve avukatımla adliyeye gelerek, tutuklanacağımı bile bile teslim oldum. Benim pasaportum bile yok. Sayın mahkemenizden tek talebim iddiaların somut delillerle değerlendirilmesi ve vicdani kanaatin peşin kabullerle değil, gerçeklerle oluşturulmasıdır."

12:10 | YANGIN ALARMI SUSTURULAMADI, İLK ARA VERİLDİ

Doğan Hamit Doğruer’in savunması sürerken salonda yangın alarmı çaldı. Alarm kapatılmasına rağmen iki kez çalmasının üzerine Mahkeme Başkanı, duruşmaya ara verdi.

İmamoğlu, salondan ayrılırken CHP’li siyasetçilerin bulunduğu izleyici kısmına, "Size çok güveniyoruz. Birlikte olun, birarada olun" diye seslendi.

11:10 | İMAMOĞLU: "BİZİM NE AYAKKABI KUTULARIMIZ, NE GİZLİ KASALARIMIZ VAR"

Duruşma başlangıcında söz alan Ekrem İmamoğlu, ailesinin yanında kaçırıldıktan sonra kurtarılan Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal ve iddianame ile ilgili konuştu.

İmamoğlu, kısa konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

"Gerçekten bu savunma sürecindeki insicamı bozma konusunda da bizim de sizler kadar hassas olduğumuzu bilmenizi isterim ama bu çok önemli bir olay. Dolayısıyla Hamit Bey'in savunmasının öncesinde bunu sizinle paylaşmam gerekiyordu. Belki bilgi sahibisiniz, belki değilsiniz ama bildiğiniz tarafı şu olabilir: Malumunuz Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı kaçırıldı ve açıkçası bazı detaylarına da ben sabah erken dinlediğim ve okuduğum haberlerden, bir de burada da dinlediğim detaylardan haberdar oldum.

Ne yazık ki ağır işkenceye maruz kalmış. Yoğun bakımda ve maruz kaldığı işkence biçiminde neredeyse 36 saat susuz bırakılması, tırnaklarının çekilmesi ve büyük bir işkenceye tabi tutulması söz konusu. Dün burada Barış Bey özellikle yandaş medyadaki kışkırtıcı ve hedef gösterilen bir biçimde beyanlarla ailelerinin tehdit altında olduğunu ve öyle hissettiğini ifade etmişti. Esasen ben de kendimi ayıpladım biraz, meseleyi hafiften aldığımı düşündüm bunları öğrenince. Ki dün yine Ali Rıza Dizdar Bey, Serdal Taşkın ile ilgili de benzer bir uyarıyı yaptığında ben yine meseleyi biraz rutinde karşıladım, tahmin diye karşıladım ama mevzunun ciddiyeti oldukça yüksek.

Bu sabah bu elde ettiğim bilgiler doğrultusunda ifadelerde, işte '200 kilo altın nerede, 500 kilo altın nerede, para nerede?' diye işkencelere maruz tutulan insanlar, daha doğrusu bu işi yapan insanların bu şekilde soruları sorduğu ve ben de simaen tanıdığım ama kendisini kişisel olarak tanımadığım Genel Müdür Yardımcısı'nın ifadelerinde bunları duyduk. Açıkçası buna sebep olan koşullar söz konusu Sayın Başkan, Sayın Heyet. Bu da süreç devam eden iddianame ya da benim ifademle iftiranameden kaynaklı ve bunu kendine her gün saçma sapan bir haber kaynağı olarak gören, medyada yazan, çizen ve konuşan insanlar, bu rakamları manşetten duyuruyorlar.

"AKİT, SABAH GİBİ MECRALARDA..."

İşte Akit, Sabah gibi birtakım mecralarda, rakam vererek yani milyarlar yazarak, 'Şu kadar altın' diyerek bunu duyurmaları ve sanki böyle bir hesap varmışçasına yapılan anlatı, gerçekten artık çok büyük bir suç olmaktan çıkmış, artık azmettirici kaynağa dönüşmüştür. Bu azmettirici kaynağın sebebi de az önce ifade ettiğim kurumlardır. Buradaki bulunan insanların ve ailelerinin hedef haline geldiğinin altını çizmek isterim.

İddia makamı dahil, herkes, artık çok büyük bir zan altındadır. Burada kazılan tarlaları, içi aranan kuyuları biz tutuklu kaldığımız yaklaşık 17 aylık süreçte yaşadık. Bunu yapan, televizyonlarda bunu konuşan meczupların hakkında bulunduğumuz hiçbir suç duyurusu, hiçbir dava karşılık bulmamıştır. Altını daha önce bir ifademde çizmiştim Sayın Başkan, yüzlerce başvurumuzdan bir tanesi dahi en ağır hakaret, en ağır küfür, en ağır iftiranın dahi karşılık bulmadığını, tek bir tanesinin hatta son dönemde 50-100 tanesinin nasıl bir sistem ki aynı savcıya düşürülüp, aynı şekilde ‘Kovuşturmaya gerek yoktur’ diye karşılık bulduğunu söylemiştim.

Bu noktada Türkiye'nin bütün, tepeden tırnağa herkesi uyarıyorum. Sizin de bu konuda bilgi sahibi olmanızı istiyorum. Yetkiniz nedir bilmiyorum, ben hukukçu değilim. Sizin yapabileceğiniz bir şey varsa da yapmanızı öneriyorum, çünkü bu davanın bir parçası bu mesele. İddia makamını uyarıyorum. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nı uyarıyorum. Burada bulunan ve bulunmayan herkesin, aşağıda etrafımı sarıp 15-20 kişinin ailesinden şüphelerini, endişelerini dinledim. Bu mesele çok mühimdir.

"KURUMLAR TEDBİR ALSIN"

Harekete, gerekli kurumların geçmeye mecburiyeti olduğunu düşünüyorum, davet ediyorum. Hızlıca insanların can tehdidini ve oluşan bu gerçekten dehşet verici, işkenceden cinayete varacak kadar ileriye götürecek zihniyete sahip insanları harekete geçiren iftiracıların, dünkü arkadaşımızın ifadesiyle ‘pişmancıkların’ veya bunların aparatları ile ilgili gerekli işlemlerin yapılmasını önemsiyorum.

Zira mesele ağırdır. Buradan da ilan ediyorum: Bir şey, ortada bir şey yoktur. Bizim ne ayakkabı kutularımız vardır ne gizli kasalarımız vardır ne de açıklanmayan tapularımız vardır. Lütfen bütün kurumlar insanların annesi, babası, ama Erzincan'da ama İstanbul'da ama başka bir yerde, korku ve tehdit altında olduğu bu iklime son verici tedbirler alsınlar."

İmamoğlu’nun bu konuşmasının ardından Doğruer, savunmasına kaldığı yerden devam ediyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.

Türkiye Gündemi Haberleri