SEÇİLMİŞ Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 59’u tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın 59. duruşma günü başlıyor.
Tutuklu ve tutuksuz sanıklar; 16. haftada İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda hakim karşısına çıkacak.
ADLİ TATİL ÖNCESİ ARA KARAR BEKLENİYOR
9 Mart’ta başlayan davada tutuklu savunmalarının alındığı ilk duruşmanın, 20 Temmuz’daki adli tatil öncesi ara karara bağlanması bekleniyor.
MURAT ONGUN SAVUNMA YAPACAK
İBB Davası'nda bugün Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun savunma yapacak.
Davada geriye Tuncay Yılmaz, Fatih Keleş, İnan Güney ve Ekrem İmamoğlu'nun savunması kaldı.
İşte duruşmada yaşanılanlar:
14:30 | ONGUN: "BEN ÖRGÜT AVANAĞI MIYIM?"
Murat Ongun, aradan sonra iddianamede yer alan 'örgüt' iddiasına yönelik savunma yapmaya başladı.
İddianameye göre kendilerine yöneltilen örgüt suçlamasının "kişisel zenginleşme, CHP’yi ele geçirme ve örgüt liderini Cumhurbaşkanı adayı yapma" amacı taşıdığının ileri sürüldüğünü aktaran Ongun, "Enteresan bir kurgu. Yolsuzluk yapmak için olabilecek en meşakkatli ve çok denklemli metodolojiyi tercih etmiş bir yapı anlatılıyor" dedi.
Ongun, kişisel zenginleşme iddialarına da iddianamede malvarlığının yanlış yazıldığını söyledi ve "Uyarılarımıza rağmen düzeltilmedi. Olmayan arsalar, tarlalar, fındık bahçeleri varmış gibi yazılmış. Ben dünya nimetlerinden elini eteğini çekmiş bir derviş değilim ama tekrar tekrar bakmalarına rağmen benden, ailemden ve yakınlarımdan şüpheli bir şey çıkmadı. Hal böyleyken ve ben bu sözde örgütün en çok üyeye sahip alt kolunun yöneticisiysem, bu zenginleşme faaliyetlerinden neden kendimi vareste tutmuş olayım?" diye konuştu.
50’den fazla ihaleyle ilgili usulsüzlükle suçlandığını hatırlatan Ongun, şöyle devam etti:
“50’den fazla ihalede usulsüzlükle suçlanıyorum, fakat sözde örgüt yöneticisi olarak örgütün birincil amacına uygun davranmamışım. Bu durum hayatın olağan akışına aykırı. Çok aykırı. Ya da halk diliyle konuşacak olsam şöyle sormam lazım: Ben örgüt avanağı mıyım? Avanak adamı örgüt yöneticisi mi yapmışlar? Kendinde kişisel zenginleşme yok, 1. ve 2. derece yakınlarda yok. İlerleyen kısımda göreceğiz kasası denen insanlarda da da yok. Nerede bu para? Sarı çizmeli Mehmet Ağa’da mı? İddia makamı bana yönelttiği milyarlarca liralık yolsuzluk iddiasını, hiçbir şekilde izah edememiş, somutlaştıramamış, tek bir kanıt bulamamış. Onun yerine tarafıma ait olmayan bir malvarlığı yazılıp iddianameye koymuş. İddianame, yazarın hayal dünyasını aksettirdiği bir roman değildir.”
"SORUŞTURMANIN BAŞLANGICI, CHP İSTANBUL İL BAŞKANLIĞI SATIN ALIMI"
İddia makamının, varlığı öne sürülen suç örgütünün deşifre olmasının kanıtı olarak CHP İstanbul il binasının alımı sırasında yapılan satın almayı konu alan gizli kamera görüntülerinin 2024’te ortaya çıkmasını gösterdiğini hatırlatan Ongun, "Yani mal sahibinin avukatı gizlice kaydettiği görüntüleri servis etmese gizemli örgüt deşifre olmayacakmış! Savcılık bu bölüme ‘soruşturmanın başlangıcı’ demiş" diye konuştu.
Bu iddianın, şu an cinsel taciz suçundan tutuklu bulunan Hasan Hüseyin Şenyurt’un beyanlarına dayandığını da aktaran Ongun, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sözde örgütün amacına yönelik yazılan bir gerekçe daha, mantıkla izah edilemediği gibi, yine sözde örgütün amacıyla da çelişki içinde. Aralarında cinsel saldırının da dahil olduğu 2 ayrı cinsel suç dahil, hırsızlık, zorla el koyma, kamu görevlisine hakaret suçlarından mahkemede ceza almış bir suç makinesinin ifadesi neredeyse 1 tam sayfa bu sava, delil diye yazılmış. Bu dahi, tek başına üzerinde çok düşünülmesi gereken bir durum. Soruşturmanın başlangıcı bölümünü, bu profildeki insanın beyanlarıyla kurgulamak, bu iddianameye sakat veya ucube demek için, tek başına dahi yeterli bir nedendir.
Peki, yine iddia makamına göre Ekrem İmamoğlu il binasının alımına neden dahil olmuş? Partiyi ele geçirmek amacıyla. İşte mantıkla izahı olmayan diğer çelişki burada. Eğer iddia olunduğu üzere il binası, rüşvet paraları ve iş adamlarına yapılan baskılar sonucu elde edilen gelirle alındıysa, bu alım örgütün ilk amacı olan kişisel zenginleşmeyle çelişiyor. Öyle ya, bina CHP’nin kurumsal malı olacak. İmamoğlu’nun kişisel malı değil. E bu durum kişisel zenginleşmeyle tamamen çelişiyor?"
"MUTLAK BUTLAN KARARINI BÖYLE VEREBİLDİLER"
“Çok fantastik düşünelim ve yine de bina alındı diye tüm İstanbul delegelerinin Ekrem İmamoğlu tarafına geçtiğini varsayalım. Bu durum da başka mahkemelerde görülen CHP İstanbul İl Kongresi ve CHP 38. Olağan Kurultayı’na karşı açtığı davalar ile çelişiyor.
O davalarda, delegelerin maddi menfaat ile, yakınlarına iş vaadi ile ikna edilerek oy verme eğilimlerinin değiştirildiği iddia ediliyor, bina satın alınarak değil. Delege para ile mi, yakınına iş ile mi, yoksa il binası alımı ile mi ikna edildi, kafalar karışık. İddialar birbirine dolanmış. Hal böyleyken, Ankara 36. Bölge Adliye Mahkemesi, mutlak butlan kararı verebilmiştir."
Ongun, il binası alımı ve partiyi ele geçirme iddiasının zamanlama ve siyasi bağlam açısından da çelişkili olduğunu savunarak şunları aktardı:
"2019’daki satın alma 2024’ün siyasi atmosferiyle değerlendirilmiş. Oysa o dönemde Kemal Kılıçdaroğlu ile Ekrem İmamoğlu’nun arasından su sızmıyordu, ilişki ‘baba-oğul ilişkisi’ diye tarif ediliyordu. Böyle bir ortamda il binası alımını bugünün gerilimiyle açıklamak bir tür zaman sıçramasıdır. Zaman yolculuğuna çıksa dahi bu iddianame o kadar özensiz hazırlanmış. 2020 yılında yapıldı bu kurultay. Eğer İmamoğlu 2019 sonlarında partiyi ele geçirme amacı taşıyıp binayı satın aldırmış olsa 2020 kurultayında ya aday olur ya da başka bir adayı desteklerdi. 2023 yılını bekleyecek hali yok. Çok mantıksız."
13:00 | İLK ARA VERİLDİ
Murat Ongun, savunmasında kendisi ve diğer tutuklular için öne sürülen örgüt iddiasına yönelik beyanlarına geçmeden önce, mahkemeye ilk ara verildi.
İmamoğlu, salondan çıkarken izleyicileri ve siyasetçileri selamlayarak "Güçlüyüz, daha güçlü olacağız. Her şey çok güzel olacak" sözleriyle salondan ayrıldı.
12:45 | "EŞİMİN TAHLİYESİ İÇİN 1 MİLYON DOLAR İSTEDİLER"
Ongun, davada bugüne kadar pek çok tutuklunun beyan ettiği gibi kendisine de tanımadığı, Beliz Özkan adında bir avukat tarafından eşinin tahliyesi için para verme teklifinde bulunulduğunu açıkladı.
Ongun, ilgili kısmı şu sözlerle anlattı:
"26 Nisan 2025’teki ikinci dalga İBB operasyonunda eşim de gözaltına alındı. Büyük bir şok ve üzüntü içindeyken, ertesi gün ilk ve son kez bir avukat ziyaretime geldi. Daha önce görmediğim ve cezaevine bir kez geldiği kayıtlarla sabit olan avukat Beliz Özkan, ‘Beni sizin de benim de ortak şişman arkadaşımız gönderdi’ dedi. Cüneyt Yakut’u kastettiğini doğruladı ve onun mesajını iletti: ‘Başsavcılıkta yakın tanıdıkları var. 1 milyon dolar verilirse eşinizin tutuklanmamasını sağlayabilirim.’
Cezaevindeki avukat görüşmesinde benden böyle bir para talep edilince şok oldum. Yanıt vermeyince bu kez ‘Benim de 300-400 bin dolarım var, 600-700 bin dolar verse bile hallederiz’ dedi. Kendisine eşimin suçsuz olduğunu ve böyle bir param olmadığını söyledim, görüşmeyi bitirdim. Avukat Beliz Özkan hakkında da İstanbul Barosu’na şikâyette bulundum."
Ongun, tahliye vaadiyle para isteyen avukatların yanında soruşturma başlamadan kendisini gözaltı listesinden sildirme vaadiyle ziyaret edenlerin olduğunu da açıkladı.
Operasyonlardan 4-5 ay kadar önce soruşturmadan haberdar olduğunu belirten Ongun, şöyle devam etti:
"Soruşturma bilgisine haiz olmama rağmen benim yaşamımda bir değişiklik olmadı. İşlerimi yine her zamanki gibi yaptım. Para kaçırmadım ya da mal devretmedim. İş hayatımı, özel hayatımı, nasıl yaşıyorsam öyle yaşamaya devam ettim. 2024’ün Ekim ayında Ahmet Çiçek beni Çetin Ayaz adında bir şahısla ofisime gelerek tanıştırdı. Bu şahıs bana hakkımda bir soruşturma yürütüldüğünü, soruşturmanın gizli olduğunu, yardım edebileceğini söyledi. Ocak ayında tekrar görüştüğümüzde, 100 bin dolar vermem karşılığında bana listede kimlerin olduğunu ve olayın ne olduğunu bana bulabileceğini ve listede olmam halinde belirleyeceği bedel karşılığında de listeden adımı sildirebileceğini söyledi."
"NEFES ALDIRAN MEDYA KURULUŞLARI OLDU"
Gözaltı ve tutukluluk süresinin ilk aylarında, iktidara yakın medya kuruluşlarından kendilerine yönelik yoğun bir karalama kampanyası yürütüldüğünü de belirten Ongun, şöyle devam etti:
"Mahkeme salonlarında Dreyfus davasına çok atıf yapılır da o dönemin medyasından pek bahsedilmez. Dreyfus'u elde hiçbir delil olmadığı halde vatan haini ilan edenlerin de medyası vardı. Onun aleyhinde şiddetli kampanyalar yapan Fransız Libre Parole gazetesi gibi. O günlerin Fransız Parolası, bugünlerin Sabah'ı oldu, Yeni Şafak'ı oldu, TRT'si oldu, A Haberi oldu.
Tarih tekerrürden ibarettir derler ya, doğru! Bizim Zola'mızda CHP Genel Başkanı Özgür Özel oldu. Her gün hissettiğimiz CHP milletvekilleri oldu. Zola'nın İtham Ediyorum yazılarına yer veren o küçük Fransız gazetesi, bugün bize biraz nefes aldıran Halk TV, Sözcü grubu, Cumhuriyet, BirGün oldu. Cesur, bağımsız gazeteciler oldu."
"İLBAK’LAR BIRAKILDI, İHALE İDDİALARI ÇÖP OLDU"
Ongun, İBB soruşturması kapsamında tutuklanan ardından sessiz sedasız tahliye edilen reklamcı İlbak ailesine de dikkat çekti.
İlbakların itirafçı ifadesi vererek tahliye oldukları iddialarının gündeme geldiğini ancak dosyada ne sanık ne de ifadelerinin olduğunu söyleyen Ongun, iddianamede suç yöneltilmeyen aile hakkındaki tedbir kararlarının aşama aşama kaldırıldığını ve böylece dosyadaki önemli ihale iddialarının geçersiz olduğunu anlattı:
"İlbak ailesinden Murat, Yusuf ve Ali İlbak gözaltına alındı ve tutuklandı. Murat İlbak’la aynı gün mahkemeye çıktık, birlikte Silivri’ye gönderildik. Yaklaşık 40-45 gün sonra tahliye olduğu haberini aldım. Açıkçası ‘itirafçı olup bir şeyler mi anlattı?’ diye düşündüm çünkü kendisini tanırım, düzgün ve kaliteli bir iş insanıdır. Merak ettim, çünkü itirafçı olan kişilerin ifadeleri genellikle hemen basına yansıyordu. Ancak Murat Bey’in ifadesi hiç yayınlanmadı. Sonra şirketlerine kayyum atanıp atanmadığını araştırdım; kaldırıldığını ve şirketlerini geri aldığını öğrendim, sevindim.
Daha sonra tahliyesinin şartlarını merak ederken geçen yaz Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda Türkiye-Almanya finalini izlerken, TRT ekranlarında Riga’daki maçta tribünde bir Türk taraftara yakın plan yapıldı. O kişinin Murat İlbak olduğunu görünce, yurt dışı yasağının da kalktığını anladım ve şaşkınlık yaşadım.
İddianamede isimlerinin 1087 kez geçtiği bir dosyada, İlbak kardeşlerin sanık olmaması dikkat çekiciydi. İstanbul’un en büyük reklam şirketlerinden birinin artık sanık olmamasıyla, iddianamede yer alan birçok reklam ihalesi dosyasının da dayanağı ortadan kalkmış oldu. Eylem 61 ile başlayıp Eylem 76 arasında yer alan 16 reklam ihalesi dosyası da böylece çöp oldu çünkü iddianameye temel olan tevdi raporu ve fezlekenin işaret ettiği en önemli şüpheli, suçsuz bulundu. Tartışmalı olsa da bilirkişi raporlarına göre diğer ihaleler onunkinden çok daha masum."
12.30 | "AİLELERİN İÇİNE BU KADAR ÇEKİLDİĞİ BİR SORUŞTURMA VAR MI?"
"Bu soruşturmada insan hakları ihlalleri yapıldı. Tarihte ailelerin içine bu kadar çekildiği bir soruşturma var mı bilmiyorum" diyen Ongun, sözlerine şöyle devam etti:
"Murat Kapki etkin pişmanlık ifadesi verirken, yan odada eşi ile tehdit edildiğini söyledi. Eşi olmasa da benzer bir uygulama itirafçı Yakup Öner için de yaşanmış. Ekrem Başkan – babası – oğlu – kayınbiraderi ile. Fatih Keleş – oğlu – abisi – yeğeni ile. Ben – eşim ve bacanağım ile. Tuncay Yılmaz eşi ile, Alper Aydın oğlu ile, Murat Kapki kardeşi ve çalışanları ile itirafçı Eyüp Subaşı eşi ve oğlu ile, iftiracı fabrikatörü Muhittin Palazoğlu kardeşi ama kardeşinden çok sevdiği serveti ile, iş insanı Murat İlbak kardeşleriyle ve servetiyle bu soruşturmaya dahil edildiler. Bu hamleleri masum ve soruşturmanın doğal işleyişi olarak göremeyiz. Zaten sonuçları itibariyle iddia makamının hayal ettiği, beyanlar geldi. İtirafçı yaratma sistematiği kuruldu."
12:00 | "DİPLOMA NEDEN İPTAL EDİLDİ? OPERASYONLAR İÇİN NEDEN DİPLOMA İPTALİ BEKLENDİ?"
İddianameye yönelik eleştirilerinin ardından savunmasının ikinci bölümünde, İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi ve saatler sonra başlayan İBB operasyonları arasındaki bağlantıya yönelik konuşan Ongun, şu ifadeleri kullandı"
"Operasyon öncesinde Başsavcılık, 2 ayrı tehditvari yazıyla üniversiteden ısrarla diploma iptalini istedi. Yakın tarihte bir cumhurbaşkanlığı seçimi yoktu. Diploma neden bu kadar önemliydi, neden ısrarla iptali beklendi? Ekrem Başkan tutuklanacaksa diploma içerideyken de iptal edilebilirdi. Ama iptal beklendi ve kararın sabahı operasyon yapıldı.
Bu iptal, sanıldığı gibi yalnızca cumhurbaşkanı adaylığını engellemek için yapılmadı. Diploma varken İmamoğlu tutuklansaydı, CHP’nin resmi cumhurbaşkanı adayı tutuklanmış olacaktı. Bu da demokratik sisteme müdahale olarak değerlendirilecekti. Böylece ileride ‘Biz seçimlere müdahale etmedik, diploması iptal edilmiş bir kişiye yönelik belediye başkanı operasyonu yaptık’ denilecekti. Kurgulanan savunma buydu.
Zavallı rektör, düştüğü tuzağın farkında değil. Bu plan boşa çıktı. 23 Mart’ta biz 500 bin CHP üyesini sandığa getirmeyi hedeflerken, 15,5 milyon insan İmamoğlu’nu seçti bile. Size anlattığım gerçek bize tek bir şeyi gösteriyor: Korkuyu. Diploma, işte bu korku ve endişeyle iptal edildi. Haksız olan korkar. O mutlak butlan kararı, o gözükaralık bile buradan kaynaklı."
"BURADAKİ HERKES ŞOFÖR BEYANIYLA TUTUKLU"
"Kusura bakmayın ama hakimler yetkilerini savcılara devrediyor" diyen Ongun, yalan olduğunu emniyetteki sorgusunda kanıtladığını belirttiği bir husus üzerine tutuklandığını belirterek "Örgüt saçmalığının bu davada kullanılmasının amacı netti. Ellerinde tek bir delil dahi yoktu. Beyan da yoktu. Böyle dev bir işe, delilsiz kalkıştıklarını bildikleri için çok tedirgindiler ve yol haritalarına itirafçı yaratabilmek için 'örgüt' isnadını eklediler. Ne de olsa insan baskıyla, zorlamayla, tehditle çözülürdü" ifadelerini kullandı.
Kendilerini tutuklatan tek delilinin, Kültür A.Ş. eski genel müdürü Serdal Taşkın’ın şoförü Orhan Cevahiroğlu’nun ifadesi olduğunu belirten Ongun, "Yalnızca iftiracı Orhan Cevahiroğlu’nun beyanıyla Türkiye’nin cumhurbaşkanı adayı, Türkiye ve Avrupa’nın en büyük kentinin belediye başkanı tutuklandı. Fatih Keleş, ben, Necati Özkan, Hüseyin Köksal ve Serdal Taşkın da öyle Aslında burada bulunan bu kadar insan, yalnızca onun beyanıyla tutuklandı" dedi.
11.15 | ONGUN’UN 'ŞÜPHE SAVUNMASI' BAŞLADI
Savunmasının adının "şüphe savunması" olduğunu belirten Ongun’un ilk sözleri, şöyle oldu:
"Arkamda Avrupa’nın en büyük kentinin belediye başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı, Türkiye’nin 1. partisinin cumhurbaşkanı adayı oturuyor. O da birine itiraz etmiş. Sonuç; Malum. Bu coğrafyada itiraz popüler değildir. Pek tasvip edilmez. Onun yerine itaat tercih edilir. Sözü bile var: ‘İtaat et, rahat et’. Konforlu bir alan yani. Rahat ettiriyor. Bizim gibi umutsuz rahatsızlara ise ne gam! Devamlı itiraz ediyoruz. Neye? Haksızlığa. Neye? Adaletsizliğe. Neye? Adam kayırmaya, ikili hukuka, partizanlığa, gerçek yolsuzluğa. İtirazın sonu, huzurunuzdayız Sayın Başkan."
"İddianameyi yazanlar bizim mesleği bilmiyor" diyen Ongun, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Belli ki havuz medyasındaki balıkları gazeteci sanıyorlar. Bilseler; Benim meslek büyüğüm olan Soner Yalçın’a, Ruşen Çakır‘a, Şaban Sevinç’e Yavuz Oğhan‘a talimat veremeyeceğimi öğrenirlerdi. Ancak, onların benim kulağımı çekme, bana fırça atma, hatta bana talimat verme hakları olduğunu da bilirlerdi. Hele ki onlara para karşılığı haber yaptırmayı teklif etsem önce sinkaflı bir küfrederler, ardından beni def ederler, hırsları geçmez inadına İmamoğlu aleyhine konuşurlar. Haklı da olurlar."
"İDDİANAME BAĞIRA BAĞIRA 'SİYASET YAPIYORUM' DİYOR"
"İddianame tepeden tırnağa sakat" diyen Ongun, "Rahatsız edici olan ise şu ki iddianame Türkiye’de ikili hukuk olduğunu ispat ediyor. İddianame ülkemizde seçkin ve özel insanların, biz fanilerle kanun önünde eşit olmadığını kanıtlıyor. İddianame bağıra bağıra ‘siyaset yapıyorum' diyor" ifadelerini kullandı.
"BU İDDİANAME, DR. FRANKENSTEİN’IN ESERİ GİBİ"
Adalet Bakanı Akın Gürlek hakkında konuşan Ongun, iddianameye yönelik eleştirilerine devam ederek şunları kaydetti:
"Sayın Gürlek, bakanlık performansında ne içten bir AK Partili olduğunu ortaya serdi. Şimdi ne düşünmeliyim? Sayın Bakan Şubat ayına kadar bağımsız, siyasete mesafeli, önyargısız bir hukukçuydu savına inanmalı mıyım? Bir günde AK Parti’yi bu kadar içselleştirdi diye mi düşüneceğim? Hayatın olağan akışına pek uymuyor.
Bu iddianame Dr. Frankenstein’ın eseri gibidir. Onun gibi saldırgan ve acımasızdır. Üstelik onu ortaya çıkaran kişi de eserinden tiksindiği için olsa gerek, onu terk etmiştir. Ankara’ya gitmiştir. Ankara’ya giderken de bu yaratığı sizin kollarınıza terk etmiştir. Sizden beklenen, adını iddianame diye okuduğumuz bu şeyi üzerimize salmanız ve bize zarar vermesini sağlamanızdır.
Sizde şimdi kollarınıza atılan bu canavarla ne yapacağınıza karar vereceksiniz. Ya üstümüze salacak, ya da etiğin, ahlakın ama daha yücesi hakkaniyetin gereğini yapıp bu ucubeyi yok edeceksiniz. Bizim için, tüm bu zaman zarfı ise şunu sorarak geçti: ‘Asıl canavar kim?’"
"EKREM BAŞKAN KADAR OLMASA DA..."
Savunmasının giriş kısmında, mahkeme heyetine yönelik övgülerde de bulunan Ongun, şöyle devam etti:
"Siyasal iktidar, kendi beka meselesi gördüğü bu önemli davayı sıradan yargıçlara emanet edecek değildi kuşkusuz. Heyetinizin kıdem bakımından bu dava için uygun olmadığı söylendi, burada. Bir hakimin tecrübesi, hayatın olağan akışına uygunluğuna karar vermede önemlidir, dendi. Genç yargıçlara atıfla. Belki de bu bilinçli bir tercihti. Aşikar ki üyeleriniz de gayet parlak insanlar. Biz de fena değiliz efendim.
3 aydır sizler bize, biz sizlere bakıyoruz. İster istemez intibalar oluşuyor. Sosyal zekanız da hayli yüksek. Hatta, Ekrem Başkan kadar olmasa da iyi bir hazır cevap üstadısınız. Bunu da ince ve zeki esprilerle sunuyorsunuz. Böylece zirve yapan tansiyon, bir cümlenizle sönümleniyor. Ya da tam tersi oluyor. Siyasetçiler için hazırcevaplık, büyük bir artıdır. Birkaç basamak yükseltir insanı, siyasette. Yargıda da işe yarıyormuş, yaşayarak öğrendik."
11:10 | MURAT ONGUN KÜRSÜYE GELDİ
Duruşma takvimine yönelik konuşmaların ardından Murat Ongun, savunması için kürsüye geldi.
11:05 | İMAMOĞLU SÖZ ALDI, DAVA TAKVİMİ NETLEŞTİ
Ekrem İmamoğlu, duruşma başlamadan söz aldı.
İmamoğlu, Mahkeme Başkanı'na seslenerek şu ifadeleri kullandı:
"İlk duruşmanın daha erken bitirilmesi bekleniyordu ancak maalesef olmadı. Ağustos ayı başında da duruşmaya devam etmek istediğinizi arkadaşlarım bana aktardı. Benim burada görülen 4 davam daha var. Bu konuda sağlayabileceğiniz kolaylıkları sağlamanızı rica ediyorum."
İmamoğlu, normal koşullarda cuma günleri davanın devam etmediğini hatırlatarak davanın Cuma günlerini kullanıp kullanmayacaklarını sordu.
Mahkeme Başkanı ise Cuma günleri duruşmanın olmayacağını açıklarken duruşmayı iki hafta içerisinde, 9 Temmuz Perşembe günü bitirmeyi planladıklarını söyledi. Mahkeme Başkanı ayrıca, tutuksuz isimlerin savunmalarının başlayacağı ikinci duruşma için ise 10 Ağustos tarihini düşündüklerini aktardı.
Mahkeme Başkanı son olarak, 6 Temmuz Pazartesi günü Silivri’de İBB Davası’nın yanında hem diploma hem de casusluk davaları görülecek olan İmamoğlu’nun dava takvimi de göze alındığında savunmasını gelecek hafta perşembe ve cuma günleri almayı düşündüklerini belirtti.
11.00 | GAZETECİ BARIŞ PEHLİVAN BASIN ALANINDAN ÇIKARILDI
Basının ilgisinin bir hayli yoğun olduğu duruşmada, Murat Ongun’a destek için pek çok İBB çalışanı ve akademisyen de salonda bulunuyor.
Gazeteci Barış Pehlivan, turkuvaz kartı olmadığı için jandarma tarafından duruşma salonundaki basın tribününden çıkarıldı.
Jandarma Pehlivan’ı izleyici kısmına yönlendirirken diğer gazetecilerin itirazlarına karşın Pehlivan, salondan kendi iradesiyle ayrıldı.