SEÇİLMİŞ İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası, Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin yeni duruşma salonunda 75. gününde devam ediyor.
"TAHLİYE" GÜNÜ
Davada bu hafta, tutuklu sanıklar tahliye talebinde bulunuyor.
İMAMOĞLU SÖZ ALACAK
Bugün kalan son 13 tutuklu ismin tahliye taleplerinin alınması kararlaştırılırken İmamoğlu’nun da son sırada söz almasının ardından mahkeme heyetinin tahliyelere ilişkin bir ara karar vermesi bekleniyor.
İşte Silivri'de anbean yaşananlar...
15.00 | KAAN SÜRMEGÖZ: "AKP DÖNEMİNDE ATTIĞIM İMZALARIN AYNISINI ATTIM"
Sonrasında kürsüye gelen İBB Emlak Daire Başkanı Kaan Sürmegöz ise iddianamede kendisine çok sayıda suç isnat edildiğini ancak tarafına isnat edilen eylemlerin tamamının, daha önce Danıştay denetiminden geçtiğini ve hakkındaki soruşturma izninin 2022 yılının sonunda kesin olarak kaldırıldığını belirtti.
"Yüksek yargı kararıyla hukuka uygunluğu sabit olan bu idari işlemlerin 'örgüt üyeliği' suçlamasına dayanak yapılabilmesi hukuken mümkün değil. Bütün ihaleler açıkça ilan edildi, katılımı engellenen hiçbir kişi veya kuruma dair itiraz olmadı" diyen Sürmegöz, iddianamede suçlamalara esas alınan bilirkişi raporunun da davanın tarafınca hazırlandığını ve kanunları birbirine karıştıran hatalı bir rapor olduğunu savundu.
İmamoğlu döneminden önce de İBB’de aynı görevi aynı şekilde yaptığını belirten Sürmegöz "Eski dönemdeki işlerde de benim imzam var. Tıpkı bu dönem olduğu gibi o dönemde de işleri doğru yapıyorduk, dolayısıyla devam ettirdik" diye konuştu.
"İki çocuğum var. Büyüyorlar ama bana en çok ihtiyaçları olduğu anlarda ben yokum. Dolayısıyla artık çocuklarımın beni unutacağını düşünüyorum" diyen Sürmegöz, tahliyesini istedi.
"TEK BAŞIMA 7. MEVSİMİMİ YAŞIYORUM"
Devamında kürsüye, Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer geldi.
Çok sayıda ihaleyle suçlandığını ancak ihale komisyonu üyeliği dışında hiçbir denetim veya uygulama aşamasında görevi, sorumluluğu ve imzası bulunmadığını belirten Doğruer, "MASAK raporlarında ismim geçmediği gibi, şahsıma yönelik tek bir finansal şüphe veya menfaat iddiası dahi yoktur. 35 yıllık çalışma hayatımda maaşım dışında hesabıma giren bir para olmadı" diye konuştu.
Hakkında aleyhte beyan veren tek kişinin, soruşturmada etkin pişmanlıktan yararlanan ilk isim olan Kültür A.Ş. Genel Müdürü Murat Abbas olduğunu belirten Doğruer, gerek tutukluların gerekse mahkemede dinlenen tutuksuz sanıkların beyanları kapsamında kendisine isnat edilen suçların geçersiz olduğunu savundu.
Ailesinde bakmak zorunda olduğu üç kadın olduğunu hatırlatan Doğruer, cilt kanseri geçmişi ve cezaevi şartlarına ilişkin konuşarak tahliyesini istedi:
"Benim nasıl kaçma şüphem olur? Hakkımda haberler çıktıktan sonra kendi isteğimle savcılığa gittim, sonrasında tutuklandım. Ben burada 4 duvar arasında, beton içinde, en az 60 kişi arasında, kalabalığın ortasında tek başıma 7. mevsimimi yaşıyorum. Aslında hayattayım ama yaşamıyorum. Her gün ölmekten de ölemiyorum."
14.30 | DURUŞMA DEVAM EDİYOR
Verilen aranın ardından tutuklular alkışlarla salona getirildi.
Duruşma, Güldem Şık’ın savunmasıyla devam etti.
Şık, 18 aydır tutuklu olduğunu ve bu süreçte iki cezaevi ile yedi koğuş ve hücre değiştirdiğini belirterek tutukluluğunun devamına ilişkin gerekçelerin hukuki, mantıksal ve vicdani bir açıklamasının bulunmadığını söyledi.
Delil karartma ve kaçma şüphesinin sürmesinin mümkün olmadığını savunan Şık, "Bu kadar sürülmemin ve halen tutuklu kalmamın hukuksal bir açıklaması yoktur. Mantıksal bir açıklaması da yoktur, vicdani bir açıklaması da yoktur. Tek açıklanacak yokluk, 530 gündür olmayan özgürlüğümdür" dedi.
"ARTIK HASRET DE ESARET DE YOK"
Kişi kartında kendisine yöneltilen suç tarifinin "irtibat kurmak" olarak yer aldığını belirten Şık, "İrtibat denilen bu olgu 18 ay birinin özgürlüğüne kelepçe vurmaya yeterli midir? Bu sorunun cevabı var mıdır? Yoktur" ifadelerini kullandı.
Şık, tahliye talebinin sonunda 50 yaşına bastığını ve yeni yaşında cezaevinde olmak istemediğini belirterek "En önemlisi ve en kıymetlisi de 18 aydır sarılamadığım ve öpemediğim kızıma sarılıp ‘annem yanındayım, artık hasret de esaret de yok’ demek istiyorum. Ben artık tekrar tekrar sürülmekten de yarınları beklemekten de özlemekten de çok yoruldum" ifadelerini kullandı.
13.15 | İLK ARA VERİLDİ
Kılıç’ın avukatı Cansu Çifçi’nin beyanlarının ardından duruşmaya ilk ara verildi. Aranın ardından İmamoğlu dahil 8 isim daha tahliye talebinde bulunacak.
12.30 | RAMAZAN GÜLTEN KÜRSÜDE
Gökce’nin avukatının kısa beyanlarının ardından kürsüye, İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten geldi.
Gülten, hakkındaki suçlamaların dört başlıkta toplandığını belirterek bunların hiçbirinde kendisine atfedilebilecek somut bir fiil bulunmadığını söyledi. Mimari Estetik Komisyonu ve silüet onay süreçleri, imar planı, belediye encümenindeki ihale işlemleri ve örgüt üyeliği suçlamalarına değinen Gülten, özellikle imar planının hazırlanması ve onaylanması konusunda herhangi bir yetkisinin bulunmadığını vurgulayan Gülten, "İmar planının onay yetkisi de idari birimlerde değil, belediye meclisindedir. Buna rağmen görev ve yetki alanım dışında bulunan bir süreç nedeniyle suçlanıyorum" dedi.
Hakkındaki örgüt üyeliği iddiasının da mesleki temaslar ve kamu görevi üzerinden kurulduğunu belirten Gülten "Örgütsel talimat, bu talimat doğrultusunda gerçekleştirdiğim somut bir fiil, ne de örgütsel hiyerarşi içerisinde hareket ettiğimi gösteren maddi bir olgu ortaya konulabilmiştir" ifadelerini kullandı.
20 yıllık şehir plancısı ve 17 yıllık kamu emekçisi olduğunu belirten Gülten, meslek hayatı boyunca imar mevzuatını uygulamak ve kamu yararını korumak için çalıştığını söyledi. Gülten, "Bugün hakkımda ileri sürülen bu dört başlığın hiçbirinde kişisel bir menfaat sağladığıma, bir başkasına menfaat sağlamak amacıyla hareket ettiğime, hukuka aykırı bir talimat aldığıma veya suç oluşturabilecek kişisel bir müdahalede bulunduğuma ilişkin somut bir fiil ortaya konulmuş değildir" dedi.
"GEÇMİŞİMİ DEĞİL GELECEĞİMİ VERİN"
Gülten, tahliye talebinin son bölümünde ise tutukluyken dünyaya gelen kızı Maya’nın büyümesine tanıklık edememesi hakkında konuştu.
Cezaevinde bulunduğu süre boyunca kızının ilk yaş gününü ve ilk adımlarını kaçırdığını anlatan Gülten, "Sevgili eşim, yokluğumu kızımıza hissettirmemeye çalışarak onu büyütürken, benim yerime onun ilklerine tanıklık etti" dedi. Kaçırdığı anların geri gelmeyeceğini bildiğini söyleyen Gülten, "Bugün sizden geçmişte kaçırdığım anları geri vermenizi istemiyorum. Bunun mümkün olmadığını biliyorum. Ancak bundan sonra kızımla yaşayabileceğim anların da eksilmemesini istiyorum" ifadelerini kullandı.
Daha sonra söz alan Gülten’in avukatı Enes Ermaner ise müvekkilinin 15 ayı aşkın süredir tutuklu olduğunu belirterek, dosyada Gülten’e özgülenmiş somut bir fiil bulunmadığını savundu.
Tutuklama açısından delillerin büyük ölçüde toplandığını ve kaçma ya da delil karartma yönünde somut bir olgu bulunmadığını belirten Ermaner, Gülten’in öncelikle tahliyesini, aksi halde adli kontrol uygulanmasını talep etti.
"BENİMLE BİRLİKTE AİLEM DE TUTUKLU"
Öğle arasından hemen önce kürsüye, Kültür A.Ş. Plan ve Organizasyon Müdürü Barış Kılıç geldi.
Hakkındaki 16 eyleme ilişkin sorumluluğunun büyük ölçüde attığı veya atmadığı imzalara dayandırıldığını belirten Kılıç, bunların 6’sında herhangi bir imzasının dahi bulunmadığını söyledi.
Kılıç, Kültür A.Ş.’de reklam ve etkinlik organizasyonu faaliyetlerinin birbirinden tamamen bağımsız olduğunu vurgulayarak, reklam ihalelerine ilişkin ifadelerin kendisinin sorumlu olduğu etkinlik organizasyonu eylemlerinde kullanılmasına itiraz etti.
Hakkındaki suçlamaları mal varlığı üzerinden de reddeden Kılıç, Kültür A.Ş.’de çalıştığı süre boyunca kişisel mal varlığında herhangi bir artış olmadığını belirtti. Tek mal varlığının 15 yıl vadeyle aldığı ve ödemeleri 2035’e kadar sürecek dairesi olduğunu söyleyen Kılıç, kişi kartına Kültür A.Ş.’ye ait yedi kiralık aracın da kendi mal varlığıymış gibi işlendiğini savundu.
Bilirkişi raporunu da eleştiren Kılıç, raporda, kullanılan malzemelerin niteliğinin dahi doğru değerlendirilmediğini belirterek, "Skaaf'la çadırın aynı mahiyette olduğunu iddia ediyordu. Bir de vinil brandayla bir kitapçığın aynı mahiyette olup aynı ihaleye verilebileceğini söylüyordu" dedi.
Kılıç, tutukluluğun kendisi kadar ailesini de etkilediğini belirterek tahliye talebini şöyle sonlandırdı:
“İlk savunmamda kızım Alya'nın kreşten mezuniyetine denk gelmiştik, bugün de 1. sınıf arkadaşları ve ailelerinin tanışması olacak. Oğlum Kuzey ben tutuklandığımda emekliyordu, konuşamıyordu. Bugün koşuyor ve 1,5 senede 10 saat görebildiği bana çok şükür annesi öğretmiş, onun sayesinde babam diye seslenebiliyor. Benimle birlikte ailem de tutuklu. Biz sizden her türlü adli kontrolle tahliye etmenizi ve aklanıp beraatimi talep ediyoruz.”
12.00 | BUĞRA GÖKCE: "BUNLAR SUÇ İSE SUÇ İŞLEMEMİŞ TEK BİR BÜROKRAT YOKTUR"
Ardından kürsüye, İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce geldi.
"30 yıldır aralıksız kamu görevi yapmaktayım. Türkiye'de üç büyükşehirde de çalışmış belki de tek bürokratım" diyen Gökce, "Bu süreçte imzaladığım en problemli evraklardan bile ceza yemedim. Ancak gelir getirici evraktan, attığım rutin bir imzadan dolayı 18 aydır tutukluyum" ifadelerini kullandı.
İBB’de Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde attığı söz konusu imzalara yönelik ise Buğra Gökce şöyle konuştu:
"Bu rutin imzalar ile belediyenin iş almasının sağlanması suç ise Türkiye'de bu suçu işlemeyen yoktur. Belediye encümeninin aldığı kararlara imza atmak suç ise Çankaya'da, İzmir'de de binlerce yıl ceza alacak kadar suç işlemiş olabilirim. Bu anlayışla Çankaya'da bin yıllık, Ankara Büyükşehir'de üç bin yıllık, İzmir'de beş bin yıllık işlem yapılmış demektir. Bu suçu Türkiye'de işlememiş bürokrat yoktur. Bu idari görevlerde bulunup da bu rutin süreçleri yürütmemiş tek bir kamu görevlisi, eski-yeni bakan veya devlet ricali bulunmamaktadır. Hatta bazıları şu an bakanlıklarda çalışıyor."
Gökce, 30 yıllık meslek hayatı boyunca kamu adına attığı imzaların büyük bölümünün imar ve mülkiyet konularındaki rutin işlemler olduğunu söylerken bürokratik işleyişe hakim olduğunu belirterek, "30 yıllık meslek hayatım boyunca önüme binlerce evrak geldi ve kamu adına binlerce imza attım. Attığım imzaların yarıdan fazlası, planlama mesleğinin ve bürokrasinin gereği olan imar ve mülkiyet konularıdır" dedi.
Sorunsuz ve rutin evrakları hızlı şekilde imzaladığını, inceleme gerektiren işlemlerde ise daha titiz davrandığını belirten Gökce, "Devletin işi aksamasın diye en problemsiz rutin evrakları hızla imzalar, inceleme gerektiren işleri ise ince eleyip sık dokuyarak sürece dahil ederdim" ifadelerini kullandı.
Örgüt üyeliği suçlamasına yönelik ise İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday olmak için İBB'deki görevinden istifa ettiğini hatırlatan Gökce, "Beni aday bile yapmadılar. Ben varlığı öne sürülen örgüte nasıl hizmet etmiş olabilirim?" sorusunu yöneltti.
Hakkındaki örgüt suçlamasına mal varlığı üzerinden de yanıt veren Gökce, suçlamanın maddi menfaat unsuru açısından karşılığının bulunmadığını savundu. "Size de anlattım; Bir örgüt olabilmesi için benim bir maddi menfaat sağlamam lazım. Tek bir kuruş malım mülküm yok" diyen Gökce, 30 yıl boyunca üç büyükşehrin imarından sorumlu görevlerde bulunduğunu, buna rağmen banka kredisiyle alınmış iki evi olduğunu, lojmanda oturduğunu ve arabasının dahi bulunmadığını söyledi.
Gökce, "Bunlardan da şeref duyuyorum. Cezaevinde yattığım sürede geçim sıkıntısı yaşadım, bundan da şeref duyuyorum" diye konuştu.
"MERHAMET İSTEMİYORUM, ADALET İSTİYORUM"
Gökce, savunmasının son bölümünde ise tahliye talebini hastalıkları ya da kendisine yönelik bir merhamet beklentisi üzerinden kurmayacağını vurguladı. "Sizden merhamet falan dilenmiyorum efendim. 18 aydır kendimi kürek mahkumu gibi hissettiriyorum" diyen Gökce, 15 ayı aşkın süredir cezaevinde olduğunu ve bu süreçte evlendiğini belirtirken, tahliye talebini şu sözlerle tamamladı:
"18 aydır kendimi kürek mahkumu gibi hissediyorum. Ailem için buradayım. Buradan her gün işini gücünü bırakıp gelmek zorunda olan eşime bakıyorum, ona mı yanayım? Buraya gelemeyen tekerlekli sandalyedeki anama mı yanayım? Sizden merhamet istemiyorum, adalet istiyorum. Başka talebim yok."
Gökce’nin sözlerinin ardından salondaki izleyiciler uzun süre alkışla destek verdi.
11.15 | DURUŞMA BAŞLADI
Tutuklu sanıklar, avukatları, gazeteciler, izleyiciler ve mahkeme heyeti salonda yerini alırken kürsüye ilk gelen isim Medya A.Ş. Satın Alma ve İhale Müdürü Fatoş Ayık oldu.
"Sanıklar birbirleri rüşvet alıp rüşvet vermek gibi eylemlerle suçluyor ancak benimle ilgili şekilde tek bir iddia, tek bir beyan dahi bulunmuyor" diyen Ayık, 2019 yılında satın alma personeli olarak görev yaparken bir hizmet alım işinde yalnızca kâğıt üzerinde araştırma yapmakla görevlendirilmesi sebebiyle iddianamede rüşvet almakla suçlandığını belirtti.
Kamu kurum ve kuruluşlarını zarara uğratmakla suçlandığını oysa hizmet alımlarında Medya A.Ş.’nin çalıştığı dönemde yüzde 40 kâr ettiğini belirten Ayık, "Çıkar amaçlı suç örgütü davasında bir buçuk yıldır tutukluyum. Ancak benim bu süreçte herhangi bir menfaat elde ettiğime ilişkin tek bir somut tespit yok" diye konuştu.
"BURADA 5 KADIN TUTUKLU KALDIK, BİZİ AİLELERİMİZE KAVUŞTURUN"
İBB’de Kadir Topbaş döneminde çalışmaya başladığını ve herhangi bir siyasi parti üyeliği olmadığını belirten Ayık, "Birkaç gündür pek çok tutuklu sanık da aynı şeyi söyledi: 1,5 senenin sonunda artık hissettiğimiz şey bir tedbirden öte, bu tutukluluğun bizim için bir cezalandırma olduğudur" dedi.
Ayık, tahliye talebinin sonunda ise şöyle konuştu:
"Artık kendimi geçtim; 1,5 senenin sonunda 69 yaşındaki annemin ve 74 yaşındaki babamın cezaevi kapılarındaki, mahkeme salonlarındaki gözü yaşlı bekleyişlerinin son bulmasını istiyorum. Burada 5 kadın tutuklu sanık kaldık. Bizi ailelerimize, anne olanları evlatlarına kavuşturmanızı diliyorum."
Daha sonra İBB Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Taner Çetin’in avukatı Pınar Çengel, müvekkili adına tahliye talebinde bulundu.
Çetin’in suçlandığı 12 eylemde yer alan tüm isimlerin tahliye edildiğini ya da tutuksuz yargılandığını ancak Çetin’in uzun süredir cezaevinde olduğunu belirten Çengel, şu ifadeleri kullandı:
"12 yıl boyunca kesintisiz şekilde sürdürülen ve daha önce hiçbir adli veya idari soruşturmaya konu edilmeyen aynı idari pratik, nasıl oluyor da sadece Taner Çetin görev aldığında aniden bir suç organizasyonu veya kuvvetli suç şüphesi haline gelebiliyor? Müvekkilim yeni bir usul icat etmemiş, 12 yıllık yerleşik idari pratiği sürdürmüştür."