İBB Davası'nda ikinci celse: İmamoğlu iddialara sert çıktı.

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 414 sanıklı İBB Davası’nın ikinci celsesi Silivri’de devam ediyor. İmamoğlu, tutuksuz sanık Kameroğlu İnşaat'ın sahibi Adem Kameroğlu'nun iddialarına ilişkin, "Ben sizi tehdit ettim mi? Yani daha Türkçe sorayım, ben sizi bir şeyle tehdit ettim mi Adem Bey?” diye sordu.

İSTANBUL Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın 68'inci günü, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda devam ediyor.

Tutuklu isimlerin savunma yaptığı ilk celsenin 9 Mart’ta başlayıp 8 Temmuz’da tamamlandığı davada ikinci celse Pazartesi günü başlarken şu ana kadar 325 tutuksuz sanıktan 34’ünün savunması alındı.

Dünkü duruşmada tutuksuz sanıklar Emin Türe, Emre Manav, Özgür Türkmen, Metin Gül, Erhan Ünal, Nahit Kiler, İsmet Koyun, Naim Erol Özgüner, Abdullah Uygun, Hüsnücan Şen, İdris Yıldırım, Onur Büyükhatipoğlu, Hüseyin Yurddaş ve Mahir Gün savunma yaptı. Saat 11.00’de başlayan ve toplam 14 kişinin savunma yaptığı duruşma yaklaşık 14 saat sürdü.

Bugünkü duruşma gününde, etkin pişmanlıkçılar Aziz İhsan Aktaş ve Ertan Yıldız’ın savunmalarının alınması bekleniyor.

BEYAZ’IN TUTUKLANMASI TALEBİNE İKİNCİ KEZ RET

Öte yandan İBB Davası’nda salı günü yapılan duruşma gününde duruşma savcısının, tutuksuz sanık Muzaffer Beyaz için "çelişkili ifadeleri" gerekçesiyle istediği tutuklama talebi ikinci kez reddedildi.

Aynı zamanda Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü Davasına da bakan İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi; savcının iki kez talep ettiği, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ise iki kez oy çokluğu ile reddettiği tutuklama talebine ilişkin son kararı verdi.

Böylece Beyaz'ın tutuksuz yargılanmasına devam edeceği kesinleşmiş oldu.

İşte duruşmada anbean yaşananlar...

Akşam saatlerinde, dava kapsamında tutuksuz yargılanan gazetecilerin savunmalarına geçildi. Zam Haber’in sahibi Alican Ayvataş, "Ben 15 Ağustos 2025 tarihinde gözaltına alındım, ‘sosyal medyada yapılanması’ adı altında. Orada ‘halkı kin ve nefrete sürükleme’ suçundan alındım. 4 gün emniyette kaldım. İkinci gün bir ifade verdim. Orada sorulan soruların dışında iddianamede Alican Ayvataş olarak geldi. Bana orada Zam Haber’le alakalı sorular sorulmuştu. O yüzden ne cevap vermem gerektiğini bilmiyorum. Yani Fikir Koli Dijital Medya ile alakalı mı konuşmalıyım yoksa Alican olarak mı konuşmalıyım, onu bilmiyorum" ifadelerini kullandı.

“ABES SUÇLAMAYLA KARŞI KARŞIYAYIM”

Daha sonra Medyascope Genel Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır savunma yaptı. Davaya dahil edildiğinde gazeteciliğinin 40’ıncı yılı olduğunu vurgulayan Çakır, şunları söyledi:

"Bugüne kadar çok Kürt meselesi, İslamcılık, ülkücü hareket, Alevilik gibi zor konularda yıllarca çalıştım ve bir kere bile yargılanmadım. Geçen ay Kandil’de Duran Kalkan’la röportaj yaptım, ifadem bile alınmadı ama burada bir suç örgütüne üye olmamakla beraber bilerek, isteyerek yardım etmek gibi abes bir suçlamayla karşı karşıyayım. Bu benim çok ağrıma gidiyor. Buna beni bulaştıranlarla inşallah öbür dünyada hesaplaşacağım diye bu notu düşmek istiyorum özellikle. Yani 40’ıncı yılımda bana bunu yapmak çok büyük bir adaletsizlik. Bunu yapan her kimse kendilerine buradan bunu unutmayacağımı söylemek istiyorum. 19 Mart 2025’te gözaltılar oldu. Çok oldu ama biz gazeteciyiz, tabii ki takip ettik. Ekrem İmamoğlu ile Murat Ongun’un polis ifadeleri bir süre sonra medyaya yansıdı. O ifadelerde ‘Meşe’ adındaki gizli tanığın, benim de içinde olduğum galiba 12 gazeteci hakkında ifade verdiği çıktı. İddia o ki biz o gazeteciler, ben dahil, Murat Ongun ve Emrah Bağdatlı -her seferinde adını hatırlamaya çalışıyorum, tanımadığım için- bizi besliyormuş, para veriyormuş falan.

"HABER ÇIKINCA TUTUKLANMAYI BEKLEDİM"

Ben açıkçası bu haber çıkınca gözaltına alınmayı ve hatta tutuklanmayı bekledim. Hatta bir video yaptım. Bu video ‘Eğer bu videoyu izliyorsanız ben tutukluyum demektir’ diye başlıyordu. Çok şükür yayınlama ihtiyacı doğmadı. Sonra beklemeye başladık ve 18 Mayıs 2025 Pazar günü Akşam gazetesinde ‘İmamoğlu Medyası A.Ş’ diye bir haber çıktı. Bunu da özellikle vurgulamak istiyorum. Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kartoğlu benim çok eski arkadaşımdı ve o günden beri benim suratıma bakamıyor. Bu habere göre -haber diyorum ama haber değil- benim de o isimleri geçen kişilerle birlikte Murat Ongun’la 18 kez ve aylık düzenli görünümü veren buluşma yaptığım, Emrah Bağdatlı ile 11 kez ve akşam saatlerinde buluştuğum yazıyordu. Murat’ı ben yıllardır tanırım. Benden gençtir, sevdiğim bir meslektaşımdır. Birlikte çalışmadık ama birbirimizi tanırız. 2019’da kendisi Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı olarak karşıma çıktı, seçim öncesi. Hatta sizin o meşhur HTS kayıtlarında var. İstanbul Kurtuluş’taki bir mitingde Ekrem İmamoğlu ile ilk kez orada tanıştım. Murat’a söyledim, Murat tanıştırdı. Ekrem İmamoğlu’yla hatta kayınpederim Trabzon’da olması hasebiyle kısa bir özel sohbetimiz de olmuştur.”

"GALATASARAY MAÇINA GİTMEKLE SUÇ İŞLEMİŞ OLUYORUM"

İmamoğlu’nun Medyascope’la ilişkisinin çok sınırlı olduğunu belirten Ongun, sözlerini şöyle sürdürdü:

"2-3 kere yayın yaptık, çok fazla haber yapmadık ama yine sizin meşhur HTS kayıtlarında olduğu gibi Ekrem İmamoğlu’nun yaptığı önemli basın toplantılarını yerinde izledim gazeteci olarak. Tabii ki Murat Ongun da olduğu için aynı yerde buluşmuş oluyoruz ama şu benim kafama takıldı. Akşam saatlerinde ben Emrah Bağdatlı adlı tanımadığım kişiyle nasıl buluşurum? Açık söyleyeyim, bilenler bilir; ben çok evden işe, işten eve birisiyim. Sosyal hayatım yok denecek kadar azdır. İstisnası Galatasaray’dır. İnanmayacaksınız ama böyle. 18 Mayıs 2025 Pazar günü Akşam gazetesinin haberinin çıktığı gün ben statta Kayserispor maçına gittim. Maç başlamadan 20 dakika önce bende jeton düştü. Hatırladım ki Murat’ın da locası mı, kombinesi mi ne var. Benim 20 yıldır kombinem var Galatasaray’da. Sonra cep telefonundan baktım, Emrah Bağdatlı denen şahsın X hesabında takip ettiği tek bir hesap var, Galatasaray. Ben Galatasaraylı olmak, kombine sahibi olmak ve maçlara gitmek gibi bir suç işlemiş oluyorum. HTS kayıtları sonra çıktı, arkadaşlar seyrederdi. Mesela Manchester maçına gittim, onlar da tabii ki gitmiş. Yani orada 40 bin kişiydik."

"MEŞE, İLKE OLDU"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2023’teki Trabzon ve İzmir mitingine gittiğini belirten Çakır, şöyle devam etti:

"Bunlar da gitmişler, HTS kaydı var ama ben Kılıçdaroğlu’nun başka mitinglerine gittim. Kayseri’ye, Konya’ya, Ankara’ya gittim, oraya gitmemişler. Oraya gitselerdi orası da olacaktı. Ankara CHP Kurultayı’na gitmişim, onların hepsi sizde var. CHP Kurultayı’na gittiğim için, onlar da orada olduğu için HTS kaydım var. 18 Mayıs’ta bu oluyor. Sonra beni gözaltına alıyorsunuz, gözaltı denmiyor ona ne demekse, 6 Kasım’da ama savcılığa çıkmıyoruz. Mali Şube’de bir hanımefendi gelen soruları okuyor bana. Okurken diyor ki ‘İlke adlı gizli sanık sizin hakkınızda şunu demiş’. Ben orada dedim ki, hiç unutmuyorum, ‘Bizimki bir ağaç isimliydi. Meşe. Ne oldu Meşe’. Birden İlke oldu, hâlâ bilmiyorum. Ekrem İmamoğlu’nun ve Murat Ongun’un polis ifadelerinde benim adımın geçtiği bölümde gizli tanık Meşe’dir. Aynı cümleler, aynı blok cümle iddianamede benim hakkımda gizli tanık İlke olarak var.

"GAZETECİYE ‘BU YAYINI NİÇİN YAPTINIZ?’ DİYE SORULMAZ"

Orada bir husus var. Bana hanımefendi şunu sordu. İki tane Medyascope’ta yaptığım yayını sordu. ‘Bunları niye yaptınız?’ diye sordu. Yani bir gazeteciye sorulacak soru değil ama hanımefendinin hiçbir günahı olmadığı için ben kendisine bir şey söyleyemedim. Bir gazeteciye ‘Bu yayını niçin yaptınız?’ diye sorulmaz. Güya ben o yayınlarla aldığım paranın karşılığını veriyormuşum. Gizli tanığın ifadesi diyelim ki 16 Mart, benim o yayınları yapış tarihim tutuklamalardan sonra. Çok açık söylüyorum. Parayla haber yapacak kadar şerefsiz birisi olsam bana para veren insan içeri girdiği zaman korkumdan ağzımı açmam. Benim operasyon öncesi Ekrem İmamoğlu ile ilgili yaptığım yayınların, yazdığım yazıların büyük bir kısmı eleştireldir. Eğer zahmet edip baksaydılar onu görürlerdi. Bir buradan bunu anlatıyorum. Hakkımda hiçbir eylem yoktu, 141/5’ten yargılanıyordum."

"TALİMAT" SORUSUNA SERT ÇIKTI

Tutuksuz Kazım Eren Sönmez’in avukatı Çağlanur Yıldız’ın "Lütfen beni bağışlayın, sizi çok fazla yormak istemiyorum. Haberlerinizi yaparken -ben bunların cevabını tam verebiliyorum ama karşılaştığımız iddianame malumunuz- içeriğine dair herhangi bir talimat alır mıydınız? Bu talimatları aldığınız bir WhatsApp grubu var mıdır?" sorusuna Ruşen Çakır, "Hanımefendi, kusura bakmayın ama siz bunu bana kafeteryada sorsaydınız küfrederdim" yanıtını verdi.

Sosyal medya fenomeni Hasan Erkan Kabakcı’nın ardından Odatv imtiyaz sahibi ve Nefes gazetesi yazarı Soner Yalçın’ın savunmasına geçildi. "Siz özel bir sebeple benim yurt dışı yasağımı kaldırdığınızda arkadaşlar çok tepki gösterdiler, ‘Bizim niye kaldırılmıyor?’ diye. Onların da kaldırdınız ama biz özel sebebi açıklamadık tabii" diyen Yalçın, şunları söyledi:

"Gazetecilik hayatım boyunca siyasetin ‘pembe yalan’ denen sözlerine çok şahitlik ettim. Bunlar çoğu zaman gerilimi azaltmak, diplomatik dili yumuşatmak ya da toplumsal bir çatışmayı büyütmemek için gerçeğin kenarlarında dolaşan küçük sapmalar olarak görülürdü. Etik açıdan kuşkusuz tartışmalıydı ama hakikatin kendisini ortadan kaldırma iddiası taşımazlardı. Bugün ise yalanın niteliği değişti. Yalan artık gerçeği süslemiyor, gerçeği esnetmiyor, gerçeğin yerine geçmek istiyor. Dil, gerçeği ifade etmenin aracı olmaktan çıkıp kurgu üretmenin aracına dönüşüyor. Hakikat yalnızca bastırılmıyor, onun yerine tekrar tekrar üretilen senaryolar, algılar alıyor. Eskinin pembe yalanları gerçeğin etrafında dolaşırdı. Bugünün yalanı ise gerçeğin kendisini kökten hükümsüz bırakmaya çalışıyor. Bu nedenle Kafka’nın Dava eseri burada anılması gerekiyor. Kafka’nın anlattığı yalnızca yalan değildir. Daha ürkütücü bir durumdur. Doğru ile yanlış arasındaki ayrım artık önemini kaybetmiştir. Sistem gerçeği bulmak için değil, önceden belirlenmiş kurguyu sürdürmek için işlemektedir. Kafka’nın mahkemesinde mesele yalnızca kendini savunmak değildir, savunmanın mümkün olup olmadığını sorgulamaktır. Hakikatin değerini yitirdiği yerde insan en çok kendisini anlatamaz hâle gelir.

"İDDİANAMEYİ ANLAMAYA ÇALIŞIYORUM"

Ben Kafka’nın romanındaki Josef K’dan farklıyım. Ben neyle suçlandığımı biliyorum fakat suçlandığım fiillerle iddianamede delil diye sunulanlar arasında nasıl bir hukuki bağ kurulduğunu anlayamıyorum. Bir insanı suçlamak başka, o suçu somut delillerle ortaya koymak başka iştir. İddia makamı benim hakkımda bir sonuç cümlesi kuruyor ancak o sonuca hangi somut eylemden, hangi delilden ve hangi mantıksal zincirden ulaştığını göremiyorum, gösteremiyor. Dönüp dönüp, iddianameyi okuyup anlamaya çalışıyorum. Ben ne yaptım? Kime yardım ettim? Nasıl yardım ettim? Hangi eylemim suç olarak tarif edilen yapının faaliyetini kolaylaştırdı? Hangi davranışım gazetecilik sınırını aşıp örgütsel faaliyete dönüştü? Benim suç olduğu iddia edilen bir yapıya bilerek ve isteyerek yardım ettiğimi gösteren tek somut olgu nedir? Olaya ilişkin sorum var, bunların cevabı, ispatı iddianamede yok. Bu nedenle şu temel soruyu sormak zorundayım. Ben buraya gerçekleştirdiğim somut bir suç eylemi nedeniyle mi yargılanıyorum, yoksa temaslarım, konuşmalarım, yazılarım, yani gazetecilik faaliyetlerim sonradan kurulmuş bir kurgunun içine yerleştirildiği için mi karşınızdayım?"

"DÜNKÜ ÇOCUK DEĞİLİM"

"Ben dünkü küçük çocuk değilim" diyen Yalçın, meslekte 40’ıncı yılında olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

"Halkıma karşı dürüst olduğum için 40 yıldır bu mesleği yapıyorum. Bu meslekte asıl sermaye kamuoyuna yıllar içinde kazanılan güvendir. O güven bir kez kaybedildiğinde gazetecinin kalemi ağırlığını yitirir. Bugün benim itiraz ettiğim nokta tam olarak budur. Mesleğim gereği kurduğum ilişkiler ve yaptığım görüşmeler bugün başka bir anlam yüklenerek suçlamanın parçası hâline getiriliyor. Birisini tanımak, biriyle konuşmak suç değildir. Telefon rehberinde bir isim bulunması suç değildir. Bunların suç sayılabilmesi için iddia makamının başka bir kanıt göstermesi gerekir. Ben ne yaptım? Hangi konuşmam suç teşkil etti? Hangi görüşmem gazetecilik faaliyetinin sınırını aştı? Hangi yazım, hangi cümlem, hangi davranışım suçun parçası oldu? Benim istediğim iddianamede bunların gösterilmesiydi, hiçbiri yok. Bilirsiniz ki ceza hukuku kimi tanıyorsunuz sorusuyla değil, ne yaptınız sorusuyla ilgilenir. Yani temas ile suç aynı şey değildir, tanışıklık ile iştirak aynı şey değildir, gazetecilik faaliyeti ile örgütsel faaliyet aynı şey değildir. Meslek hayatım boyunca hiçbir iktidarın, hiçbir partinin, hiçbir siyasetçinin gazetecisi olmadım. Ben sadece bir gazeteciyim."

"GERÇEĞİN HÜKÜM VERMESİNİ İSTİYORUM"

Yalçın, "Mahkemelerin de gazeteciliğin de cevaplamak zorunda olduğu aynı soru vardır: Gerçek nedir? Gazetecilik hayatım boyunca bu sorunun peşinden gittim. Bugün burada da başka bir talebim yok. Yorumun değil, delilin; kurgunun değil, gerçeğin hüküm vermesini istiyorum" sözleriyle savunmasını tamamladı. Yalçın’ın ardından İBB sosyal medya çalışanı Kazım Eren Sönmez de savunma yaptı.

15.20 | "RÜŞVET" İDDİASINI "ZORUNDA OLDUĞUMUZU HİSSETTİK" DİYE SAVUNDU

Tutuksuz sanıklardan Kameroğlu İnşaat’ın sahibi Adem Kameroğlu sesli ve görüntülü bağlantı yöntemi ile savunmasını yaptı. Kameroğlu, savcılıkta verdiği ilk ifadesinde "rüşvet" iddialarını reddederken, daha sonra "belediye personellerinden korktuğu için" bu yönde beyanda bulunduğunu öne sürerek ek ifade verdi. Kameroğlu, ek ifadesinde ruhsat vermeme ve inşaatları mühürleme tehdidiyle kendisinden rüşvet istendiğini; rüşvet karşılığında Ekrem İmamoğlu adına bir villa, Necati Özkan adına ise 4 daire yaptığını iddia etti.

Kameroğlu, savcılıkta verdiği ek ifadenin arkasında durdu ve İmamoğlu ile Özkan’a ilişkin villa ve dairelerin kendi isteğiyle verilmediğini savundu. Belediyeyle ruhsat, iskan, proje tadilatı ve tapu gibi işlemleri bulunduğunu belirten Kameroğlu, taleplere karşı çıkması halinde inşaatlarının önünün kesilmesinden ve yatırımlarının zarar görmesinden korktuğunu anlattı.

İmamoğlu’na ilişkin olarak, Pelikan Hill’deki villanın başlangıçta 1,5 milyon TL bedelle ve vadeli olarak satılması konusunda anlaştıklarını, ancak daha sonra yapılan ödemelerin kendilerine geri verilmesinin istendiğini öne sürdü. Kameroğlu, senet ve çeklerle yapılan ödemelerin şirket hesabından çekilerek geri verildiğini, villanın dekorasyon, peyzaj ve havuz masraflarını da kendisinin karşıladığını anlattı. Villayı İmamoğlu’na “bilabedel” verdiğini söyledi.

Necati Özkan’a ilişkin ise kendisinden 2 milyon TL istendiğini, nakit veremeyeceğini söylemesi üzerine bunun karşılığında daire vermeyi kabul ettiğini ve sonunda dört daire verildiğini öne sürdü. Bunu da belediyedeki işlerinin engellenmesinden duyduğu korku nedeniyle yaptığını savundu.

İMAMOĞLU: “BEN SİZİ TEHDİT ETTİM Mİ?”

Kameroğlu’nun savunmasını tamamlamasının ardından çapraz sorgulamasına geçildi. Söz alan Ekrem İmamoğlu, "Beylikdüzü Yaşam Vadisi'nde yer alan ve size ait olan yeşil alanı da kamuya kazandırdık. Sizin da rızanız vardı. Bundan bir menfaat elde etmediniz. Neyle tehdit ettik biz sizi? Yani neyi tehdit kabul ettiniz de bunu böyle hani yanlış anlamayın, sanki hazır ola geçer gibi mülki amirin talimatı kabul edip vermek zorunda kaldınız? Ben sizi tehdit ettim mi? Yani daha Türkçe sorayım, ben sizi bir şeyle tehdit ettim mi Adem Bey?" diye sordu.

“Bunu yapmak zorunda olduğumuzu hissettik” ifadelerini kullanan Kameroğlu, “Sizin direkt tehdidiniz söz konusu değil, fakat bizim burada yapmamız gereken mecburiyet, yani işlerimize engel olunmaması, işlerimiz sekteye vurulmaması, işlerin ağırdan alınmaması için biz iyi geçinmek için bunları yapmak zorunda idik. Sizler bize baskı yaptınız demedim ben, orayı düzeltelim isterseniz” yanıtını verdi.

ÖZKAN: "TEKLİF İÇİN KONUŞTUĞUMUZU BİLİYORSUNUZ"

Daha sonra soru sormak üzere Necati Özkan söz aldı. "Siz 5. ayda ifade verdiniz, ben 6. ayda ve 7. ayda iki tane dilekçeyle bütün bu anlattığınız süreçle ilgili bütün belgeleri sundum” diyen Özkan, “Şimdi siz aslına bakarsanız bugün ifadenizi, daha doğrusu hikayenizi bir kez daha değiştirdiniz” ifadelerini kullandı.

“Teklif için konuştuğumuzu siz de biliyorsunuz, ekibiniz de biliyor” diyerek devam eden Özkan, “Size nakit ödemeyi elden bir spor çantası içerisinde verdim” diye ekledi. Kameroğlu, “Eğer 2.000.000 TL sizden elden aldıysam haram zıkkım olsun. Eğer aldıysam dünyanın en şerefsiz insanıyım” sözleriyle karşılık verdi.

sonrasına şunu da ekleyebilir miyiz?

KAMEROĞLU’NA 2 MİLYON TL VE 4 DAİRE SORULARI: “ANLATIMINIZ FARKLI”

Daha sonra soru sormak üzere söz alan Necati Özkan ise Kameroğlu’nun anlatımını değiştirdiğini savunarak dört dairenin teklif kapsamında olduğunu ve 2 milyon TL’lik ödemeyi spor çantası içerisinde elden verdiğini söyledi. Kameroğlu buna, "Eğer 2 milyon TL sizden elden aldıysam haram zıkkım olsun. Eğer aldıysam dünyanın en şerefsiz insanıyım" sözleriyle karşılık verdi.

Daha sonra soru sormak üzere Necati Özkan’ın avukatı Erkam Erdem söz aldı. Erdem, Kameroğlu’nun soruşturma aşamasındaki ifadeleri ile duruşmadaki anlatımı arasında çelişki bulunduğunu söyledi. Erdem, Kameroğlu’nun 17 Nisan 2025 tarihli ifadesinde Metrohome projesi bitmek ve iskân başvuru aşamasındayken dört daireyi iskân alabilmek için verdiğini söylediğini, ancak dairelere ilişkin protokolün 2017’de, projenin henüz tamamlanmasından yıllar önce yapıldığını belirtti.

Kameroğlu, kendisinden başlangıçta 2 milyon TL istendiğini, bunu ödeyemeyeceğini söyleyerek önce üç, ardından dört daire verdiğini öne sürdü. Necati Özkan’ın avukatı Erdem, bu anlatımın önceki ifadelerde bulunmadığını belirterek “yeni bir hikâye” olduğunu ifade etti. Kameroğlu, anlatımının değişmediğini, yalnızca olayı daha ayrıntılı aktardığını söyledi ve “Bu güçlü ifadedir. Olayı detaylandıran, detaylı tarif eden bir konudur” dedi.

Necati Özkan’ın avukatları Kazım Yiğit Akalın ve Altın Mimir de çapraz sorgulamada, Kameroğlu’nun soruşturma aşamasındaki ifadeleri ile duruşmadaki anlatımları arasındaki çelişkileri gündeme getirdi. Akalın, Kameroğlu’nun soruşturma aşamasında şirketi adına kimseye imza yetkisi vermediğini söylediğini, duruşmada ise eski Genel Müdür Veysel Erçevik’e noter aracılığıyla belirli işlemler için imza yetkisi verdiğini kabul ettiğini belirtti. Kameroğlu, Erçevik’in yetkisinin süreli ve belirli işlemlerle sınırlı olduğunu savundu.

Akalın ayrıca, Kameroğlu’nun önceki ifadesinde dört daireyi iskân almak için verdiğini söylediğini, duruşmada ise önce 2 milyon TL istendiğini, bunu ödeyemeyince üç daire teklif ettiğini ve talep üzerine dört daire verdiğini anlattığını belirterek ifadeler arasında çelişki bulunduğunu savundu.

Özkan’ın diğer avukatı Altın Mimir de 2 milyon TL’lik ödemeye ilişkin Kameroğlu’nun farklı aşamalarda farklı anlatımlarda bulunduğunu savundu. Mimir, ilk anlatımda paranın nakit alınıp iade edildiğinin, daha sonraki anlatımda şirket çalışanı tarafından bankadan çekilip Özkan adına yatırıldığının, duruşmada ise bu işlem sırasında Özkan’ın da bankada bulunduğunun söylendiğini belirtti.

KAMEROĞLU İNŞAATININ DURDURULMASINI GEREKÇE GÖSTERDİ: "TARİH 2017, İBB AKP YÖNETİMİNDE"

Adem Kameroğlu’nun çapraz sorgusunda söz alan Tuncay Yılmaz’ın avukatı Ali Kemal Yıldız, Kameroğlu’na, “Neden böyle bir şeye kendinizi mecbur hissettiniz?” diye sordu. Araya giren Mahkeme Başkanı ise aynı sorunun daha önce İmamoğlu tarafından da yöneltildiğini belirterek, “Aynı soru soruldu. Ekrem Bey sordu. ‘Mecbur hissettirecek ne oldu?’ diye sordu” dedi.

Daha önce inşaatının mühürlendiğini anlatan Kameroğlu, gerekçesini, “Büyükşehir Belediyesi geldi, inşaatımı 45 gün durdurdu bir hamlede. Devam eden bir inşaatı. Ben nasıl korkmayayım?” sözleriyle açıkladı.

Bunun üzerine Yıldız, inşaatın ne zaman durdurulduğunu sordu. Kameroğlu, “2017 Haziran ayında” yanıtını verdi.

Yıldız’ın bu kez, “Hangi partiydi o?” diye sorması üzerine Kameroğlu, “AK Parti” karşılığını verdi.

13.00 | İMAMOĞLU’NUN ÖZEL KALEMİ KASAPOĞLU’NDAN DUYGUSAL SAVUNMA

Daha sonra İBB soruşturması kapsamında Mayıs 2025’ten bu yana tutuklu bulunan ve İBB Davası’ndaki ilk tutukluluk incelemesinde (Mart 2026) tahliye edilen Ekrem İmamoğlu’nun Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu savunma yaptı.

İmamoğlu’nun eski telefonunun saklandığına yönelik iddianın yer aldığı eylem 16’ya yönelik konuşan Kasapoğlu, telefonun İmamoğlu’nun ilçe başkanlığı döneminden beri kullanılan, gün içinde yoğun çağrı alan ve nöbetçi personel tarafından kullanılan sıradan bir iletişim hattı olduğunu söyledi. Kasapoğlu, "Siz bu telefonla, bu cihazla Türkiye’nin hiçbir yerinde gerçekten 3 gün yaşayamazsınız" dedi.

Hattın vatandaşlardan gelen yoğun çağrılar nedeniyle Başkanlık Sekretaryası’na bağlı bir hatta yönlendirildiğini ve 2025’in başlarında tamamen kullanımdan kaldırıldığını belirten Kasapoğlu, tutuklanmasından yaklaşık bir hafta önce televizyonda, “İmamoğlu’nun kayıp telefonu bulundu” şeklindeki haberleri gördüğünü ancak söz konusu cihazın kendileri için o tarihte zaten gündemden çıkmış olduğunu söyledi.

Gözaltına alındıktan sonra avukatlarının kendisine telefonun soruşturmayla bağlantılı olabileceğini söylemesi üzerine bunu ihtimal dışı gördüğünü belirten Kasapoğlu, “Telefonla ilgili haberleri gördük ancak önemsemedik bile. Avukatlarım telefon konusundan bahsetti ancak konunun bu olmayacağını söyledim. Bu, tutuklanmadan önce onlara söylediğim son şey oldu” ifadelerini kullandı.

Telefonun yaklaşık 1,5 yıl incelendiğini ancak bir bulgu elde edilemediğini belirten Kasapoğlu, “4 bin sayfalık iddianamemizde ne bu dijital rapor var, ne bu telefona ait bir bilgi belge var, ne de benim ifademin tek satırına yer verilmiş” dedi.

Etkin pişmanlıkçı Ertan Yıldız’ın şoförü olan etkin pişmanlıkçı Bayram Yıldırım’ın beyanlarıyla kendisine yöneltilen “rüşvete yardım” suçlamasını da reddeden Kasapoğlu, “İddiada yer alan hiç kimse bu iddiayı kabul etmiyor. Bu iki içi boş, gerçek dışı olmayan iddia beni bir yarısından fazlasını tanımadığım bir örgütün içerisine üye olarak koymuş” diye konuştu.

HAKLILIĞIM 4 BİN SAYFA KADAR EDER

Tutukluluk sürecinin kendisiyle birlikte oğlunda da yoğun etkisi olduğunu belirten Kasapoğlu: “Tutukluyken her gün şunu sesli düşündüm: 'Bu telefon 11 ay beni oğlumdan nasıl ayırdı? Bu telefondan suç unsuru olabilecek ne çıktı?'" diye konuştu.

Soruşturma kapsamında iki kez gözaltına alınan Kasapoğlu, tutuklanmasının 13 yaşındaki oğlu üzerindeki etkilerini de anlatırken oğlunun yaşadığı travma nedeniyle onunla birlikte uyumaya başladığını belirtti. “Evden çıktığım, oğlumu tek başına 13 yaşındaki çocuğu evde bıraktığım eve yaklaşık 11 ay sonra dönebildim” diyen Kasapoğlu, oğlunun LGS döneminin ve yaşadığı anne yoksunluğunun telafi edilemediğini ifade etti.

Kasapoğlu, “Acaba Özel Kalem Müdürü olarak sadece layıkıyla işimi yaptığım için mi 11 ay evladımdan ayrı kaldım? Devlet kendisine 20 yıl pırıl pırıl hizmet etmiş pırıl pırıl bir memurunu korur. Anneleri korur, kadınları korur” diyen Kasapoğlu, savunmasını “Haklılığım 4 bin sayfa kadar, iddianameniz kadar eder” sözleriyle tamamladı.

12.30 | CEZAEVİNDE FELÇ GEÇİREN İBB GENEL SEKRETER YARDIMCISI KONUŞTU

Ardından savunma sırası, Gaziosmanpaşa Belediyesi davası kapsamında 13 aylık tutukluluğun ardından geçen ay tahliye edilen İBB Genel Sekreter Yardımcısı Erdal Celal Aksoy savunma yaptı. İBB Davası kapsamında tutuksuz yargılanan, tutukluluğu sırasında felç de geçiren Aksoy, hakkındaki suçlamaların tarihsel olarak çelişkili olduğunu belirterek şöyle devam etti:

“Suç tarihi olarak Mart 2023 yılı gösterilmiş. HTS, baz kaydı, tarama yok. Yani herhangi bir HTS, baz, sinyal vesaire kayıt yok dosyada. Bu neden önemli? Mart 2023 yılında gösterilen eylem tarihinde ben, asrın felaketi nedeniyle deprem bölgesindeydim. Sayın Ekrem İmamoğlu tarafından Hatay'da İBB Afet Koordinasyon işlerinde görevliydim.”

Fatoş Pınar Türker ile birlikte, konutlar konusunda indirim yaptırmak için Bahattin Uçar’ın şirketini bastıklarına yönelik iddiaya yönelik de konuşan Aksoy, “Kimse böyle bir beyanda bulunmamış ama iddianameye olmayan bir beyan farklı bir şekilde yazıldığı için irtikap suçuna teşebbüs suçlamasıyla karşı karşıyayım. Böyle bir şey kesinlikle yaşanmadı” ifadelerini kullandı.

Daha sonra kürsüye gelen eski İPA çalışanı Şehide Zehra Keleş ise savunmasında, “Hiç çalışmadığım İBB Hanem ile ilgili suçlandığımı polisler anlatamadı, nezaretteki arkadaşlar anlattı. “Büyük ihtimalle sadece oluşturulmuş ama hiç giriş yapılmamış bir test hesabından dolayı yaklaşık altı ay cezaevinde kaldım” dedi.

CHP İl Başkanlığı'na gidip seçim verisi çalmakla da suçlandığını hatırlatan Keleş, “İddiaya göre İBB Genel Müdürü, İBB Bilgi İşlem Daire Başkanı, Genel Merkez Bilgi İşlem sorumlusu ve ben... Bu garip dörtlü seçmen verisi çalmaya gitmişiz. Tarih ve saat bile yok” diye konuştu.

11.45 | ŞİRKET YETKİLİLERİ ERDOĞDU HAKKINDAKİ RÜŞVET İDDİASINI YALANLADI

Çiftay A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Erdoğan Göğen, savunmasında rüşvet iddialarıyla birlikte biyolojik atık tesisi projesine İtalyan bir firmadan devir yoluyla dahil olduklarını anlattı. Projeyle ilgili ilk görüşmelerinde Aykut Erdoğdu’dan destek istediklerini belirten Göğen, İSTAÇ Genel Müdürü Ziya Gökmen Togay’ın ise kendilerine yönelik tutumunun değiştiğini savundu.

Togay’ın sözleşme ve şartnamede bulunmayan taleplerle şirketi zorladığını belirten Göğen, hakkındaki rüşvet iddialarından basından öğrenene kadar haberdar olmadığını belirtirken şirket kayıtlarında 1 milyon 200 bin dolarlık herhangi bir para hareketi bulunmadığını da belirtti.

Çapraz sorgusunda Aykut Erdoğdu’nun projenin nasıl işlediği, belediyeye sağladığı gelir, ihale yapılıp yapılmadığı ve tesisin faaliyetlerinin durdurulup durdurulmadığı yönündeki sorularını da yanıtlayan Göğen, belediyenin projeyle gelirinin önceki döneme göre arttığını, işlem için yeni bir ihale yapılmadığını ve mevcut sözleşme kapsamında biyogazdan enerji tesisi kurulmasına yönelik düzenleme yapıldığını söyledi.

Erdoğdu’nun "Faaliyetleriniz durduruldu mu?" sorusuna Göğen, “Evet. Gökmen Bey bana ‘Keyfi olarak durdurdum, ne istersen yap’ dedi” yanıtını verdi. Erdoğdu'nun avukatı Tuba Torun'un "İddia edildiği gibi rüşvet meselesi ile bir alakası yok değil mi?” sorusunu da yanıtlayan Göğen “Rüşvet versem hangi genel müdür faaliyetimi durdurur ki. Şirketi 1 milyon 350 bin Euro'ya devraldım, belirtilen bu rüşvet miktarı ticari kafama uygun değil. Kabul etmiyor benim kafam” ifadelerini kullandı.

“PARA ÇIKIŞININ ERDOĞDU İLE BAĞLANTISI YOK”

Daha sonra aynı eylem hakkında savunma yapan iş insanı Gülant Candaş, Erdoğan Göğen’in tesisin devralınması sürecinde şirket adına İSTAÇ ve ilgili kurumlarla görüşmek üzere yetkilendirildiğini söyledi.

Rüşvet iddiasında yer alan 1 milyon 200 bin dolarlık para çıkışına ilişkin Candaş, paranın şirket çalışanı Cihan Duman tarafından bankadan çekilerek dönemin Yönetim Kurulu Başkanı Serkan Aydın’a teslim edildiğini söyledi. Candaş, “Serkan Bey para talep etmiş, biz ona bir para çıkışı yapmışız. Cihan Bey de bizim şirkette çalışan personelimiz. O bankadan parayı çekip Serkan Bey’e teslim etmiş” dedi.

Mahkeme başkanının sorusu üzerine söz konusu para çıkışının Aykut Erdoğdu ile bir bağlantısı olmadığını belirten Candaş, savcılık iddiası sonrasında şirket kayıtlarını incelediğini ve yaklaşık 1 milyon 200 bin dolarlık çıkışın kayıtlarda bulunduğunu söyledi. Ancak paranın hangi amaçla verildiğine ilişkin doğrudan bilgisinin olmadığını belirten Candaş, “O arada öyle bir ödeme olduğu yönünde bir iddia çıkınca kayıtlara baktım. Kayıtlarda bulunuyor. Hepsi bu” ifadelerini kullandı.

Candaş, para çıkışının şirket kayıtlarında borç olarak işlendiğini de belirterek, miktarın yüksek olmakla birlikte şirketin zaman zaman Serkan Aydın üzerinden şirketlere ve kendi çalışanlarına borç verdiğini söyledi.

11.15 | DURUŞMA BAŞLADI

Bugünkü duruşma gününde ilk savunmayı, eski CHP Milletvekili olan ve İBB Davası’nda tutuklu yargılanan Aykut Erdoğdu’nun da isminin geçtiği rüşvet verme iddiasına yönelik tutuksuz yargılanan iş insanı Yusuf Kaya yaptı.

Kaya, kısa savunmasında şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Başkan, değerli heyet üyeleri, çok vaktinizi almayacağım. Savcılıkta ve kollukdaki ifadelerimi kabul ediyorum ve tekrar ediyorum. Üzerime atılı olan rüşvet verme suçunu işlemedim. Rüşvet vermedim, aracılık etmedim. Üzerime atılı suçları kesinlikle kabul etmiyorum. Bir de Almanya'da okuyan bir kız çocuğum var, yüksek lisans yapıyor. Kaza geçirdi, ameliyat oldu, yanına gidemedim. Bu vesileyle yurt dışı çıkış yasağımın kaldırılmasını talep ediyorum.”

Daha sonra aynı eylem kapsamında yargılanan iş insanı Erdoğan Göğen’in savunmasına geçildi.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.

Türkiye Gündemi Haberleri