İSTANBUL Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı'ya hakaret ettiği iddiasıyla Silivri'de hâkim karşısına çıkıyor.
Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu, İBB Başkanvekili Nuri Aslan ve YENİ Parti İstanbul Milletvekili Turan Taşkın Özer duruşmayı takip etmek üzere Silivri’ye geldi.
11.55 | İMAMOĞLU'NUN SAVUNMASI SONA ERDİ
İmamoğlu savunmasını şu ifadelerle sonlandırdı:
"Sayın Yargıç, ben 6 yıldır her türlü yargı baskısına, hukuksuzluğa, hatta 6 yıldır da değil, ta 2014'ten bu yana 12 yıldır her türlü yargı baskısına, hukuksuzluğa ve masumiyet karinesini hiçe sayan saldırılara maruz bırakıldım. Ama bir gün bile nezaketi elden bırakmadım. Çünkü bu ülkede söylediğim her sözün, inanın bu hassasiyetle konuşurum, söylediğim her sözün bir evde bir çocuğun kulağına gittiğini, bir gencin yüreğine, bir annenin duasına, bir babanın umuduna değdiğini biliyorum. Bu milletin beni dinlediğini, izlediğini ve sözlerimden bir anlam çıkardığını biliyorum. Bu yüzden öfkeyle değil, vicdanla konuşuyorum. Bu yüzden ben nefretle değil, sevgiyle konuşuyorum. Bu yüzden ayrıştıranların değil, birleştirenlerin, bir ve birlikte olmanın dilini kullanıyorum. Allah, bu memleketi halkını sevmeyenlerden, insanları birbirine düşürenlerden, milleti kutuplaştıranlardan, taraf olmazsan bertaraf olursun diyenlerden, tarafını seç diyenlerden, korkutarak transfer yapanlardan, hapse atarak milli iradeyi gasp edenlerden, farklı düşüneni düşman görenlerden, muhaliflerini susturmaya çalışanlardan korusun.
Bakın, ben buraya Silivri'den 12 metrekarelik hücremden çıkıp geldim. Bu salondan çıkınca yine o hücreye döneceğim. İnanın ben sevgi dolu kalbimle, milletimin duasıyla ve desteğiyle 12 metrekareye, 87 milyon ile sığıyorum. Kalbinde nefreti, öfkeyi besleyen zihniyet ise bırakın 1150 odalı sarayına sığmayı, 87 milyon ile koca vatanımızda bile buluşamaz ve sığamaz. Cennet vatanımız bile bu zihniyeti taşıyanlara zindan gelir.
Umuyor ve diliyorum ki; insanların, rakiplerin birbirleriyle savcılık koridorlarında değil, milletin huzurunda yarıştığı bir Türkiye'yi var ederiz. Mücadelemiz bu yöndedir. Bu absürt, anlamsız ve gereksiz bir davayı en hızlı şekilde sonuçlandırmanızı ve bu davayı aziz milletimizin gündeminden çıkartmanızı, bir an önce sonuçlandırmanızı size öneriyorum.”
11.35 | "İDDİA MAKAMLARININ BENİ BU ŞEKİLDE HEDEF ALMASINDAN UTANÇ DUYUYORUM"
İmamoğlu şikayetçi Şadi Yazıcı hakkında ise şunları söyledi:
“Kendisinin bu tavrına hiç şaşırmadım. Şikayetçinin Tuzla Belediye Başkanlığı süresince odağında ben vardım. Belli ki kendisine siyasi bir hedef koymuş. O siyasi hedef doğrultusunda bulunduğu sistem gereği bir kişiye yaranmak adına, sistemin başında olan o bir kişiye, Ankara'ya yaranmak adına; YouTube kanalında, katıldığı programlarda, sosyal medyada özel çalışmalarla çok kez kendisinin beni hedef aldığı geçmiş kayıtlarda ortadadır. Nezaketsiz söylemlerden, iftiralardan da hiç kaçınmadı. Açıkçası hayli kaba idi. Ama ben yine de kendisini hiçbir zaman muhatap almadım. Bugüne kadar tek bir cevabım dahi olmamıştır.
Şikayetçinin olay günü kışkırtıcı ve nezaketsiz tutumuna karşı gösterdiğim yatıştırıcı tavır, iddianamede tam tersi bir şekilde "halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve hakaret" gibi gösterilmeye —ben bu tariflere alıştım— büyük üzüntüyle ifade ediyorum, alıştım, utanç duyuyorum. İddia makamlarının bu şekilde beni hedef almasından utanç duyuyorum. Ve bütün bu şekilde tariflenen, iddia edilen hususlarda da yazanları kınıyorum ve bunun siyasi saiklerle yapıldığının da altını çiziyorum. Ortada şikayetçinin şahsına yönelik bir hakaret veya suç kastı yoktur.”
Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü’nden başlayarak belediye başkanlığı süresince yalnızca AKP’li siyasetçilerin değil kamu görevlilerinin de “nezaketsiz” tutumlarıyla karşı karşıya kaldığını söyledi.
"KARAKOL AÇTIK, EMNİYET MENSUBU GELMEDİ, CAMİ AÇTIK MÜFTÜ GELMEDİ"
İmamoğlu, “İstanbul'un en büyük karakollarından birini, Emniyet müdürlüğü olacak büyüklükte karakol yaptık, açtık; Emniyet müdürü gelmedi. Daha vahimini söyleyeyim mi? Açılışta tek bir polis bile yoktu. Polis olmadan karakol açılır mı? Vallahi açtık. Cami açtık, müftü gelmedi, imam gelmedi, müezzin gelmedi. Okul açtık, Bakan gelmedi. Millî Eğitim müdürü gelmedi, vali gelmedi, kaymakam gelmedi. Bir tane okul açmadık, çok okul açtık. Gelmedi. Elazığ'da açtık, büyükşehir belediye başkanı olduğumda. Temel atma törenini yaptık, ben vardım, gelmedi. Açılışı yapıldı, ben tutsaktım, yine kimse gelmedi. Hatta öyle ki yaptığımız okulun açılışını yapmamız bile uygun görülmedi. Açılış yapmamızı engellemek için her şey yapıldı” ifadelerini kullandı ve bunlara rağmen “küskünlük” üretmeden hizmet üretmeyi sürdürdüğünü belirtti.
11.15 | KILIÇDAROĞLU'NA TEPKİ: "ALLAH KİMSEYİ BU DURUMA DÜŞÜRMESİN"
Savunması sırasından Adalet Bakanı Akın Gürlek’i eleştiren İmamoğlu, “Burada her gün usulsüz, düzensiz ve sürekli değişen kararları, kuralları ile duruşmalar devam ederken, ülkenin Adalet Bakanı da benim girdiğim duruşmaların içeriğine müdahale edecek bir biçimde beyanlarda bulunmaya devam ediyor. Yani aslında Adalet Bakanı ve HSK Başkanı kimliğiyle savcısından hakimine müdahale etmeye ve etki altına almaya devam ediyor” dedi.
İmamoğlu, sözlerinin devamında kendisi için "siyasi tutuklu değil" diyen butlan CHP'sinin lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nu isim vermeden işaret ederek, “Anayasa'nın, kanunun, insan haklarının ve adil yargılanma hakkının açık hükümleri ortadayken, bütün bunları yapanlarla anayasal düzenin sınırlarını aşan ve saray rejiminin siyasi hedefleri doğrultusunda işleyen bir yargı düzeniyle karşı karşıyayım. Ve ben siyasi tutukluyum, tutsağım. Ben, bu ülkenin 87 milyon yurttaşımız için verdiğim Cumhuriyet, demokrasi ve adalet mücadelesinin siyasi esiriyim. Ancak Yaradan’a şükürler olsun ki milletin gözünde sokağa çıkamayan, caddelerde, meydanlarda dolaşamayan, toplumun vicdanına hapsolmuş siyasi bir beden değilim. Allah kimseyi 80 yaşında bu duruma düşürmesin.” ifadelerini kullandı.
ÜSKÜDAR'DAKİ SEÇİMLERE TEPKİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2014 yılında söylediği “Hırsızlığın her türlüsü kötüdür ama en büyük hırsızlık, en büyük yolsuzluk milli irade hırsızlığıdır" ifadelerini anımsatan İmamoğlu, “Bugün bizzat kendi iktidarında, yargıyı ve devletin bütün imkanlarını, devletin kurumlarını kullanarak milli iradeyi gasp etmeye, toplumda büyük bir güvensizlik yaratmaya, milletimizi mutsuz etmeye ve ülkemizin geleceğini karartmaya devam etmektedir” diyerek Üsküdar’da itiraz edilen seçim sonucunda ilçenin AKP’ye geçmesini de eleştirdi:
"Milletin sandıkta ortaya koyduğu iradenin belediye başkanvekilliği seçimi üzerinden tersine çevrilmeye çalışılması, seçilmişlerin tasfiye edilerek hukuksuz yöntemlerle transferler yapılması, kanı donduracak biçimde 2 meclis üyesini tam da bu eşikte, 3 yaşında bebeği olan bir anneye, hiçbir görev ve yetkisi olmayan bir avukatı hapse atarak ortaya konan yöntem, tek kelime ile milli irade hırsızlığının en vahşi, vicdanları, kuralları yerle bir eden somut örneğidir. Seçilmişleri, belediye başkanlarını, cumhurbaşkanı adayını, rakibini ve rakip partiyi tasfiye ederek seçmen iradesini etkisizleştirerek kurulan sisteme, düzene siyasi bir rekabet değil, siyasi soykırım demek gerekmektedir. Bu gözü dönmüş mekanizma, yine milletin azim, kararlılık ve mücadelesiyle sandıkta son bulacaktır."
''MİLLETÇE BU UCUBE SİSTEMİN ESİRİ HALİNE GELMİŞ DURUMDAYIZ"
Ana muhalefet partisi CHP’ye butlan atanmasına ilişkin konuşan İmamoğlu, “Bakınız; bu zihniyet, ana muhalefet partisini dahi butlan gibi hukuken ve siyaseten kabul edilemez bir müdahaleyle işgal etmeye, milletin ve parti üyelerinin iradesini kendi güdümündeki bir yapıya teslim etmeye kalkışmıştır. Milletimiz, Cumhuriyetimizin demokratik düzenini tehdit eden sayısız girişimle hukukun üstünlüğünü aşındıran ve adalet düzenini ortadan kaldırmaya yönelen bir işleyişle karşı karşıyadır. Esasen yegane sorumluluğumuz 103 yıllık Cumhuriyetimizi, 200 yıllık demokrasi mücadelemizi, 1000 yılı aşan devlet geleneğimizi ve adalet düzenimizi korumak; Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sonsuza dek güçlenerek varlığını sürdürmesi için çalışmaktır” dedi.
"Biz, bir kişinin iki dudağı arasına sıkışmış bir devlet de olamayız" ifadelerini kullanan İmamoğlu, “Güçlü ve güven veren Türkiye Cumhuriyeti Devleti ancak böyle mümkün olacaktır. Demokrasi ise siyasetin doğru biçimde kurumsallaşmasıyla güçlenir. Siyasetin her şey olmadığı, siyasi parti liderlerinin kutsallaştırılmadığı, siyasetin kişilere değil kurallara bağlı olduğu ve yalnızca millete hizmetin bir aracı olarak görüldüğü bir düzeni kurmak zorundayız. Çünkü biz bir parti devleti değiliz, olamayız. Ne yazık ki 2017'den itibaren güçler ayrılığı ilkesini ortadan kaldıran, devletin yetkilerini tek elde toplayan bu ucube sistemin, milletçe esiri haline gelmiş durumdayız. Bu sistem ülkemizi yalnızca demokratik ve kurumsal açıdan zayıflatmadı; milletimizi fakirleştirdi, işsizliği büyüttü, geleceğe duyulan umudu aşındırdı. İşçisinden öğrencisine, emeklisinden ev kadınına, hatta çocuklarımıza kadar toplumun bütün kesimlerini mutsuzluğa ve umutsuzluğa sürükledi” dedi.
"ASLA HAKARET KASTI TAŞIMAMAKTADIR"
İmamoğlu, Şadi Yazıcı’ya yönelik hakarette bulunduğu iddiasına ise şöyle yanıt verdi:
“İddianamede bağlamından koparılarak cımbızlanan ve şahsıma suçlama olarak yöneltilen "nezaketsiz" ifadesi, asla bir hakaret kastı taşımamaktadır. Aksine o gün orada yaşanan somut bir provokasyona ve şikayetçi Şadi Yazıcı'nın sergilediği ağır nezaketsizliğe verilmiş haklı bir tepkiden, bir durum tespitinden ibarettir.
Ben İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak göreve başladıktan sonra ziyaret ettiğim ilk ilçe belediyelerinden biri Tuzla Belediyesi olmuştur. Ben, 5 yıl ilçe belediye başkanlığı yaptım. 5 yıl ilçe belediye başkanlığı yaptığımda o dönemin AK Parti Büyükşehir Belediye Başkanı ne kapımı çaldı ne ziyaret etti ne randevu taleplerime makul bir geri dönüş yaptı. Göreve başladığım ilk günden itibaren siyasi görüş ayrılıklarını bir kenara bırakarak İstanbul'un bütün ilçeleriyle uyum içerisinde çalışmayı ilke edindim. Görev sürem boyunca, Tuzla'da çok sayıda yatırım, hizmet ve proje hayata geçirildi, geçirilmeye de devam ediyor. Bu kapsamda Sayın Şadi Yazıcı'yı birçok kez programlarımıza, açılışlarımıza ve toplantılarımıza davet ettim.
Ancak bütün bu davetlerimize kendisi, bütün bu programların tamamına katılmamayı tercih etti. Buna rağmen bizler, hiçbir zaman iletişim kanallarını kapatmadık. İstanbul'un ve Tuzla'nın menfaatine olan her konuda iş birliğine açık olmaya devam ettik. Yani "katılmıyor" demedik, katılmasa da davet etmeye devam ettik. Bu çerçevede dikkat çekici olan husus, yıllar boyunca gerçekleşen çok sayıdaki programa davet edilmesine rağmen hiç iştirak etmeyen şikayetçinin, sadece dosyada konu olan 25 Ekim 2022 tarihli açılış programına katılmış olmasıdır. Benim kamu yönetimi anlayışım, az önce de ifade ettiğim gibi, siyasi farklılıkları değil, ortak hizmet sorumluluğunu esas almaktır. Bu nedenle bugüne kadar, yine ifade ettiğim gibi, hiçbir ilçe belediye başkanıyla kişisel bir gerilim içerisinde olmadım, olmamaya da özen gösterdim.
Olay günü Tuzla İleri Biyolojik Arıtma Tesisi açılışındaydık. Davetlim, şikayetçi, kürsüye çıkıp tesise emeği geçenlerin ismini dahi anmaktan kısıtlı olarak kaçındığı, hitap ettiği kalabalığın tepki meyli göstereceğini bile bile ağır eleştirilerle dolu bir konuşma yaptı. Ben, bir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak onun konuşmasını bölenleri kendim, bizzat ayağa kalkarak kalabalığı susturmaya ve ‘Lütfen yapmayın’ demeye gayret ettim ve sakinleştirdim. Kendisi söz hakkını sonuna kadar kullandı.
Esasen söz hakkı mı, bu da tartışılır. Çünkü bu tür açılışlarda ben, dediğim gibi, hiç davet edilmemişken, gittiğim ilçelerde davet ettiğim ilçe belediye başkanlarına, yine siyasi partisine bakmaksızın, mutlaka benden önceki son konuşmacı olarak onlara söz hakkı vererek duygu, düşüncelerini ifade etmelerine fırsat tanıdım. Bunu da yine bir nezaket değil, topluma karşı sorumluluk olarak yaptık. ‘Bu nezaketsizliği yaşadım’ diye de bundan kaçınmadım. Ondan sonra devam ettiğim birçok ilçede yaptığım her açılışta yine her ilçe belediye başkanına o söz hakkını vermeye devam ettim.
Ancak bu kişi milletin sabrını zorlayacak şekilde bir dil kullandı ve hatta ben kürsüye çıktığım an, yani sıra konuşma sırası bana geldiğinde ben kürsüye yürüyerek çıktığım an, kendisi beni dinleme nezaketini dahi göstermeden salonu terk etmeye kalkıştı. Yani provokasyonun son halkası da buydu. Anlattığım tüm bu hususlar davaya, dosyasına, görüntülerde zaten sabittir. Takdir edersiniz ki bir belediye başkanının ev sahibi olduğu bir törende, diğer belediye başkanını dinlemeden salonu terk etmesi gerçekten ağır bir nezaketsizliktir.”
10.55 | "13 AYRI DAVAYLA MUHATTABIM, 19 HAKİM DEĞİŞTİ"
Ekrem İmamoğlu kürsüye gelerek savunmasına başladı. Çok sayıda siyasi dava ile muhatap bırakıldığını belirten İmamoğlu, "Katılmamın engellendiği bir duruşma sonrası buradayım. Buradan kıymetli halkıma seslenerek yaşadıklarımı anlatmak istiyorum. Türkiye’de hatta dünyada iktidarın karşısında seçim kazanmış bir siyasetçinin böylesine bir yargı kıskacına maruz kaldığı başka bir örnek yok.
Bugün 13 ayrı davayla muhatabım. Siyasetin doğal rekabet alanında yarışmak yerine milli iradeyi yok sayarak benim hayatım adliye koridorlarıyla cezaevi arasına sıkıştırılmak orada psikolojik işkenceyle geçirilmek isteniyor. 13 ayrı davada tam 19 hakim değişti. İBB duruşmalarının başladığı günden bugüne 82 kez duruşmalara katıldım, bu hafta da beş günde beş duruşma deneyimini yaşamış oldum. Daha önce de aynı günde 3 farklı duruşma salonuna 3 farklı duruşmaya katıldığım gibi. Bu nasıl bir siyasi korkudur? Halkıma duyuruyorum" dedi.
5 Haziran’da Anadolu Adliyesi’ndeki duruşmaya katılmak üzere yola çıkarıldığını ve geri döndürüldüğünü anımsatan İmamoğlu, "9 Mart'tan itibaren 76 kez İBB duruşmaları, 30 Mart'ta bilirkişi davası, 11-12-13 Mayıs, 6 Temmuz'da casusluk davası, 5 Haziran Tuzla davası vardı. Bir şekilde ne yazık ki bu yerleşkeden sorumlu Başsavcılığın, hukuksuz bir biçimde, psikolojik işkenceyle, beni yolun yarısından, 60 km gittikten sonra geri döndürdüğü, tarihte olmamış bir biçimde kişisel işkenceye dönmüş bir dava günü, 6 Temmuz'da diploma davası, bugün yine 10 Eylül'de sizin huzurunuzda Tuzla davası. Toplam 83 duruşma oldu. Muhtemelen bu ayın sonunda 100 duruşmaya yaklaşan bir seyrin içerisinde olacağım" ifadelerini kullandı.
"Bir dava bitmeden diğeri başlıyor" diyen İmamoğlu, “Evet, ben bugün çok sayıda siyasi davayla, insan haklarını hiçe sayan ve düşman hukukunu dahi aşan sayısız hukuk soruşturmasıyla karşı karşıyayım. Yargısız infazlarla, devletin kurumlarıyla, müşterek medya linciyle, usulsüz soruşturma, kovuşturma, sorgu süreçleriyle, savunma hakkımın engellenmesi ve hatta kitabımın daha baskıya bile başlanmadığı bir ortamda okuruyla buluşmadan yasaklanmasıyla karşı karşıyayım. Öyle bir süreçten geçiyoruz ki artık hakkımda yapılanları, uğradığım hukuksuzlukları kronolojik olarak sıralamak bile çok güçleşmiştir. Bir soruşturmanın hukuksuzluğunu anlatmadan yenisi geliyor. Bir hakimin karşısından kalkıyoruz, başka bir hakimin karşısına geliyoruz” diye konuştu.
10.35 | DURUŞMA BAŞLADI
Duruşma savcısı ve hakimi salona geldi. Ekrem İmamoğlu, avukatlar, gazeteciler ve izleyiciler de salondaki yerlerini aldı. Duruşma başladı.
İLK DURUŞMAYA GÖTÜRÜLMEDİ
Ekrem İmamoğlu, Anadolu Adliyesi 16. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşmasına yüz yüze katılmak için yola çıkmış, 65 km yol gittikten sonra “araç bozulduğu” gerekçesiyle cezaevine geri götürülmüştü.
NE OLMUŞTU?
25 Ekim 2022 tarihinde düzenlenen "Tuzla İleri Biyolojik Arıtma Tesisleri 3. Etap Açılışı" töreninde Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı ile Ekrem İmamoğlu arasında bir gerginlik yaşanmış; İmamoğlu, "O arkadaş burayı germeye gelmiş... Sakin olun, ilgilenmeyin, kötü söz sahibine aittir" şeklinde ifadeler kullanmıştı.
Şadi Yazıcı'nın şikâyeti üzerine yürütülen soruşturmada hazırlanan iddianamede İmamoğlu hakkında TCK’nin 125. maddesi uyarınca "Kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret" suçlamasıyla 3 ay 15 günden 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası ve siyasi yasak talep edildi.
Ekrem İmamoğlu bu suçlamadan 2 kez beraat etti. Yapılan itirazlar sonrasında beraat kararları istinaf mahkemesince usulden bozularak dosya yeniden mahkemeye gönderildi. Bugün bozma kararı sonrası 2. duruşma görülecek.