CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'ndan CHP'deki son gelişmelere ilk tepki geldi.
T24'ten Murat Sabuncu'ya konuşan İmamoğlu "Kemal Kılıçdaroğlu'nun; Eski Genel Başkanınızın aldığı tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna yanıt verirken sert ifadeleri kullandı.
İmamoğlu'nun açıklaması şöyle:
"Cumhuriyet Halk Partisi'nin başına, delegelerin iradesiyle değil; Sarayın yargı marifetiyle kurduğu operasyonla taşınan bir yönetim anlayışının demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktur. Bunu kim yaparsa yapsın, adı bellidir: Siyasi kayyımlık.
- Milletin sandıkta vermediği yetkiyi mahkeme koridorlarından devşirmeye çalışmak, siyaseten de vicdanen, ahlaken de meşru değildir.
KILIÇDAROĞLU'NA SERT SÖZLER
"Dâhili bedhah kayyım" diyorum ben ona. Çünkü bu partiyi dışarıdan yıkamayanlar, şimdi içeriden teslim almak istiyor. Yanlış mı? Hiç değil!
Ama herkesin şunu bilmesini isterim: Cumhuriyet Halk Partisi, sarayın hukuk mühendisliğiyle ele geçirilecek bir yapı değildir. Bu parti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün millet egemenliği üzerine kurduğu bir direniş partisidir.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin genel merkezi, adalet yerini bulana ve delegenin iradesi ortaya koyulana kadar o bina değildir. CHP'nin genel merkezi artık bütün partililerimizin ruhunu ve yüreğini taşıdığı meydanlardır.
Şimdi otursunlar, boş duvarlara baksınlar. Darbeye direnenleri izlesinler."
"ERDOĞAN DEMOKRASİYİ BETONA GÖMMEK İSTİYOR"
İmamoğlu, "'Beni betona gömmek istiyor' cümlesini gerçekten sarf ettiniz mi?" sorusuna ise şöyle yanıt verdi:
"Onun emir aldığı, her söylediğini koşa koşa yaptığı Erdoğan, Cumhuriyet'i, demokrasiyi, adaleti betona gömmek istiyor. Figüranların, kayyımın hiçbir önemi yoktur.
Benim en özgür halimle bulunduğum dört duvarın da kayyımın sıkışıp kaldığı dört duvarın da bir önemi yoktur. Allah ömür, millet destek verdikçe ben mücadelemi sürdüreceğim. Önemli olan Cumhuriyet'in, emanetin geleceğidir. Koruyacağız, kazanacağız."
İmamoğlu, "Mücadele CHP içinde mi devam etmeli, yoksa yeni bir parti mi kurulmalı? Türkiye'de merkez muhalefetin yaşadığı kriz, artık yeni bir siyasal dil ve yeni bir organizasyon modeli mi gerektiriyor?" sorusuna ise şöyle yanıt verdi:
"Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız. O yol, hukukun, delegelerimizin ve millet iradesinin emrettiği şekliyle yol arkadaşım sayın Özgür Özel'in Genel Başkanlığı'ndaki CHP'dir. Fakat hukuk çiğnenirse, delegelerimizin ve milletin iradesi yok sayılırsa, bizim milletle beraber yürüdüğümüz her yol meşrudur ve güçlüdür. Muhalefet kriz yaşamıyor, Erdoğan muhalefete darbe yapıyor. Bu milletin kimseye eğecek boynu yoktur. Milletin diliyle, ruhuyla ve iradesiyle o yolu yapar ve iktidara koşarız."
İmamoğlu, "Yeni bir parti kurulursa bu daha çok bir 'demokrasi cephesi' mi olur, yoksa lider merkezli bir hareket mi?" sorusuna ise şöyle yanıt verdi:
"Türkiye'deki bütün demokratların birleşmesi gerekiyor. Türkiye'nin doğusu-batısı, kuzeyi-güneyi, kırsalı-kenti kapsayan bir yol gereklidir. Millet yolu gösterir, partiler yolu çizer, liderler yolu yürür. Gücünü milletten alan, Türkiye'nin ihtiyaçlarına cevap verecek bir kadroya sahip olan ve güçlü bir liderlikle yol yürüyen bir hareket Türkiye'yi geleceğe taşıyabilir. Genel Başkanımız sayın Özgür Özel ile birlikte başlattığımız 'değişim hareketi'nin özü budur. 'Değişmeyen tek şey değişimdir'.
- Biz Türkiye'nin bütün demokratlarıyla birleşerek yol alacağız, kazanacağız ve milletimizi değişime kavuşturacağız."
Genel Başkanımızın '24 Mayıs bir milattır' değerlendirmesine katılıyorum. Butlan ittifakında birleşenler, mahkeme kararıyla siyaset alanının boğulmasını destekleyenler, siyah ile beyazın bu kadar net ayrıştığı bir dönemde ortayolculuk yapanlar ile demokrasi cephesinin, Türkiye ittifakının, milli iradenin, serbest seçimlerin yanında olanların ayrıştığı bir milattır bu tarih. Tüm baskılara karşı beyaz gömlekleriyle yola düşenler, Mayıs'ta sağanak yağmur ve dolu altında özgür Türkiye ve özgür gelecek için attılar adımları. Bu yolda Türkiye'ye, millete, özgür, adil, huzurlu günlere inananlar olarak hep birlikteyiz."
İmamoğlu; "Sizce bugün yaşanan mesele gerçekten CHP'nin iç meselesi mi yoksa Türkiye'de seçimli demokrasinin geleceğiyle ilgili daha büyük bir kırılma mı?" sorusuna ise şöyle yanıt verdi:
"Ne CHP'nin iç meselesi? Bu saray darbesidir!
Bugün Türkiye'de yaşanan şey, doğrudan seçimli demokrasinin geleceğiyle ilgilidir. Seçim yapıyorsun tanımıyor. Kurultay yapıyorsun tanımıyor. İstinaf Mahkemesi kararıyla bizim partimizin başına o kayyımı atıyor. YSK ise kendini inkâr ediyor! Bakınız YSK'nın bu tutumu çok büyük bir tehdittir! Tümüyle demokrasiyi yok edenlerin hazırladığı tabuta son çiviyi çakma girişimidir.
Bu çok ağır bir kırılmadır. 2017'de mühürsüz oylarla başlayan süreç, 2019'da İstanbul seçimlerinin iptaliyle devam etti. Bugün ise artık muhalefetin doğrudan devlet gücüyle yeniden dizayn edilmeye çalışıldığı bir aşamaya geçildi. Her darbe daha ağır uygulamaları önümüze koymaktadır.
O yüzden ben bunun CHP içi bir tartışma olduğu fikrini reddediyorum. Bu mesele, Türkiye'de milletin sandık yoluyla iktidarı değiştirme hakkının korunup korunamayacağı meselesidir. Aksini iddia edenler hele de kurumsal siyaset temsilcisiyse kendi varlık amaçlarını anlamsızlandıran bir bakış açısını taşıyorlar.
Hukuku tanımıyorlar. Kurultay yolunu açmıyorlar. Çünkü kaybedeceklerini biliyorlar. Almışlar arkasına Erdoğan'ın yargı kollarını, çok büyük bir maharetmiş gibi partimize darbe yaptırıyorlar.
CHP içi tartışma yoktur. Saray darbesi ve sarayın kuklaları vardır."