'Kar tatilcileri' (!) bu yazı tam sizlik! Okuyun da 60'lı yıllarda bu işler nasılmış öğrenin!

10 santim kar yağınca, ortalık az biraz buz kesince çözümü okulları 'tatil' etmekte bulan idareci tayfası! Bu yazı sizler için geliyor... 60 yıl önce... Evet 60 yıl önce Kurşunlu'nun soğuğunda, ayazında, karında, kışında 'öğrenci' neymiş öğrenin...

DÜNYAYA gözlerini 1957 yılında Kurşunlu'da açan, uzun yıllar Sözcü18 yazı ailesinin sağlam bir kalemi olarak bilinen ve Çankırı insanının yakından tanıyıp bildiği usta kalem Ömer Faruk Eryılmaz'ın basılı eseri 'Gün Döndü Yaz Bitti' (Mayıs 2013) adlı kitabının 11. sayfasında yer alan; "Onların Umutları Bir Avuçtu" başlıklı yazısını, bugün 10 santim karı görünce okulları tatil etmeyi kendilerine 'meslek' edinmiş etkili-yetkililere sunuyoruz.

ONLARIN UMUTLARI BİR AVUÇTU

Çocukların boyları kısa, üstleri 'yoka'ydı*. Ayaklarında, analarının ördüğü beyaz yün çorabı örten, 'Cızlavet' ya da 'Derb' marka soğukkuyu kara lastikler vardı.

Karlar daha çok yağıyor, kışlar uzun mu uzun sürüyordu. Hava öyle soğuk oluyordu ki, "Tükürsen yere düşmeden donuyor" diye tarif ediyorduk.
Kar yağdı diye okullar falan da tatil edilmiyordu.

Onlar; defterlerini, kitaplarını, azıklarını, koydukları tek gözlü heybeye benzer bez torbalarını, omuzlarından çapraz takarak taşıyorlardı ki, ellerini ceplerine sokabilsinler.

Okula da, sınıfa da hepimizden erken gelirlerdi. Geldikleri gibi de sobanın etrafına üşüşür, soğuktan, ayazdan buz tutmuş ayaklarını, büzüşmüş 'tonra'lı** küçük ellerini ısıtmaya çalışırlardı.

En az yaramazlığı onlar yapar, hiç biri ödevini aksatmazdı.

Sessizdiler, sakindiler, çekingen ve alıngandılar ama çalışkandılar. Öğretmen soruyu sorar sormaz ilk kalkan parmaklar onlarınki olurdu.

Okullar yarım gün değil, tam gündü. Bizler öğle yemeği için evlerimize giderken, onlar sönmeye yüz tutmuş sobanın etrafına dolaşır, azıklarında neleri varsa onu bölüşürlerdi.

Kısa kış günlerinin, erken kararan akşamüstlerinde, evlerin bacalarından kömür kokulu kara dumanlar çıkmaya başlarken, onlar bellerine kadar gelen karlara bata çıka kilometrelerce yolu yürüyerek ulaşırlardı, bacalarından tezek kokulu gri dumanların tüttüğü sıcak yuvalarına...

Elektriği-suyu olmayan köyün, gaz lambası ışığındaki gecelerinde belki sedirin bir köşesinde, belki yerdeki yemek tablasında hazırlanan ödevler eksiksiz olur, (florans ışığının kamaştırdığı gözler yüzünden ders çalışamamış (!)) biz tembeller tarafından ikinci gün, kapış kapış kopya edilirdi.

Teknenin dibinden azığına aldığı kuru ekmeği, yanmayan sobanın üstünde ısıtmaya çalışarak yerken bile, elinden kitabını düşürmez, nöbetçi öğretmene yakalanıp dışarı çıkartılmamak için sessizce otururlardı sınıfta.
Harçlıkları iyi olduğu zamanlarda, Ekmekçi Bayram'ın fırınından aldıkları yarım ekmekle, soluğu Özvarlar'ın ya da Tiroğlu'nun şekerci dükkanlarında alır, plastik tabaklardaki gül reçeline ekmeği gömerek yerlerdi.

Kabanların, kaşkollerin içine bürünmüş, "Acıktımmm" diye koşarak gittiğimiz on adım uzaktaki evlerden 'Üşüdük, buyduk' diye sızlanarak dönen bizlerin şımarıklığına karşın, onca açlığa-soğuğa 'uf' bile demeyen onlardı.
Baharla beraber uzayan günlerde erken döndükleri köyde 'döl'*** davar güderken bile ders çalışan, önlerindeki kuzulara en yanık türküleri söyleyenler de Onlardı...

Hedefleri kısa yoldan dönerek, öğretmen, sağlıkçı, asker olmaktı. Gözleri daha yukarıları kesmez, üniversite okumak yerine bir an önce ekmek parası kazanıp hayatın bir ucundan tutunmak isterlerdi.

Öyle de yaptılar. Ortaokulu bitirirken girdikleri sınavları da başarıyla verip, kısa yol diye seçtikleri astsubay, öğretmen, sağlık memuru gibi meslekleri öğreten lise düzeyi okullara gittiler ve meslek sahibi oldular.

Oysa mühendis, doktor, subay olmak esas onların hakkıydı. Esas onlardı iyi ders çalışan, sınıfta başarılı olanlar.

Ne ana-babalarının verebilecek desteği, ne kendilerinin bu sıkıntıya daha fazla dayanabilecek güçleri vardı. Onlar bir an önce 'Devlet'e kapağı atmak, geçimlerini sağlamak, karda kışta köy evinin küçük penceresinde bekleşen ana-babalarına yük olmaktan kurtulmak zorundaydılar.

Bilal'di, İsmail'di, Bayram'dı, Sabri'ydi, İlhan'dı, Emrullah'dı, Ahmet'di, Mehmet'di adları...

Hepsi adam gibi adamlardı...

Çok güzel resim yapıyor olmaları da, yanık sesleriyle söyledikleri türküler de hep o sınıflarda kaldı. Ne sanatsal becerilerini öne çıkartacak olanakları oldu, ne de onları keşfeden öğretmenleri.

Rengarenk boyalarla yaptığı resimleri bana gösteren yeğenimin cıvıltıları arasında gözüm duvardaki gitara ilişince gönlüm de aldı başını 40-45 yıl öncesine gidiverdi.

O günleri anımsadıkça, içim acırken, 'Köy Enstitüleri' kapatılmamış olsa, bu arkadaşlar da o okullara gitselerdi, içlerinden nice Fakir Baykurt'lar, nice Abidin Dino'lar çıkardı diye düşündüm.

Köy Enstitüsü'nü bitirip Anadolu'ya yayılan öğretmen, sağlıkçı, sanatçıların çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin aydınlık yüzünü ortaya çıkartmak için gösterdikleri çabaları, yetiştirdikleri binlerce aydın insanı getirdim gözümün önüne.

Bu arkadaşları tüm yokluk ve yoksulluk içindeki köy okullarında yetiştiren, keşfeden saygın öğretmenlerin ışık saçan yüzlerini anımsadım.

12 Eylül'de Mamak işkencelerinde, ilkokul terk askerlerin İstiklal Marşı okuttukları Mevlüt Yazıcı öğretmenimin gözlerinden akan yaşlar, yüreğimi yaktı yeniden.

Emeklisine bir şey kalmamış Erdoğan Kasım öğretmenimin, sürgün gönderildiği Çıtak köyüne ulaşabilmek için 6-7 saatlik yürüyüş anılarını dinlerkenki öfke sardı içimi...

Düşündüm de, bu arkadaşlarım, bu öğretmenleri örnek almışlardı kendilerine.

Askılıkta asılı güzel kabanına, ayakkabılıktaki şık botuna baktım yeğenimin. Çizdiği güzel resimlere, sıcacık aydınlık odasındaki çalışma masasına göz gezdirdim. Kitaplığındaki yayınlara, çeşit çeşit defterlerine kaydı bakışım. Masasının yanındaki şık ve çok amaçlı sırt çantasına bakıyor ama görmüyordum...

(*) Yoka: İnce, zayıf, yufka
(**) (a) Deri üzerinde biriken kir tabakası (b) El ve ayaklardaki kirli çatlaklar
(***) Koyun yavrusu - kuzu sürüsü

Yorum Yap
UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Çankırı Gündemi Haberleri