İSTANBUL Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yürütülen ve kamuoyunda "İBB davası" olarak bilinen soruşturma kapsamında tutuklu bulunan Murat Ongun’dan yargılamaya ilişkin çarpıcı bir hamle geldi.
Ongun, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunduğu dilekçede, hakkındaki suçlamaların neredeyse tamamının tanık anlatımları ve etkin pişmanlık kapsamında verilen ifadelere dayandığını, buna karşılık doğrudan, objektif ve teknik nitelikte somut delillerin bulunmadığını belirterek, bu beyanların poligraf eşliğinde sınanmasını istedi.
"AYNI BEYAN, ONLARCA EYLEMDE DELİL YAPILDI"
Ongun’un mahkemeye sunduğu dilekçede, iddianamenin kurulma biçimine yönelik dikkat çekici ayrıntılara yer verildi. Buna göre, tek bir tanığın aynı içerikteki beyanının 54 ayrı eylem bakımından delil olarak kullanıldığı, ayrıca 40’tan fazla eylemde yaklaşık 30 tanık beyanının hiçbir somut ayrım gözetilmeksizin birebir tekrarlandığı ifade edildi. Ongun, bu durumun beyanların doğruluğunu ve güvenilirliğini ciddi biçimde tartışmalı hale getirdiğini kaydetti.
POLİGRAF TALEBİ: "GÖNÜLLÜYÜM, KAÇMIYORUM"
Dilekçede, poligrafın tek başına hükme esas alınacak mutlak bir ispat aracı olmadığı özellikle vurgulandı. Ongun, talebinin amacının beyanların iç tutarlılığını, samimiyetini ve güvenilirliğini nesnel bir zeminde test etmek olduğunu belirtti.
Bu kapsamda Ongun, kendi ifadesinin yalan makinesi eşliğinde alınmasına açık rıza gösterdiğini, aynı yöntemin aleyhine beyanda bulunan tanıklar ile etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan sanıklar açısından da uygulanmasını istedi.
"YÜZYILIN SORUŞTURMASINDA ŞEFFAFLIK ŞART"
Savunmada, dosyanın iddia makamı tarafından dahi "yüzyılın soruşturması" olarak nitelendirildiği hatırlatılarak, bu denli kapsamlı ve kamuoyu etkisi yüksek bir davada şeffaflığın ve denetlenebilirliğin zorunlu olduğu vurgulandı. Ongun, poligraf talebinin herhangi bir kişi ya da kurumu hedef almadığını, maddi gerçeğe ulaşma iradesinin açık biçimde ortaya konulması amacı taşıdığını ifade etti.
"BEYANLARLA KURULAN DOSYA, BEYANLARLA MAHKÛM EDEMEZ"
Ongun’un dilekçesinde, etkin pişmanlık ve tanık beyanlarının doğası gereği cezada indirim ya da kurtulma beklentisiyle şekillenebileceği, bu nedenle de tek başına güvenilir kabul edilemeyeceği belirtildi. Ceza yargılamasında maddi gerçeğe ulaşmanın yolunun, soyut anlatımlardan değil, nesnel ve denetlenebilir yöntemlerden geçtiği savunuldu.