Sağlık Bakanlığı, Çankırılı Başbakan Dr. Refik Saydam’ı “yok saymaya” devam ediyor…

Metin YILMAZ

2 Kasım 2011 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 663 Sayılı “Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile Ankara’da bulunan Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi aynı kararname ile kurulan "Türkiye Halk Sağlığı Kurumu"na devredilmiştir. Böylelikle 1928 yılında Dr. Refik Saydam tarafından halk sağlığına ve koruyucu hekimliğe yönelik çalışmalar yapmak üzere kurulan Hıfzıssıhha (sağlığın korunması) kurumu varlığını devam ettirmekle birlikte Dr. Refik Saydam’ın adı yok edilmiştir!

Sağlık Bakanlığı, şimdi de COVID-19 AŞISI BİLGİLENDİRME PLATFORMU “Aşının Tarihçesi” web sayfasında tek kelime bile bahsetmeyerek,

Dr. Refik Saydam’ı yok saymaya devam etmektedir…

61 Yıllık ömrüne sayısız sağlık hizmeti sığdıran Saydam’ın, kesintilerle 14 yıl süren Sağlık Bakanlığı döneminde sağlık hizmetlerinin temelleri atılmış, bugün yürürlükte olan bir çok sağlık yasası onun döneminde kabul edilmiştir.

Çok değerli bir Mikrobiyoloji uzmanı olan Dr. Refik Saydam, 1914 yılında atandığı Sahra Genel Sağlık Müfettişliği sırasında, tifüs salgınına karşı geliştirdiği aşı ile dünya tıp tarihine geçmiş; bu aşı I. Dünya Savaşı’nda (Osmanlı ve Alman ordularında) ve Kurtuluş Savaşı’nda Türk Ordusunda kullanılmıştır. Bu aşının yanı sıra, görevi sırasında tifo, dizanteri, veba, kolera aşılarıyla, tetanoz ve dizanteri serumları üretmiştir.

Dr. Refik Saydam, 1928’de Hıfsısıhha Enstitüsü ve Mektebini kurarak burada “Veba - Kolera - Sıtma - Verem aşılarını” imal etmiş ve çocukları bu hastalıklardan korumuştur.

Türkiye’de koruyucu hekimliğin mimarı da olan Dr. Refik Saydam döneminde ithal edilen ilaçların yüzde 60’ı ülkemizde üretilmeye başlanmıştır. 

8 Eylül 1881 doğumlu Dr. İbrahim Refik Saydam’ın babası Çankırı'nın Çerkeş kazası, Karacaviran (Kurşunlu) nahiyesinin Dolap köyünden Uzunömürlüoğlu Abdurrahman Ağa’nın oğlu Hacı Ahmet Efendi'dir.

Çerkeşli Hacı Ahmet Efendi, İstanbul Balkapanı'nda (Eminönü’nde şehrin en eski ticaret hanlarından biridir) yağ ticareti yapardı.

Mahalle mektebini bitiren İbrahim Refik, 1892 yılında Fatih Askerî Rüştiyesi'ne girdi, 1896'da Çengelköy Askerî Tıbbiye İdadisi'ne (lise) geçti. Askerî Tıbbiye ’den 22 Ekim 1905'de, Hekim Yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu. Gülhane'de Histoloji ve Embriyoloji şubesinde çalıştı.  

Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa'nın emriyle, 4 Ağustos 1910'da Almanya'ya gönderildi. Almanya’da Berlin Askerî Tıp Akademisi’nde kurs gördükten sonra ünlü Scharite Kliniği'nde yüksek geliştirme eğitimine katıldı. Balkan Harbinin başlaması üzerine, 26 Eylül 1912'de İstanbul'a döndü. Antalya Redif Fırkası 2. Seyyar Hastanesi’nde görev alarak 18. Kolordu ile cepheye hareket etti. Çatalca hattına çekilen askerî birlikler arasında görülen başta kolera olmak üzere, diğer bulaşıcı ve salgın hastalıkların mücadelesine fiilen katıldı.

1919’da Mustafa Kemal ile birlikte Samsun’a çıktı; Erzurum ve Sivas Kongrelerine katıldı. 27 Aralık 1919'da da Mustafa Kemal’le birlikte Ankara'ya geldi. 23 Nisan 1920'de kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Doğu Beyazıt (Ağrı) Mebusu olarak siyasî hayata adım attı. İkinci dönemden başlayarak üyeliğini İstanbul milletvekili olarak sürdürdü. Aynı yıl Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili (Bakanı) seçildi.

1925-1939 yılları arasında Kızılay başkanlığını yürüten Refik Saydam Atatürk’ün ölümünden sonra İçişleri Bakanlığı, CHP Genel Sekreterliği yaptı.  Ocak 1939’da Türkiye Cumhuriyeti’nin 4. Başbakanı oldu.

TBMM Hükümeti ve Cumhuriyet Hükümeti zamanında çeşitli tarihlerde, beş defa Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’na getirildi. Son olarak, 4 Mart 1925'de İsmet İnönü Hükümeti'nde Sağlık Bakanlığı’na getirilen Dr. Refik Saydam, yaklaşık 13 yıl süren bakanlığı sırasında, bugünkü Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı teşkilâtını kurdu.

Başbakanlığı, II. Dünya Savaşı sancılarının ve ekonomik buhranların ülkeleri sardığı, savaşın hudutlarımıza kadar geldiği sıkıntılı yıllara rastladı. Üç yılı aşan Başbakanlığı döneminde de aynı disiplin, feragat, sabır ve titizlikle çalıştı.

Dr. Refik Saydam, hiç evlenmedi. 1940 yılında büyük kardeşi eski İçel Milletvekili Hakkı Saydam'ın ve arkasından da kız kardeşinin ölümü onu yıkmıştı.

Başbakan Dr. Refik Saydam, 8 Temmuz 1942 günü gelen bir kriz sonucu vefat etti. O günkü gazeteler, ölüm sebebini kalp sektesi olarak manşetlerine taşıdılar. 10 Temmuz 1942 Cuma günü, Hacı Bayram Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Cebeci Asrî Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Atatürk ona soyadını bizzat verirken, "Ben ona niçin Saydam dedim? O, içi dışı bir, tertemiz, bir insan pırlantasıdır da ondan…” demiştir. 

Çankırı Karatekin Uluları kitabının yazarı Müfettiş Tayyip Başer’in verdiği bilgiye göre: Dr. Refik Saydam Mecliste görev aldığı ilk dönemden itibaren Çankırılılar'a sahip çıkmış ve o dönem birçok hemşerimizin devlet işlerine girmesine yardımcı olmuştur. Rahmetli Saydam, 3. Büyük Millet Meclisi'ne Çankırı Mebusu olarak girmeyi ister ve bu amaçla Çankırılılar'a ve Çerkeşliler'e mektup yazar. Ne yazık ki; olumlu cevap alamaz...

Yazımızı Prof. İlber Ortaylı’nın sözleriyle bağlayalım:

- Türkiye tıp adamlarına karşı gereken şükranı göstermiyor. Hatta hekimlere vaki saldırılar için de Sağlık akanlığı yetkililerinin söylevleri dışında ciddi cezai idari tedbirlerin hala alınmadığını görüyoruz. Bugün, hiç değilse bazı kurumların Dr. Refik Saydam’ı andığını duymak isterdik...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.