TÜRKİYE’de kimse cezaevine atıldı diye fikrinden dönmez. Dönmedi de.
Bu ülkede insanları susturmak için içeri atmak, bugüne kadar kimseyi susturmadı. Bundan sonra da susturmayacak. Ama geride çocuklar kalıyor. Aileler kalıyor. Kalbi kırılmış insanlar kalıyor.
Ve buna değmez.
Bugün siyasi hesaplar uğruna muhalefeti susturmak için insanları hapse atmak, sadece bugünün meselesi değildir. Yarın bu ülkenin en çok ihtiyaç duyacağı insanların kalbinde yara açmaktır.
Çünkü Ortadoğu’da savaş ihtimalinden söz ediliyor. İnşallah böyle bir şey olmaz. Ama eğer olursa, bu savaşa yine bir millet olarak gireceğiz.
O gün geldiğinde herkesin gerçek yüzü ortaya çıkacak.
Bugün makamların etrafında dolaşanlar, iktidara yakın görünerek zenginleşenler, lüks çakarlı araçlarla gezenler, insanların parasıyla güç devşirenler, müritlerinin emeğiyle saltanat kuranlar o gün ortada olmayacak. Tarihte olduğu gibi yine ilk fırsatta başka kapılara koşacaklar.
Kurtuluş Savaşı günlerinde İngilizlerin yanında duranlar nasıl olduysa, yarın da benzerleri çıkacaktır. Dün İngiliz kapısına koşan zihniyet, bugün belki Amerika’ya, belki Avrupa’ya, belki başka güç odaklarına gidecektir.
Bugün kendisini milletin üstünde gören bazı yapılar, cemaatler, çıkar çevreleri, yarın iş ciddiye bindiğinde milletin önünde değil, güvenli yerlerde olacaktır. Çünkü tarih bize şunu gösterdi: Sözle vatanseverlik kolaydır; bedel ödeneceği zaman herkesin gerçek yeri belli olur.
Boğaz’da yer kapmaya çalışan Araplar da dün yaptıklarını yarın da yapacaklar.
Ama sonunda yine biz bize kalacağız.
Bugün iktidarı destekleyenler de muhalefeti destekleyenler de bu ülkede kalacak. Türkler, Kürtler, solcular, sağcılar, Aleviler, Sünniler, komünistler, milliyetçiler, hatta birbirine en sert sözleri söyleyen insanlar bile bu ülkenin gerçek sahipleri olarak aynı kaderin içinde kalacak.
Asıl olan da budur.
Bizim aslımız; bu ülke için canını ortaya koyanlardır. Ölümden korkmayanlardır. Hapisten korkmayanlardır. İnandığı sözü söylemekten vazgeçmeyenlerdir.
Bugün fikirleri için cezaevine girenler, baskıya rağmen susmayanlar, paraya tamah etmeyenler, makamla satın alınamayanlar yarın da bu ülkenin yanında duracaktır.
Allah göstermesin ama bir gün yeniden milli mücadele ruhuna ihtiyaç duyarsak, bu milletin içinden yine Nene Hatunlar çıkmayacak mı? Ömer Naciler, Zenci Musalar, Enverler, Cemaller, Mustafa Kemaller, Mehmet Akifler, Kazım Karabekirler yeniden ortaya çıkmayacak mı?
Elbette çıkacak.
Hem de bugün yaşadığımız halkın içinden çıkacak.
Belki bugün iktidarı destekleyen birinden çıkacak. Belki komedi yaptı diye içeri atılandan çıkacak. Belki ilk kurşunu bu kez Hasan Tahsin değil, Fatih Altaylı atacaktır. Belki gizlice silahları askerimize götürecek kişi, Gezi Parkı davasından 18 yıl ceza alan, küçük kızının büyüdüğünü göremeyen Tayfun Kahraman olacaktır.
Belki de hiç tanımadığımız bir işçiden, bir öğrenciden, bir öğretmenden, bir avukattan, bir askerden, bir anneden çıkacaktır.
Bu ülkeye kast eden olursa ona karşı koyacak kahramanların isimleri bu yazıya değil, dünyaya sığmaz.
Onun için bugün kimin vatansever, kimin fırsatçı olduğunu şimdiden görmek zorundayız.
Bugün iktidarın çevresine yanaşıp güç kazanan, her haksızlığa alkış tutan, her hukuksuzluğu savunan, her zulme kılıf bulan insanların yarın bu ülkenin yanında duracağını sanmayalım. Onların bir kısmı ilk ciddi kavgada saf değiştirecektir. Dün İngiliz’e bakan bugün Amerika’ya, Avrupa’ya, Yunanistan’a bakar. Yarın da başka bir kapıya bakar.
Ama bu ülkenin evlatları böyle değildir.
Bu ülkenin gerçek evlatları kendi devletinden haksızlık görse de vatanını düşmana bırakmaz. Hapse atılsa da bu topraklardan vazgeçmez. İtibarı zedelense de milletinden kopmaz.
Bugün Fatih Altaylı sustu mu? Hayır.
Deniz Göktaş çıkınca susacak mı? Sanmıyorum.
Selahattin Demirtaş siyasetten çekilecek mi? Hayır.
Ergenekon ve Balyoz kumpaslarıyla hapse atılanların hangisi sustu?
Nihal Atsız yargılandı, ağır baskılar gördü, işkence iddialarıyla anıldı; ama fikrinden dönmedi. Çünkü bu ülkede fikir adamını, siyasetçiyi, gazeteciyi, komedyeni, askeri, aydını hapse atarak susturamazsınız.
Bu milletin evlatları inandığını söyler. Ne mezardan korkar ne mapustan.
Ama hain ve kalleş olanlar ilk fırsatta kendilerine güvenli bir kapı arar. Tarih boyunca böyle oldu. Yarın da böyle olacak.
Bu yüzden bugün siyaset yapılırken seçim uğruna bu ülkenin şerefli insanlarını ve onların çocuklarını üzmeyelim. Seçim kaybedilir, oy azalır, iktidarlar değişir. Bunlar telafi edilir. Ama adalet duygusu kırılırsa, insanların devlete güveni yok edilirse, bunun telafisi kolay olmaz.
Yarın omuz omuza savaşacağımız insanların kalbinde bugün unutamayacakları yaralar açmayalım.
Bugün muhalif diye hapse attığınız insan, yarın bu ülke için en önde yürüyebilir. Bugün komünist dediğiniz, solcu dediğiniz, faşist dediğiniz, muhalif dediğiniz insan, yarın vatanı için canını ortaya koyabilir.
Çünkü mesele günün sonunda şudur:
İktidar da olacak, muhalefet de olacak. Yalaka da olacak, şerefsiz de olacak. Ama en ufak bir dış tehditte geriye sadece Türk milleti kalacak. Bu milletin içinde her görüşten insan olacak. Ölümü çoktan göze almış insanlar olacak.
Yalaka ve çıkarcı olanlar ise düşmanla işbirliği yapmanın yolunu arayacak.
O yüzden bugünden kimin yanında durduğumuza dikkat etmeliyiz. Vatansevere haksızlık etmemeli, fırsatçıya da alan açmamalıyız. Bu ülkeyi sevdiği için konuşan insanları susturmaya çalışmamalıyız. Eleştireni düşman görmemeliyiz. Muhalefeti ihanetle eşitlememeliyiz.
Çünkü bir ülkeyi sevmenin tek yolu iktidarı desteklemek değildir.
Hukuk, siyasetin sopası olmamalıdır. Hukuk sadece suçluları yargılamalıdır. Fikirleri değil, somut suçları cezalandırmalıdır. Bir insanın iktidarı eleştirmesi, sert konuşması, muhalif olması, mizah yapması ya da farklı düşünmesi onu düşman yapmaz.
Bugün halk hukuka ve adalete güvenmiyorsa, bu siyasetin ve iktidarın hatasıdır. Bu hata düzeltilmelidir.
Hukukun siyasetten bağımsız olduğu yeniden gösterilmelidir. Haksız yere itibarı zedelenenlerin itibarı iade edilmelidir. Cezaevi, siyasi hesapların aracı olmaktan çıkarılmalıdır.
Ortadoğu’yu oyuncak yaptılar. Şimdi sıra Türkiye’de diyenler var. Ben buna inanmıyorum. Türkiye artık oyunu sadece izleyen değil, oyunu kuran bir ülke olmalıdır. Buna gönülden inanıyorum.
Ama bunu yapacaksak sadece silahlarımızı değil, milletimizi de hazırlamalıyız.
Yarına silahları hazırlıyorsak, yarın o silahların arkasında duracak milleti de kırmamalıyız. Yarın bu ülke için canını verecek insanları bugün bu ülkeyi sevdiği için hapse atmamalıyız.
Bugün vatanseverleri küstürür, çıkarcıları ödüllendirirsek yarın en zor günde yanlış insanlara güvenmiş oluruz.
Bu yüzden artık açıkça söylemek gerekir:
Bu ülkenin gerçek düşmanı muhalifler değildir. Bu ülkenin gerçek düşmanı, güçlü kimse onun yanında duran, ilk tehlikede kaçacak olan, bugün iktidara yalakalık yapıp yarın ülkesine ihanet edecek olan fırsatçılardır.
Onları şimdiden fark edelim.
Kaçmadan önce onlardan hesap soralım.
Vatanseverleri üzmeyelim. Çocuklarının kalbini kırmayalım. Hukuku yeniden hukuk yapalım. Adalete güveni yeniden inşa edelim.
Çünkü yarın gerçekten zor bir gün gelirse, lüks araçlardaki çıkar sahipleri değil, bugün haksızlığa uğrayan ama ülkesinden vazgeçmeyen insanlar bu ülkenin yanında duracak.
Ve sonunda yine biz bize kalacağız...