'İBB davası' 47. celse! Fatoş Pınar Türker'in savunmasını Türkiye duymalı

'İBB davası' 47. celse! Fatoş Pınar Türker'in savunmasını Türkiye duymalı

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında olduğu, 68 kişinin tutuklu yargılandığı 414 sanıklı İBB davasının 47’nci günü Silivri’de görülüyor. Medya AŞ’nin eski Genel Müdürü İpek Elif Atayman savunma yapıyor.

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 68’i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası 47’nci duruşma gününde devam ediyor. Bugünkü duruşma, Medya AŞ’nin eski Genel Müdürü İpek Elif Atayman’ın savunmasıyla başladı.

20:05 / DURUŞMA SONA ERDİ

İBB Davası'nın 47.günü, Fatoş Pınar Türker'in avukatı Burak Candan'ın savunmasının ardından tamamlandı.

Yarın davada iş insanı Mustafa Nihat Sütlaş ve Halil Burak Atalay'ın savunmaları alınacak.

EKREM İMAMOĞLU: 'SİZİN HUZURUNUZDA ANLATILANLAR SORUŞTURMAYA TABİ KILINACAK MI?'

Ekrem İmamoğlu, Fatoş Pınar Türker’in anlattığı çıplak arama anısına ilişkin mahkemeden suç duyurusunda bulunulmasını talep etti:

"Bir hususu 16 milyon insan adına ve memleketin 86 milyon insanı adına hatırlatmak istiyorum. Az önce Pınar hanımın anlattığı evinden emniyete, emniyetten cezaevine kadar yaşadığı işkence ve tacizlerin etkisinden çıkabilmiş değilim. Birileri sırıtarak izliyor olabilir ama çok acı verici bir durum. Bu yaşanmışlıkların, anlatılanların -ne yazık ki çok oldu- bunlar uzay boşluğuna mı gidiyor? Sizin huzurunuzda anlatılanlar soruşturmaya tabi kılınacak mı? Adı savcı, adı emniyet, adı cezaevi yöneticileri olur, onların hakkında. Bugünkü vahşi deneyimlerin… Tam bir hukuk cinayeti, adaletin infazı başka bir şey denmez buna. Bir devletin nizamının yerle bir edilmesidir. Bu hususta bugün bir açıklama yapmanızı isterim ve talep ediyorum. Bunu yaparsanız toplum rahatlar. Burada konuşulanları Türkiye biliyor, yansımıştır. Ben de yansıtacağım onu da söyleyeyim. Umut ederim ki savcı hakkında HSK’ya şikayette bulunmanızın, elbette o dönemde iddia makamında olan insan şimdi HSK’nın başında ama en yüksek dille suç duyurusu yapmanızın yüce Türk yargısına katkısı olacaktır."

17:50 - İKİNCİ ARA VERİLDİ

Türker’in savunmasının ardından duruşmaya ikinci ara verildi. İmamoğlu, salondan çıkarken gazetecilere dönerek "Bu korkunç şeyleri kelimesi kelimesine aktarmanızı rica ediyorum" dedi.

Duruşma, Türker’in çapraz sorgusuyla devam edecek.

17:30 - TÜRKER’DEN KORKUNÇ İDDİALAR: GÖZALTINDAKİ ÇIPLAK ARAMA VE SAVCIDAN TEHDİTLER

Daha sonra eylemlere ilişkin savunma yapan Fatoş Pınar Türker, savunmasının sonunda önce gözaltı sürecindeki çıplak arama kısmını daha sonra savcı ile yaşadığı diyaloğu şu sözlerle anlattı:

"Vatan Emniyet’teyken arşiv odası gibi bir yere aldılar beni. Eldiven giyen bir polis 'üstünü çıkar' dedi çıkardım. Sonrasında gidip gidemeyeceğimi sorduğumda, altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. 'Cinsel organını aç' dedi, 'arkanı dön-eğil' dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum."

Daha sonra, tutuklanıp Silivri’ye sevk edildikten sadece bir gün sonra infaz koruma memuru tarafından SEGBİS için çağrıldığını belirten Türker, şöyle devam etti:

"Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, Başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.

"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen?" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "Eşyalarını topla. Ben" dedi, "Sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "Burada" dedi, "Bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "Çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "Ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedim ki "Tamam" dedim, "Ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "Çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "Reşit de değildi, değil mi?" dedi. "Değil" dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "Mal varlığı tedbiri için" dedi, "Karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun ya da" dedi "Malını mülkünü de alacağım" dedi.

Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler? Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. Bunu çok düşündüm çünkü! Şimdi Düzce'ye götürüldüm. Düzce'de insanın benim şeyim bozuldu... İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu. Çünkü Düzce'ye bir gittim, 40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım; Uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız... Artık mesela bir Roman gördüğümde ben onun çadırcı mı, göçebe mi, arabacı mı olduğunu anlarım. Valla anlarım. Uyuşturucu mu satıyor, hırsız mı onu da anlarım. Hani böyle bir bilgi benim neyime yarayacak bilmiyorum ama... Ve o, hani bir kız getirdiler hamile, 5 aylık, 4 aylık. 1.5 yaşındaki kızını duvara vura vura öldürmüş. İddianamesini ben okudum. Ama diyor ki: "Eşime benziyordu." diyor. "Çok ağlıyordu." "Dayanamadım." diyor. "Ama benim içim" diyor, "Çok ferah. 7'sini de yaptım, 40'ını da yaptım, mezarı da çok güzel." diyor. Hamile bir de. Devlet de gayet iyi bakıyor yani gerçekten hamile diye.

Ama ben o insanlarla birlikte kaldım. Mesela 1 yaşında, o Roman bir aile vardı 5 kişi; Anneanne, iki kızı, iki torun filan, ailecek kalıyorlar uyuşturucudan. Ama annesi çok bakmak istemiyor, 1 yaşındaydı Afra da geldiğinde, daha yürümüyordu. Mesela ona bakıyordum. Ne yapayım? Onunla teselli ediyordum kendimi. Örgü ördüm, tuvalet temizledim. Çünkü tuvaletler taşıyor. Şey dedim ben de: "Çekilin" dedim, "Madem 16 milyon için çalışıyoruz, hani burada da bari bu görevi ifa edelim. Ne yapalım?" Ama hani olduğu gibi anlatıyorum, bilmiyorum... Yani film gibi bu yaşananlar. Gözlerimi açıp şey denmesini bekliyorum, işim gereği tabii reklam çekimlerinin setinde filan da bulundum, birisi çıkacak şuradan: "Kestik! Selçuk Bey siz birazcık daha işte soru sorun, siz şey yapın. Ekrem Bey siz araya girmeyin, bir daha alıyoruz aynı planı." filan diyecekler diye umuyorum yani. Ama olmuyor. Tutukluyuz biz hakikaten.

Ben Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız, neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben yüzde 100 beraat edeceğime, yüzde 90 bile değil, inanıyorum. Ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar'ı yargılayın. Ben anne olarak, benim çocuklarıma yazık günah değil mi? Bak geçen sene mezun oldu Nehir. Londra'ya gidemedik, o okuldan kabul olamadı. Benim kızım tüm dünyada yapılan sınavda yüzde 1'lik dilime girdi. Şu an dünyanın en iyi yapay zeka okulunda okuyor. Bak mezun oldu, ben göremedim. Orada benim güzel kızım. Babalarıyla... Diyor ki: "Anneciğim kepimi saklıyorum, sen eve geldiğinde havaya atacağım." Yani şu kadar, bacak kadar da onu ilkokula verdiğimde, mezun oldu, ben göremedim. Can sağlığı olsun. Ben kendim için yani rüşvet almadım, 15 aydır yatıyorum, bir şey çalıp çırpmadım, mal varlığıma tedbir kondu. Hakikaten, hakikaten çok mağdurum ama kendime dair, geleceğime dair bir şeyim, böyle bir yaşama sevincim, bir şeyim kalmadı."

Türker, savunmasının sonunda ise şu ifadeleri kullandı:

"Çok yorgunum. Anneme dedim ki, demesem iyiydi çünkü benim annem babam ablamı kaybetmişler, çok agresif bir lösemiden 9 ayda... Anneme dedim ki: "Keşke" dedim, "idam cezası olsa da kalemi kırsa, bitse bu iş." O kadar yorgunum, o kadar yorgunum ki kendime dair hiçbir beklentim, isteğim yok. Ama Sayın Hakim lütfen vicdanınıza sesleniyorum, Sayın Savcım sizin de. Yargılayın ama Pınar'ı yargılayın da anne Pınar'ı ne olur tahliye edin. Ev hapsi verin, ben çocuklarımla zaten el ele oturmak istiyorum. Teşekkür ederim."

FATOŞ PINAR TÜRKER SAVUNMA YAPIYOR

İBB Davası aradan sonra, saat 15.00'te Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in savunmasıyla tekrar başladı.

Öğle arasından sonra Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, savunmasını yapmak için kürsüye geldi. Yapı Kredi, Petrol Ofisi, GSK ve HSBC gibi kurumlarda üst düzey görevlerde bulunduğunu anlatan Pınar Türker, öğretim görevlisi olarak da üniversitelerde ders verdiğini anlattı. Türker, sözlerine şöyle başladı:

"Bugün bu iddiaların doğru olmadığını ortaya koymak amacıyla savunmamı yapacağım. İstanbul'da doğdum. Babam tıp doktorudur, aynı zamanda akademisyendir. Uzun yıllar boyunca hekim yetiştirmiştir. Annem ise abimle beni büyük emeklerle yetiştirdi. Ben de çocuklarıma aynı değerleri vermeye çalıştım.

Bu vesileyle, tutukluluğum süresince benimle ilgili yaşanan haksızlıklara karşı ses çıkaran, destek olan ve dayanışma gösteren herkese teşekkür etmek isterim. Annem ve babam beni sevgiyle, disiplinle ve eğitim odaklı bir anlayışla yetiştirdiler. Dolayısıyla hem geleneksel aile değerlerine sahip hem de eğitime büyük önem veren bir aile ortamında büyüdüm.

Üniversite sınavında Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nü kazandım. Bu bölümden uluslararası ilişkiler, küresel kurumlar ve sosyoloji alanlarında yoğunlaşarak dereceyle mezun oldum. Mezuniyetimin ardından birçok şirkette yönetici olarak çalıştım.

2014 yılından 2021 yılına kadar ise HSBC Türkiye'de Grup Başkanı ve İcra Kurulu Üyesi olarak görev yaptım. 2021 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan Medya A.Ş.'de görev almaya başladım ve Genel Müdür olarak çalıştım. Aynı zamanda tutuklanmadan önceki son iki yıl boyunca İstanbul Kültür Üniversitesi Tasarım ve İletişim Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak ders verdim.

Bunun yanında Boğaziçi Üniversitesi'nde lisans ve yüksek lisans öğrencilerine konuk konuşmacı olarak derslere katıldım. Özel sektör ve kamu sektöründeki yönetim deneyimlerini karşılaştırmalı olarak anlattım. Kadınların iş hayatında desteklenmesini çok önemsiyorum. Fırsat eşitliğine inanıyorum. Bu nedenle çeşitli sivil toplum kuruluşlarında gönüllü çalışmalar yürüttüm.

Sabancı Vakfı'nın gençlere yönelik programlarında da görev aldım. Özellikle eğitim ve istihdam dışında kalan gençlere yönelik projelerde mentorluk ve eğitim faaliyetleri yürüttüm. Türkiye'de milyonlarca genç eğitim ve istihdam dışında kalmaktadır. Bunların önemli bir kısmı kadınlardan oluşmaktadır. Özellikle doğum sonrasında kadınların iş hayatına dönüşlerinde yaşadıkları sorunlarla ilgili çalışmalarda yer aldım ve kadınlara destek vermeye çalıştım.

Yaklaşık 30 yıllık iş hayatım boyunca yalnızca kurumsal şirketlerde ücretli çalışan olarak görev yaptım. Çalıştığım şirketlerin tamamından kendi isteğimle ayrıldım. Bunun nedeni her zaman yeni bir kariyer fırsatını değerlendirmek olmuştur. Hayatım boyunca yalnızca üç kez iş hayatına ara verdim. Bunlardan birinde sağlık nedeniyle kalp operasyonu geçirdim. Diğer ikisinde ise kızlarımın doğumu nedeniyle kısa süreli doğum izinleri kullandım ve birkaç ay sonra yeniden işime döndüm.

30 yıla yaklaşan kariyerim boyunca hakkımda herhangi bir olumsuz tespit yapılmadı. Dolayısıyla böylesine bir kariyer geçmişine sahip bir kişinin, Medya A.Ş.'de usulsüz işlerin altına imza atması ya da bir suç örgütü yapılanmasının parçası olması mümkün değildir. Bugün burada bulunduğum için büyük üzüntü duyuyorum. Ancak kendi adıma değil, ülkem adına üzüntü duyuyorum. Çünkü ben adalete inanıyorum. Bu yargılamanın sonunda beraat edeceğime inanıyorum. İş hayatına başladığım günden Medya A.Ş.'de göreve başladığım tarihe kadar elde ettiğim tüm gelirler kayıtlı ve şeffaftır.

Medya A.Ş.'de çalışmaya başladıktan sonra yaşam standardımda, mal varlığımda veya hayat tarzımda herhangi bir değişiklik olmamıştır. Aynı evde yaşamaya devam ettim. Çocuklarım aynı okullara devam etti. Aynı şekilde seyahat ettim, aynı koşullarda yaşadım. Bunların tamamı mali kayıtlar ve yaşam verileri üzerinden kolaylıkla incelenebilir."

fatos-pinar-turker-savunma-yapiyor-9-haziran-resim-02.jpg

"Vatan Emniyet’e girdiğimde ‘ben buradan çıkamam’ diye düşündüm, ‘ölürüm’ diye düşündüm, korkunç bir yerdi çünkü, cezaevi oradan iyidir" diyen Türker, "rüşvet almak" suçundan tutuklandığını ancak iddianamede tarafına böyle bir suçlama yapılmadığını söyledi.

Fatoş Pınar Türker, iddianamede geçen "Medya A.Ş.’nin adeta kasası boşaltıldı" ifadesine tepki gösterdi. Türker, 19 Mart operasyonu sonrası Medya A.Ş.’nin büyük zarar gördüğünü, 220 milyon TL zarar ettiğini söyledi.

Türker, "Dolayısıyla acaba biz o koltuklarda otururken ve Medya A.Ş. kâr ederken biz kasasını boşaltmış mı olduk, yoksa bu operasyon neticesinde 220 milyon TL zarar edince kamu zararı mı oluştu" diye sordu.

Türker şunları söyledi:

"Şirket zararda olmadığına ya da borç batağında olmadığına göre bu tarifte neyi kastettiler hâlâ açıklığa kavuşmuş değildir bizim için. Fakat benim görev yaptığım sürede şirketin mali tablolarına bakarsanız, daha önce zarar eden Medya A.Ş’nin kâr ettiğini ve cirosunu da ikiye katladığını göreceksiniz.

Bilakis, 19 Mart operasyonu sonrasındaki süreçte Medya A.Ş. büyük zarar görmüştür ve 2025 yılını devasa bir zararla, 220 milyon TL zarar ederek kapatmıştır. Ben Medya A.Ş.’ye geldiğimde şirketin cirosu 220 milyon liraydı. Şirket sadece 2025 yılında bu kadar zararla yılı kapatmıştır. Sermaye yetersizliğinden ve iflas riskinden kurtulmak için de İBB mecburen 250 milyon TL sermaye aktarımında bulunmuştur.

Dolayısıyla acaba biz o koltuklarda otururken ve Medya A.Ş. kâr ederken biz kasasını boşaltmış mı olduk, yoksa bu operasyon neticesinde 220 milyon TL zarar edince kamu zararı mı oluştu? Onu da sizin takdirinize bırakıyorum. Ama en başta söylenen ‘kasası boşaltıldı’ şeklindeki ifade, herhangi bir delile dayanmayan ve soyut bir iddia olduğu için altı boş şekilde iddianameye konulmuştur."

'Örgüt' iddiasını ve 'örgüte üye olma' suçlamasını reddeden Fatoş Pınar Türker, "Kimsenin bana kanunsuz, talimatla bir iş yaptırması mümkün değildir" dedi. "İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun seçimleri kazandıktan sonra iştirak şirketlerinin başına kendisine yakın isimleri getirdiği yönünde değerlendirmeler yapılmıştır" diyen Türker, göreve başlamadan önce ne Murat Ongun'u ne de Ekrem İmamoğlu'nu tanıdığını söyledi.

Türker, "Çalıştığım süre boyunca da iddia edildiği gibi herhangi bir örgütsel yapılanmaya şahit olmadım. Kişiliğim, yetiştiğim aile ortamı, aldığım etik ve ahlak eğitimi, çok uluslu şirketlerde geçen meslek hayatım ve kariyerim dikkate alındığında; hukuka aykırı bir oluşumun içerisinde bulunmam mümkün olmadığı gibi, herhangi bir kişinin bana kanunsuz bir iş yaptırması, emir vermesi veya talimatlandırması da mümkün değildir" diye konuştu.

Türker, "İBB tarafından yapılan muhammen bedel hesaplarına benim ya da Medya A.Ş. çalışanlarının dahli olamaz. Bu nedenle ihaleye fesat ve nitelikli dolandırıcılık suçlamasından beraatime karar verilmesini istiyorum" dedi.

ARA VERİLDİ

Saat 13.35'da davada ilk ara verildi.

İMAMOĞLU İLE JANDARMA PERSONELİ ARASINDA "İTME" POLEMİĞİ: "ARAÇ BOZUK DERKEN YALAN KONUŞTUNUZ ŞİMDİ DE AYNI ŞEYİ YAPIYORSUNUZ"

Ekrem İmamoğlu, İBB Davası’na verilen arada salondan ayrılırken izleyicilere "Tam yol ileri" diye bağırarak aşağı inen merdivenlere yöneldi. Bu esnada konuşmasını kısa sürdürmesini talep eden jandarma personelleri, İmamoğlu’nu salon dışına yönlendirirken ellerini kullandı. Bunun üzerine İmamoğlu kısa süreli olarak dengesini kaybederek sendeledi. Yaklaşık bir merdiven aşağı düşen İmamoğlu, duruma yoğun tepki gösterirken görevli jandarma personellerine "Beni hanginiz itti?" diye bağırdı. Jandarma personelleri ittiklerini reddederken "Araba bozuk derken de yalan konuştunuz şimdi de aynı şeyi yapıyorsunuz. Bir daha yapmayın, suç duyurusunda bulunurum" diye tepki göstererek salondan ayrıldı.

ATAYMAN’IN AVUKATI ANLATTI: "AVUKAT, SAVCIYI TANIDIĞINI SÖYLEYİP TEKLİF SUNDU"

Elif Atayman’ın savunmasının ve çapraz sorgulamasının tamamlanmasının ardından avukatı Faik Eren Kaptan söz aldı.

Kaptan, soruşturma sürecinin başından itibaren hukuka aykırılıklar yaşandığını öne sürdü. Atayman’ın telefonuna el konulurken CMK 134’e aykırı biçimde imaj kopyasının verilmediğini, gözaltı sürelerinin aşıldığını ve tutuklama kararında kanunda bulunmayan "suç örgütüne üye olmaya teşebbüs" ifadesinin yer aldığını belirtti. Ayrıca cezaevinde Atayman’ı ziyaret eden bir avukatın savcıyı tanıdığını söyleyerek ifade sürecini "çözebileceğini" iddia ettiğini, müvekkilinin bunu kabul etmediğini aktardı.

Kaptan, "Burada birçok kişinin başına geldiği gibi bir benzeri benim müvekkilimin de başına geliyor ve cezaevinde bir avukat ziyareti yapılıyor. Bu avukat ‘çözebileceğini’ söylüyor. Savcıyı tanıdığını söyleyerek bir talepte bulunuyor ve müvekkil bunu kabul etmiyor. Bize söylediğinde de 'Yani böyle şey mi olur?' diyoruz ve o süreç orada sonlanıyor" dedi.

İddianamenin özensiz ve aceleyle hazırlandığını savunan Kaptan, bazı tanık ve etkin pişmanlık ifadelerinin tekrarlarla ve kopyala-yapıştır yöntemleriyle dosyaya konulduğunu ileri sürdü. Atayman’ın yalnızca Medya A.Ş.’de görev yaptığı için örgüt üyesi gibi gösterildiğini söyleyen Kaptan, müvekkilinin örgütün varlığından haberdar olduğuna, örgüte katıldığına, emir aldığına ya da örgütsel hiyerarşi içinde hareket ettiğine dair somut delil bulunmadığını ifade etti ve sordu: "Müvekkilin işlediği iddia edilen suçu gösteren somut delil nerededir?"

Kaptan, Atayman’ın 15 aydır tutuklu olduğunu, tutukluluğun cezalandırmaya ve eziyete dönüştüğünü söyledi. Müvekkilinin Afyon’a 500 kilometrelik mesafeye kelepçeli şekilde nakledildiğini, yeniden aynı koşullarda gönderilmesinin 'modern işkence' anlamına geleceğini belirtti.

İMAMOĞLU: "BİR ERKEK OLARAK BURADA KADINLARDAN ÖZÜR DİLİYORUM"

Atayman’ın savunmasını tamamlamasının ardından çapraz sorgulamasına geçildi.

İmamoğlu: "Bildiğim kadarıyla siz Medya A.Ş.’nin ilk kadın genel müdürüsünüz, değil mi?"

Atayman: "Evet."

İmamoğlu: "Genel müdürlük yaptığınız süreçte sizinle bazı toplantılarımız oldu. Medya A.Ş. ve diğer iştiraklerde ya da kurumlarda yöneticilerle olduğu gibi, kurumun iyileşmesi, işinin güçlenmesi ya da faaliyetlerinin daha kaliteli hâle gelmesinin dışında herhangi bir gündemimiz oldu mu sizinle? Ya da herhangi başka bir konu, iddianamede süreci anlatan dilin kullandığı çerçevede bir gündemimiz oldu mu sizinle?”

Atayman: "Olmadı Başkanım."

İmamoğlu: "Elif Hanım, bir de örgüt üyesi olduğunuzu öğreniyorum suçlamada. Çünkü ben bu dünyada böyle bir 'kara leke' diye tarif ettiğim bu iddianamenin bir sayfasını bile okumadım. Tekrar ifade edeyim. Buradan takip ediyorum ve sizin de örgüt üyesi olduğunuzu öğrenmiş oldum. Öylesiniz galiba?"

Atayman: "Öyle iddia ediliyor."

İmamoğlu: "Kaç ay kaldınız Silivri’de? Ondan sonra ne kadar..."

Atayman: "Başkanım, Silivri’de iki ay hücrede kaldım. Daha sonra koğuşa aldılar. Hemen akabinde de Afyon’a sevk ettiler. On ay Afyon’da kaldım."

İmamoğlu: "On ay oradasınız. Sayın Başkan, sayın heyet; biz kadın yönetici konusunda çok hassas davrandık ve bir anda dört-beş kat daha fazla kadın yönetici atadık. Kadın çalışan konusunda da hassas davrandık. Ben bunları savunmamda anlatacağım ama bugün de bahsetmem gerekiyor. Çünkü farklı bir gözle bakmanız gerektiğini düşünüyorum.

Burada bulunan ve bulunmayan şirketlerde ilk kez kadın genel müdürler görev yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde ilk kez kadın genel sekreter yardımcıları görev yaptı. Tarihinde diyorum bu arada, dikkatinizi çekerim.

Ve ben Elif Hanım’a ve diğer bazı arkadaşlarımıza yapılan bu süreci takip ederken, ne ifade edeyim; Annemin gözüne bakarmış gibi, kız kardeşimin gözüne bakarmış gibi, eşimin ya da kızımın gözüne bakarmış gibi meseleyi kavramaya ve anlamaya çalıştım. Sizler burada bir karar vereceksiniz. Ben Elif Hanım’a ve onun gibi bazı arkadaşlarımıza yapılan talihsiz muamelenin, kadına karşı şiddeti ve kadına karşı psikolojik bir düşmanlığı besleyen bir altyapısı olduğunu düşünüyorum.

Meseleyi burada derin siyasi süreçler olarak kavramaya çalışmayacağım. Ama şu tarafıyla kavrıyorum: Kendi aile fertlerinin kariyeri için bile çırpınan bazı insanların aldığı bu kararları acilen telafi etmeniz şarttır. Masum kadınlara yapılan bu zalimliği hem kınıyorum hem de gerçekten, sanki anneme yapılmış, kız kardeşime yapılmış, kızıma yapılmış gibi görüyorum. Lanetliyorum. Bu durumun da takipçisi olacağımı ifade ediyorum. Bir erkek olarak da burada kadınlardan özür diliyorum. Sizin de hakkaniyetle bu süreci sona erdirmenizi diliyorum."

"BEŞ SUÇLAMANIN DÖRDÜ GÖREVDE OLMADIĞIM DÖNEMDEN"

Atayman, İddianamede 5 eylemle suçlandığını ancak bunlardan 4'ünde görevde bile olmadığını söyleyerek şu ifadeleri kullandı:

"İddianamede hakkımda ileri sürülen suçlamalar 5 farklı eylemle ilgili. Bunlardan sadece 118. eylem, Medya A.Ş.'deki 02.08.2019 ile 11.04.2021 tarihleri arasında, yani 21 aylık genel müdürlük görevim dönemini kapsamaktadır. Diğer dört eylem ise 73, 85, 89 ve 106 numaralı eylemler olup genel müdürlük görevimden ayrıldıktan sonra şirkette temsili bir görev olan yönetim kurulu üyeliği yaptığım 11.04.2021 ile 05.08.2024 tarihleri arasındaki döneme aittir.

2025 yılında bir görevim olmamasına rağmen rüşvet ve dolandırıcılıkla suçlanmamın büyük bir haksızlık olduğunu belirtmek isterim. Zor şartlar altında iddianameyi incelerken kimden rüşvet aldığımı ve neden rüşvet aldığımı anlayamadım. Davada itirafçı olarak yer alan kimse de adımı anmıyor ve beni tanımıyor.

"DELİLE DAYANMAYAN BİR KURGUDAN İBARET"

21 aylık genel müdürlüğüm dönemi hangi anında rüşvet aldığımın açıkça ortaya konulmasını talep ediyorum. Rüşveti kimden almışım, aracılık etmişim, rüşvetin tutarı nedir, hangi yolla nereye para aktarmışım, bunların hiçbirinin cevabı yok. Bu iddia delile dayanmadan bir kurgudan, delile dayanmayan bir kurgudan ibarettir.

"17 YAŞIMDAN BERİ ÜLKEM İÇİN ÇALIŞAN LİYAKATLİ BİR TÜRK KADINIYIM"

İddia edilen suçları ne doğrudan ne iştirakle işledim. 17 yaşımdan beri ailem için, ülkem için çalışan liyakatli bir Türk kadınıyım. Dokuz bin 700 iş gününü fiilen çalışarak Aralık 2024’te emekli oldum. Hayatım boyunca avukatım olmadı. Gözaltına alındığım üçüncü gün arkadaşlarım avukatlarımı buldular. Bir yılı aşkın süredir haksız yere tutukluyum. Verilecek hiçbir karar, böyle bir iddianameyle aylarca ülkenin öbür ucunda tutuklu kalmamın yol açtığı zararı gidermeyecektir. İşlemediğim suçlar nedeniyle daha fazla cezalandırılmak istemiyorum. Yargılama neticesinde hakkımda sürülen, hakkımda ileri sürülen bu haksız suçların hepsinden beraat kararı verilmesini talep ederim."

"İSTANBUL’DAN AFYON’A 8 SAAT ELLERİM KELEPÇELİ OLARAK KAFES GİBİ BİR KABİNDE GÖTÜRÜLDÜM"

"Hiçbir şekilde suç işlemediğime, hiçbir suç örgütüne üye olmadığıma emin olarak hakkımdaki suçlamaları bilmeden, anlamadan ömrümün 15 ayını çok zor bir şekilde geçirdim" ifadelerini kullanan Atayman, "İlk tutuklandığımda Silivri’de hücrede kaldım. Daha sonra koğuşa aktardılar ancak hemen ardından zorlu bir yolculukla bayram arifesinde Afyon’a götürdüler. Bu yolculuk 8 saat, ellerim kelepçeli bir hâlde kafes gibi bir kabinde sürdü. Cezaevine ulaştığımda bileklerim morarmıştı. Yaptığım suç duyurusundan da herhangi bir sonuç çıkmadı. Çoğu madde bağımlısı ve satıcısı kişilerin olduğu kalabalık koğuşta günlerce yerde yattım" dedi.

"AFYON’DAN SİLİVRİ’YE NAKLİM REDDEDİLDİ"

Atayman, savunmasına şu sözlerle devam etti:

"Hiçbir bağlantım olmayan Afyon’daki cezaevinde oğlumdan, annemden, babamdan uzakta, avukatlarımla oldukça sınırlı iletişim kurarak bugünlere geldim. Bu dosyanın en uzağa sürülen sanığı oldum. Bugün aradan 15 ay geçmiş olmasına rağmen mevcut durumunda bir iyileştirme olmamasından dolayı hâlâ bu sürece muhatabım. Geçici olarak Silivri’deyim. Geçtiğimiz günlerde bir gazetecinin neden Ankara’dan İstanbul’a getirildiği ve İstanbul’da tutuklu olduğu Sayın Adalet Bakanı’na suçun işlendiği yerin önemli olduğu ve o nedenle İstanbul’da tutuklu olduğunu söylemişti. İşlediğim iddia eden suçların tümü İstanbul’da ancak ben Afyon’dayım. Afyon’da tutuklanmadım. Talep etmememe rağmen Silivri’den Afyon’a götürüldüm ve Silivri’ye geri nakil talebim de reddedildi. Burada büyük bir çelişki ve hukuka aykırı bir uygulama olduğunu vurgulamak isterim."

HABERE YORUM KAT
UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.