İBB Davası 99. celse: Ekrem İmamoğlu savunmasına devam ediyor
Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 53'ü tutuklu 436 sanıklı İBB davası, 99'uncu gününde devam ediyor.
SEÇİLMİŞ İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53'ü tutuklu 436 sanıklı İBB davası, Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin yeni duruşma salonunda görülen 99'uncu gününde devam ediyor.
Davanın ilk celsesinin son duruşma gününde savunmasını yapamadan duruşma salonundan çıkarılan ve susma hakkını kullandığını öne sürülen tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, dün savunmasının ilk kısmını gerçekleştirirken bugün de savunmasına devam ediyor.
İmamoğlu'nun savunmasını Cuma günü öğlen saatlerinde tamamlaması, ardından çapraz sorgusu ve avukat savunmalarının başlaması bekleniyor.
Ekrem İmamoğlu'nun dün başladığı savunmasının ilk kısmından öne çıkanları okumak için TIKLA'yınız...
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve çok sayıda avukatla birlikte izleyici bugün de Silivri'de duruşmayı takip ediyor. Özel'i, İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu karşıladı.
İşte Silivri'de anbean yaşananlar...
12.30 | İMAMOĞLU: "DENİZ’E, YUSUF’A HÜSEYİN’E İDAM CEZASI VERENLER NASIL ANILIYOR DÖNÜP BAKSINLAR, TARİH O DAVALARI YARGILADI BU DAVALARI DA YARGILAYACAK"
İmamoğlu daha sonra, 19 Mart operasyonlarıyla başlayan süreci ‘darbe’ olarak nitelendirirken sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu ülke darbeleri tanır, tankla yapılanı da tanır, muhtırayla yapılanı da tanır. O 19 Mart'ta millet yeni bir şey tanıdı. Adliye koridorlarında yürütülen bir darbe. Ve ben o manzarayı gördüm. Birazdan anlatacağım. O binlerce, onlarca ilden İstanbul'a getirilmiş benim polis kardeşlerimin gözlerindeki acıyı, o adliyenin koridorlarında gördüm. O koridorlarda bile binlerce polis vardı. Halbuk ki tek başına ben oradaydım ya. Bir de yanımdaki 150 arkadaş. Binlerce polis. On binlercesi dışarıda.
Adliye koridorlarında yürütülen o darbeyi birkaç kata sıkıştırıp, aylarca her yönüyle yandaş medya başta olmak üzere delik deşik olan bu soruşturma dosyası sadece savunmaya kapalı tutuldu. Demokrasi tarihimiz bu tür mücadelelerin verilmiş ve verilmiş bir tarihtir. Onun için bu millet darbeleri bilir. Kazanılan hiçbir hak da bedelsiz kalmadı. Yassıada'da, 12 Mart'ta, 12 Eylül'de, 28 Şubat'ta mahkemelerinde nice masum insan ağır bedel ödemiştir bu ülkede. Taraflar değişti, sanıklar değişti ama sonuç hiç değişmedi.
Bir türlü de akıllanmıyoruz ya. Bir türlü de akıllanmıyoruz yahu. Erki eline alan, ‘Ya bu hatalar yapılmıştı, ben bu ahlakça hataları yapmayayım’ diyemedi ya. Niye diyemedi? Toplum vicdanında lanetlenen mahkeme kararlarını tarih yazdı. Adnan Menderes'e, Fatin Rüştü Zorlu'yu, Hasan Polatkan'a idam cezası verenler bugün nasıl anılıyor bir baksınlar. Gencecik Deniz Gezmiş’e, Yusuf Aslan'a, Hüseyin İnan'a idam cezası verenler nasıl anılıyor dönüp bir tarihe baksınlar.
Tarih o davaları yargıladı ve hükmü sanıklara değil, hakimlere ve hakim güçlere çatır çatır verdi. Bu millet, onları yerin dibine gömdü. Dün 27 Mayıs'ta Yassıada'da, 12 Eylül ve parti kapatmada ya da 28 Şubat'ta, bugün 19 Mart ve 21 Mayıs Silivri'de aynı yöntemler, ister asker uygulasın ister sivil fark etmez, bunun hukuk devletinde yeri yasak yöntemlerdir. Bunlar darbe yöntemleridir. Tarih o davaları nasıl yargıladıysa, bu davayı da öyle yargılayacak. Hatta şu anda yargılıyor. İddia ediyorum o askeri darbelerde tanklarla yapılan darbelerden daha vahşi uygulamalar yapıyor. Bu millet, bu dönem yapılanları daha vahşi yargılayacak.”
11.50 | İMAMOĞLU SALONDA, SAVUNMASI BAŞLADI
Diğer tutukluların ardından Ekrem İmamoğlu da alkışlarla salona girdi. Salonda bulunan izleyiciler "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" ve "Özgür basın susturulamaz" sloganlarıyla İmamoğlu'nu karşıladı.
İmamoğlu, savunmasının ikinci gününün başında İstanbul’da dün yaşanan sel felaketinde hayatını kaybeden iki yurttaş için başsağlığı diledi. İstanbul’un 1986’dan bu yana en yoğun yağışla karşılaştığının belirtildiğini söyleyen İmamoğlu, “Temel mesele, yağmurun yere düştüğü kilogram veya altyapıyla tek başına izah edilemez. Temel mesele nüfus planlaması, kentleşme sorunuyla izah edilebilir. Derelerin, dere yataklarının, su havzalarının yapılaşması büyük bir sorundur” dedi.
İstanbul’daki sel felaketini İBB davasıyla ilişkilendiren İmamoğlu, “Bu davayla çok ilgilidir. Çünkü İstanbul; rant, yağma, imar artışı gibi konularla hayatımızı ne yazık ki yıllardır meşgul ediyor” diye konuştu. Sazlıdere Barajı çevresindeki yapılaşmaya da değinen İmamoğlu, “İstanbul’un en önemli su havzalarından birinin, yaklaşık 136 milyon metrekarenin, göz göre göre sadece bir tek imzayla yok edilmesi ve oraya 2 milyona yakın nüfus için hazırlık yapılması, bunun hiçbir teknik altyapısının olmaması. Şu anda orada kurulan şehirlerin kanalizasyonunun bile hangi arıtmaya gideceği belli değil” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, “Dün ağır bir yağış yağmıştır, 1986’dan bu yana 40 yılı aşan bir süredir en fazla yağış düşmüştür ama bugün yaşananların sorunu dündedir, bugün de değildir. Aynı akılla yollarına devam etmek isteyen bir zihniyetle mücadele eden bir belediye başkanı ve onun arkadaşları, onun teknik arkadaşları ağırlıklı olarak burada tutsaktır” diye konuştu.
Konuşmasının devamında yaşanan gelişmeleri “kötülerle mücadele” olarak nitelendiren İmamoğlu, “Dünkü sel baskını da bizimle ilişkili. Halk TV’ye kayyum atanması da bizimle ilişkili. Fon soygunu, nasıl bizimle ilişkili olduğunu adım adım anlattım. İBB operasyonu zaten benimle ilişkili, yani kötülerle mücadelemizlee” dedi.
"İBB OPERASYONLARI MAYIS-HAZİRAN GİBİ DUYDUM"
19 Mart 2025’te başlayan İBB operasyonlarına yönelik, aynı yılın Mayıs ve Haziran aylarında duyum aldıklarını belirten İmamoğlu, söz konusu süreci şu sözlerle aktardı:
"İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik bir operasyon süreci başladı 19 Mart'ta. Dedim ya; esasen düzen 31 Mart 2024 itibariyle kuruldu. Beklemedikleri bir yenilgiyi aldılar. Beklemedikleri. Şok oldular. Ters yüz oldular, alabora oldular. Sayın Özgür Özel'in liderliğindeki siyasi mücadele muazzam bir zafer kazandı, millet adına. Bu zafer, 25 yıllık siyasi haritasındaki tek kaybı olmuştur AK Parti'nin. Dolayısıyla 2024'ün hemen sonrasında tetiğe basıldı. Süreç konuşulmaya başlandı. Kesemedikleri bu kulak, bunu duymaya başladı. Ne zaman? Mayıs, Haziran aylarında duymaya başladı: İstanbul'a ve sana gelecekler.
Ve biz, bu müdahalenin ilk yerinin, özellikle kurcaladıkları noktanın sonrasında bütün üyelerini değiştirerek ahmak davası ile ilgili istinafta kararı çıkartmayı başardıkları o davayla ilgilenmeleriyle öğrendik. Kapılarını nasıl aşındırdıklarını, oradaki insanları nasıl tehdit ettikleriyle öğrendik. 2024'ün Mayıs, Haziran aylarında ve akabinde yaz döneminde İstanbul'a bir başsavcı atanacağını, bunun bir bakan yardımcısı olacağını ve İstanbul'da bir operasyona başlanacağını, Temmuz'da Haziran'da duydum.
Ben bunu arşivi açın bakın bu kaygılarımı ve bu duyduklarımın karşısındaki sert cevabımı ya Ağustos sonudur ya Eylül başıdır, Sözcü TV'ye katıldığım bir programda alıp izleyin oradaki tepkimi göreceksiniz. Açın 2024 Ağustos sonu ya da Eylül başı. Ve bunu ben konuşmadım yargı çevresi bunu konuştu. Yargının üst düzey yetkilileri, İstanbul'da da Ankara'da bunu konuştu.
Ve bu duyduklarımın en yakın şahidi… Ki kendisiyle çok büyük bir uyum içerisinde millete hizmet yolunda and içmiş bir kimlikle Sayın Özgür Özel çok iyi bilir. Çünkü onunla bu süreçlerdeki hangi tespiti yakalamışsam paylaştım. Kendisi de biliyorlar. Evet Ekim'in başında siyasi görevden hukuksuz bir biçimde İstanbul'a atanan görevlendirilmiş kişi, İstanbul'daki mücadelesine, benimle olan mücadelesine başladı. Ve bu mücadele işte 19 Mart'a gelene kadar Esenyurt'la birlikte kendini göstermeye başladı".
AKIN GÜRLEK İLE OLAN RANDEVU SÜRECİNİ ANLATTI
İmamoğlu daha sonra, dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan Adalet Bakanı Akın Gürlek’in başsavcılık görevine atandıktan sonra kendisiyle görüşmek istediğini ancak Gürlek tarafının randevuyu iptal ettiğini söyledi.
İmamoğlu, Akın Gürlek'ten başsavcılık döneminde 30 Ekim 2025'te randevu aldığını, Gürlek'in Esenyurt Belediyesi'ne operasyon yapıldığı aynı gün randevuyu iptal ettiğini söyledi. İmamoğlu ayrıca, Mart 2025'te başlayan İBB operasyonlarını aynı yılın Mayıs ve Haziran aylarında duyduklarını açıkladı.
İmamoğlu, söz konusu süreci şu sözlerle aktardı:
"En fazla 23'ü, 24'ü Cumhuriyet Bayramı’ndan bir hafta önce bu günlerde tam iki sene önce. Telefonu bende yok, kendisini aradım. Ve kendisi telefonunu açtı, dedim ki: "Ben İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu". Tanımıyorum çünkü telefonunu bir yerden aldılar protokolden. Çok çok tiz bir sesle "Buyurun efendim" dedi. Ben dedim: "Bu tür müdahaleleri görüyorum ve sizden randevu istedim bir hafta 10 gündür randevu vermiyorsunuz. Niçin vermiyorsunuz?" dedim. "Çok yoğunum.” “Bakın" dedim, "Sizi İstanbul Valisi ziyaret etti teamül gereği İstanbul Valisi’nden sonra ziyaret etmesi gereken kişi benim. İstanbul yargısının en fazla hizmet aldığı kurumdur İstanbul Büyükşehir Belediyesi. Buradaki yargı mensupları da bilir, savcısından hakimine, arabalarından tahsisli servislerine kadar başka hizmetlerine varıncaya kadar en çok hizmet aldıkları kurumdur.
Dedim "Ben sizi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak aramıyorum ha" dedim. "Ha demek yani yoğunsunuz, ben size gelip yarım saat ne oluyor ne bitiyor diye sohbet edip hayırlı olsun demekten başka bir niyetim yok." "E bir iki hafta içinde hallederim". Dedim: "Bak hala siz dalga geçiyorsunuz". Yine o hiç unutmadığım kulağımda duran tiz sesiyle taklit yapmayacağım burada. "E ben hemen çözmeye..." "Çözmek değil bana ya dedim bu hafta randevu verin ya da vermeyin". Bu kadar net.
Ve akabinde özel kalemle görüşerek bayağı ulaştılar bir açık iki gün ki hiç unutmuyorum çarşamba günü 30 Ekim'e randevu verdi. Saati de belli, kayıt da var. Ve 28 Ekim, 29 Ekim'de coşkulu Cumhuriyet Bayramı’nı kutladık. 30 Ekim sabahı o kişi Esenyurt Belediyesine operasyon yaptı. İşte ve bir gün önce de o randevuyu iptal etti. Talep ettim, bir gün sonra da Esenyurt'ta operasyon yaptı.
Bakın, bütün bunlar bir sistemli sistem, sistemli, örgütlü bir çalışmanın muamelesidir. Onun için kimse bize sistemden, örgütten bahsetmesin. Onun için tabii ki davanın kendisine geliyorum. Bunların hepsi o davanın bir parçası. Ama bunları bir sanık olarak yapmayacağım. Kendimi aklamak için de yapmayacağım. Çünkü aklanması gereken kişi ben değilim. Aklanması gereken birinci kişiyi biliyorum. İkinci kişiyi de biliyorum. Üçüncü kişiyi de biliyorum. Sıralamasını yaptım, isimlerini vermeyeceğim. En az benim kadar 87 milyon bu üç kişiyi tarifleyecektir. Aklanması gereken onlardır ve onlar olacak. Hem millet huzurunda, hem yargı huzurunda, hem yüce Yaradan huzurunda."
"SİZ TÜRK MİLLETİNE İHANET ETTİNİZ"
İmamoğlu, İBB operasyonu sürecine ve iktidarın süreçteki tutumuna sert sözlerle tepki gösterdi:
"Zifiri karanlıkta evimin kapısına yüzlerce polis geldi, yüzlerce. Ve 5-6 kademe, 5-6 kademe canım polisimizi kapıya dizdiler. Kim? Koltuğunu sağlama almak isteyen bir kişi ve onun aparatı. Ev bastılar! 15,5 milyon insanın cumhurbaşkanı adayı olarak istediği insanın, 16 milyon insanın koca kadim İstanbul'u emanet ettiği insanın kapısına dayandılar. Diyorlar ki ‘Savunma yap.’ Ne savunması ya? Boynunuzu aşağı eğin bu kararı alanlar. Siz Türk milletine ihanet etmiş insanlarsınız. Bu ülkenin insanlarına; demokrasiye, adalete, Cumhuriyete ihanet etmiş insanlarsınız.
Çağırdınız da gelmedik mi? Adaletten mi kaçtık? Sorgulamadan mı, hangi denetimden kaçtık? Elinizde ne var? Nereden kaçtık? Korkaklar! Randevu bile veremediniz. Telefonumuza bile bakamadınız. Korkaklar! Çok netim ben. Ciğerim yanıyor, bu milletin ciğeri yanıyor. İki elim yakalarında! Bu dünyada adalet önünde, öbür dünyada mahşerde iki elim yakalarında! Bunu bilsinler. Kin ve nefret taşımıyorum, hiç taşımadım ama bu millet için bunu yapacağım. Hayatım ne kadar varsa o kadar mücadele edeceğim.
Çocuklarımın önünde, 16 milyon İstanbullunun Belediye Başkanının kapısına yüzlerce polis... Niye? Bugün bir yandaş vasat basın demiş ki: ‘Ben dün şov yapmışım.’ Sizi şovmenler sizi, foncular sizi! Benim evim de barkım da belli. Benim gizli tapum yok. Gizli tapusu olanlar düşünsün. Benim her şeyim belli. Didik didik edin, her şeyim belli benim. Her şeyi belli olmayanlar kendini göstersin. Manşet: Şov... Şovu o sabah yaptılar. Niye biliyor musunuz? ‘Bak padişahım ben ne kadar güzel yaranıyorum sana. Bak sen öyle dedin ama ben daha iyisini yaptım.’ Bunları tarih gördü. Bu dalkavukları tarih gördü.”




