İBB davasında 15'inci celse... Ara karar günü

İBB davasında 15'inci celse... Ara karar günü

İBB’ye yönelik, aralarında tutuklu İBB Başkanı ve CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 402 sanıklı davada 15'inci güne girildi. Bugün görülecek celsede ara kararın verilmesi ve bazı tahliyelerin gerçekleşmesi bekleniyor.

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 107’si tutuklu 402 sanıklı İBB davasının duruşması dördüncü haftada devam ediyor.

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Silivri Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısındaki 1 No'lu salonda devam eden duruşmanın bugün 15'inci celsesi görülüyor.

Duruşma savcısı 31 Mart Salı günü açıkladığı mütalaasında, dava kapsamında tutuklu yargılanan Sırrı Küçük (CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat'ın şoförü), Fatih Yağcı (Ağaç A.Ş. çalışanı), Evren Şirolu (İş insanı), Kadriye Kasapoğlu (Ekrem İmamoğlu'nun özel kalem müdürü), Ali Üner (İş insanı), Ebubekir Akın (İETT özel halk otobüsü işletmecisi) ve Davut Bildik (İSPER büro personeli) hakkında tahliye talep etti.

İşte duruşmada anbean yaşananlar:

00.38 | TAHLİYE KARARLARININ ARDINDAN...

Geçen hafta savunma yapan İBB Raylı Sistemler Daire Başkanı Ceyhun Avşar, salondan çıkarken "Açılışlarımızı yapın, tüm raylı sistemleri açın" diye bağırdı.

CHP'li Aykut Erdoğdu ve İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün, yumruklarını havaya kaldırarak salondan ayrıldı.

Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, güler yüzle izleyicileri selamlayarak aşağı indi.

Bir tutuklu yakını da basın mensuplarına şu sözlere sitem etti:

"Cebeci Maden Sahası'nda işçiler, kantarcı, personel.. Herkes yargılanıyor. Fiş kesen adam burada, hala tutuklu ama şirketin sahibi firari. Hiçbiriniz araştırmadınız"

00:25 | 18 KİŞİYE TAHLİYE KARARI

Tahliye edilen isimler şu şekilde oldu:

Sırrı Küçük, Fatih Yağcı, Ali Üner, Evren Şiroğlu, Altan Ertürk, Ebubekir Akın, Hüseyin Yurttaş, Kadir Öztürk, Mustafa Bostancı, Sabri Caner Irca, Baran Gönül, Mahir Gün, Kadriye Kasapoğlu, Davut Bildik, Esar Huri Bulduk, Şehide Zehra Keleş Yüksel, Başak Tatlı, Nazan Başelli.

Tahliye edilen isimlere yurtdışına çıkma yasağı getirilirken, kararın oybirliğiyle verildiği bildirildi.

Savcının mütalaasında talep ettiği 7 ismin tamamı hakkında tahliye kararı verildi.

Mahkeme Başkanı, talebin dışında 11 isim hakkında daha tahliye kararı verdi. Toplam 18 isim tahliye edildi.

Ekrem İmamoğlu, Resul Emrah Şahan, Mehmet Murat Çalık dahil hiçbir CHP'li Belediye Başkanı hakkında tahliye kararı verilmedi.

89 isim tutuklu yargılanmaya devam edecek. Duruşma pazartesi günü saat 10.00 itibarıyla sanık savunmaları alınarak devam edecek.

Mehmet Murat Çalık’ın annesi kararın ardından gözyaşlarına boğuldu.

00:20 | TUTUKLULAR SALONA GETİRİLDİ

İBB Davası'nda 1 saatlik karar arasının ardından tutuklu sanıklar mahkeme salonuna getirildi.

Tutuklular getirilirken "Türkiye sizinle gurur duyuyor" sloganı atıldı.

Ekrem İmamoğlu yoğun alkış desteği ve “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganlarıyla salona geldi.

22:40 | EKREM İMAMOĞLU, 'TAHLİYE' TALEBİ KONUŞMASINI YAPIYOR

Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Hasan Fehmi Demir süreyi müvekkili Ekrem İmamoğlu'nun kullanmasını talep etti. Yani tahliyesini Ekrem İmamoğlu'nun talep etmesini istedi. Hakim 15 dakikalık süreyi geçirmeyelim dedi. İmamoğlu; "Süreyi 100 kişi geçti", Hakim: Herkesi uyarıyorum", İmamoğlu; Teşekkür ederim.

Ekrem İmamoğlu kürsüde, Erdoğan'a seslendi, "Duruşma canlı yayınlaysaydı kötülükler tek tek ifşa olur iddia makamı rezil rüsva olurdu" dedi.

"Vahim bir durumla karşı karşıyayız. 3 hafta içerisinde yapılan savunmalar çok değerliydi, nasıl savcılığın bütün Türk milletini aldattığını tek tek yaşadık. Benim kanım dondu. Ahlak dışı tavır ve tutumlarla bu insanların gördükleri ızdırabı, işkenceyi, kötü sürecin yönetilmesini tekrar dinlemekten üzüntü duydum. Bir insan kin ve nefret yaşamıyorsa onlar da hissetmiştir. Bu duruşma canlı yayınlansaydı kötülükler tek tek ifşa olur iddia makamı rezil rüsva olurdu. Millet aydınlanır, rahatlardı. Türkiye şu 45 günde düzlüğe çıkardı ‘oh’ derdi nefes alırdı. Canlı yayın istemeyen sayın Erdoğan’ın kulakları çınlasın. İsteyen Bahçeli’nin de kulakları çınlasın. Erdoğan istemedi çünkü şeffaflığı bir kez daha arzu etmedi. Gizlilik ne yazık ki işlerine geliyor.

Kararınız çok şey ifade edecek. Bu millete nasıl reva görülür? Bu bir yaratıcılık mıdır asla değil. Bu kişi kendinden bilir işi meselesidir. Ben sizin kin, nefret, öfke ve birilerine bağımlı olduğunuza inanmıyorum, inanmak da istemiyorum. Bu yaşanan bir buçuk yıllık tasarlanmış sürecin bedeli 250 milyon dolar. Yüce Türk milleti kadimdir. Yine günü geldiğinde adil mahkemeler huzurunda yine gereği yapılmıştır. Bu tarihi kumpas davasının yönünü belirleyeceksiniz, bu kararınız çok şey ifade edecek. Tarihi bir günün gecesindeyiz.

Devlet pusu kurar mı? Vicdan çatlatacak bir ortam yaşıyoruz. Kes kopyala yapıştırla insanlar bir yılı aşkın süredir tutuklu. Kaçma şüphesi, delil karartma... Gerçekten ayıptır, yazıktır, günahtır. Bu arkadaşlarım mı kaçacak? Hayatını, kariyerini adamış insanlar mı kaçacak? Milyonlarca oy almış belediye başkanları mı kaçacak? Akla gelmeyecek yöntemlerle delil aradılar, insanları aile boyu kapattılar, akraba olmak suç mu? Ayıp değil mi, devlet pusu kurar mı? Hepimizin evladı yok mu? Baba için evlat rehin alınır mı, bunu kim görmüş? Eş üzerinden devlet bir kişiyi tehdit eder mi? Kadın, aile… Kutsalımız öyle değil mi?

Uyduruk casus davasında aynı şekilde karar verirken kaçıp çıkar mı bir hakim? Buradaki tutuklu herkese yargılama üzerinden yapılan bu zulmü kabul etmek mümkün değil. Engelli çocuğu olan kişiye nasıl tehdit yapıldı, eşi üzerinden nasıl tehdit yapıldı biliyorum. Yargıya inanç yüzde 15’e düştü. Derdimiz büyük. Ben ne konuşacağım burada, bunları konuşacağım, benden ne bekleyeceksiniz başka? Ben asla saygısızlık etmem, edeni de sevmem, ben devletim için yaşadım, Türk yargısı ve Türk milleti adına o yüzden kahroluyorum. Sayın başkan size soruyorum bu gidişatı bitirecek misiniz yoksa sürdürecek misiniz? Zulüm bir insana yapılacak en ağır işkencedir, öyle değil mi? Tarih bunu yazacak, bu kötülüğü yapanların bile iyileşmesi için feryat ediyorum.

Menderes'i mahkum edenler lanetlenirken Menderes hala iyi hatırlanır. 3 fidanı asanlar da lanetlenir ama Deniz Gezmiş ve arkadaşları unutulmamıştır. Siz de böyle bir durumla karşı karşıyasınız. Tercihi siz yapacaksınız. Çok sevdiğim bir ayet vardır, ‘Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; Bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.’ Bir insanı haksız yere özgürlüğünden mahrum bırakmak, cezasını bitirmiş insanları ‘burada tutacağım’ demek çok ağır ve vicdani sorumluluktur. En büyük zulüm gücü kendisinin zannedip bunu adaletsiz kullanmaktır. Tutuklu arkadaşlarımı serbest bırakın ben buradayım."

Hakim karar için ara verdi. Tahliye ile ilgili kararını açıklayacak. Ekrem İmamoğlu salondan çıkarken basına dönerek "Bu siyasi bir davadır çökecek! Adalet bu ülkeyi kurtaracak!" dedi.

22:20 | "TUTUKLULUĞUN DEVAMI, ETKİN PİŞMANLIKTA BULUNAN KİŞİNİN CEZALANDIRILMASI ANLAMINA GELİYOR"

İBB Davası’nın etkin pişmanlıkçılarından, inşaat şirketi sahibi Adem Soytekin’in avukatı Simge Büyük de tahliye talebinde bulundu:

"Müvekkilin yaptığı tüm inşaatlar kamu yararına yapılan ve kullanılan yerlerdir. İddia makamı bu işlerdeki dekontları dosyaya sunmuş ama işleri dosyaya koymamış. Etkin pişmanlık kapsamında verdiği belgelerin bile kendisinin aleyhinde kullanıldığını gördük.

Tutukluluğunun devamı, etkin pişmanlıkta bulunanın cezalandırılması anlamına geliyor. Müvekkilim güvenlik nedeniyle duruşma salonunda diğer sanıklardan ayrıldı, jandarma korumasına alındı. Bu, sürecin ağırlığını daha da artırıyor."

21:30 | MURAT ONGUN, MEDYA AŞ’DEN TUTUKLU KADIN ÇALIŞANLAR TAHLİYE EDİLMEDEN TAHLİYE EDİLMEK İSTEMEDİ

İBB Davası’nda, tahliye taleplerinde sona yaklaşılırken, dosyanın dikkat çeken isimlerinden, İmamoğlu’nun danışmanı ve Medya A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun’un avukatı Rahşan Sertkaya Danış söz aldı. Savunmasında iddianamenin kapsamına ve müvekkiline yöneltilen suçlamalara değinen Daniş, "3 bin sayfalık metnin 2 bin 200 sayfasında müvekkilime suç isnat ediliyor" dedi.

Daniş, Ongun’un görev tanımına dikkat çekerek, iddia edilen hiyerarşik ilişkilerin gerçekçi olmadığını ifade etti:

"Murat Ongun İBB’nin her organında görev verilmiş biri değildi. Görevi İBB’nin ve İmamoğlu’nun faaliyetlerini 16 milyon İstanbullu'ya sağlıklı şekilde iletip tanıtmaktı. Aynı şekilde 2019’da başlayıp devam eden dezenformasyon faaliyetlerine karşı koymaktı. Bir genel sekreter, başkanın basın danışmanından (Ongun) neden talimat alsın? Hiyerarşide onun üstünde zaten. Anadolu Yakası Zabıta Müdürü Nazan Başelli, hangi gerekçeyle müvekkilimle ilişkilendirilebilir? Buna kargalar güler ama biz gülmedik."

İddianamenin hazırlanış biçimini de eleştiren Daniş, soruşturmanın kurgusal bir çerçeveye oturtulduğunu savundu:

"Savcılık makamı, müvekkilimi adeta pinyata yapmış, içinden şeker çıkacak diye sopayla acımasızca vurdular. Savcılık makamı neden böyle bir şehvetli anlatım gereği duymaktadır peki? Bu soruşturma anlatı odaklıdır. Bu tip soruşturmalarda savcılık makamı önce hakikate aykırı bir hikaye, daha sonra hedef alınacak kişileri ve sonra hikayeyi destekleyecek materyalleri toplar."

Savunmasının sonunda Daniş, müvekkilinin yalnızca kendi durumu üzerinden bir değerlendirme yapılmasını istemediğini belirterek; "Müvekkilim, haksız yere çocuklarından ve ailesinden uzak bırakılmıştır ancak kendisi, Medya AŞ bünyesindeki tutuklu kadın çalışanlar tahliye edilmeden önce tahliye talebinde bulunmak istemediğini tarafıma açıkça ifade etmiştir." dedi.

Avukat Rahşan Sertkaya Daniş Murat Ongun adına tahliye talebinde bulunmadı. Medya A.Ş'nin bütün tutuklu kadın çalışanları, Murat Ongun ve Mehmet Pehlivan için tahliye talebinde bulundu.

21:20 | "İDDİAYA GÖRE MÜVEKKİLİM TUTUKLAMAYA KONU İDDİALARI GÖZALTINDAYKEN İŞLEMİŞ"

İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün’ün eşi ve aynı zamanda avukatı Sinem Keleş Akgün sözlerine, "Ben bugün burada karşınızda sadece bir müdafi olarak bulunmuyorum. Aynı zamanda bu dosyadaki hukuksuzluğu, ilk gözaltı işleminden itibaren deneyimleyen bir eş olarak, Gürkan Akgün’ün eşi olarak da karşınızdayım. Bu dosya sadece arkanızda dizdiğiniz klasörlerden, kağıt yığınlarından ibaret değil; Karşıda izleyici sıralarında bekleyen eşler, anneler, babalar ve evlerde büyüyen çocuklar var" diyerek başladı.

Ceza hukukunun varsayımlarla değil, şahsi kusur ve somut delillerle yürüdüğünü vurgulayan Akgün, "Müvekkilim Gürkan’ın tutukluluğa sevk yazısına bakmanızı rica ediyorum. 19 Mart 2025'te gözaltına alındı. 22 Mart akşamı adliyeye getirildi. 23 Mart gece saat 03:00'te savcılık ifadesi alındı. Ancak sevk yazısında suç tarihi 22 Mart 2025 olarak görünüyor. Yani iddiaya göre müvekkilim, tutuklamaya konu suçları gözaltındayken işlemiş. Sayın heyet, müvekkilin gözaltındayken bu suçları işleyecek bir süper gücü yok. Tabii ki ironi yapıyorum; Çünkü bu fahiş hata bile dosyanın özensizliğinin, ‘Önce tutuklayalım, sonra gerekçe ve delil buluruz’ mantığının en somut kanıtıdır" şeklinde konuştu.

Gürkan Akgün’ün gözaltına alındığı tarihlerde evlilik hazırlıkları yaptıklarını belirten Sinem Keleş Akgün, Temmuz ayından bu yana evlilik fotoğraflarının kendilerine verilmediğini söyledi, "Biz anılarımız kaybolmasın diye, hafızamız silinmesin diye yapay zeka ile nikah fotoğraflarımızı yaptık, ürettik. Ancak gerçek anılarımız birilerinin korkusu yüzünden rehin tutuluyor" dedi.

21:00 | İLACI MAZGALDAN VERMİŞLER

İBB davasında, aralarında İmamoğlu’nun da olduğu son 5 tutuklu sanığın avukatlarının da beyanlarını tamamlamasının ardından, mahkemenin tahliyelere ilişkin ara kararını açıklaması bekleniyor. İBB ile ticari danışman olarak çalışan tutuklu Güldem Şık’ın avukatı Alper Köleoğlu ise savunmasında müvekkilinin maruz kaldığını belirttiği koşulları anlattı:

"Müvekkilim Sakarya’ya sevk edilirken, Silivri’den çıkışı sırasında dosyasına ‘intihar riski’ notu düşüldü. Bu gerekçeyle günler boyunca ortak alanda, sürekli aydınlatma ve kamera gözetimi altında tutuldu. Hayatı boyunca antidepresan kullanmamış biri hakkında bu şekilde bir değerlendirme yapılarak tecrit benzeri bir uygulamaya maruz bırakıldı.

Bu süreçte sağlık sorunları yaşadı ancak kendisine doğrudan ilaç verilmedi, ‘ilacı mazgaldan vereceğiz’ denilerek onur kırıcı bir uygulama dayatıldı. Sevk sürecinde de benzer muameleler sürdü. Duruşma günü sabah erken saatlerde kapalı bir araca bindirildi, ardından araç değiştirildi. Birden fazla kez araç değiştirilerek uzun ve yorucu bir şekilde buraya getirildi.

Dosyada yer alan ifadeler incelendiğinde, Nisan ayında bir kişinin verdiği beyan ile kısa süre sonra başka bir kişinin verdiği ifadenin neredeyse birebir aynı olduğu görülüyor. Yazım hatalarına kadar aynı olan bu metinler üzerinden suçlama yöneltiliyor. Ayrıca müvekkilimin mal varlığı incelendiğinde herhangi bir haksız kazanç unsuruna rastlanmamaktadır."

Murat Ongun, Tuncay Yılmaz, Adem Soytekin, Fatih Keleş ve Ekrem İmamoğlu’nun ardından mahkeme tahliye kararlarını açıklayacak.

20:00 | EKREM İMAMOĞLU'NUN 'GEÇMİŞ OLSUN' TELEFONU 'ÖRGÜT İDDİASI' OLARAK DOSYAYA EKLENMİŞ

İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten’in avukatı Enes Ermaner, “Müvekkilim hakkında eylemlerin şüpheli listesi ve değerlendirme kısmı haricinde hiçbir yerde hiçbir somut isnat yok. Siz de iddianameyi önünüze açtığınızda hiçbir müşteki beyanında, hiçbir etkin pişmanlık beyanında isminin bulunmadığını göreceksiniz. Müvekkilimin ismi sadece iki tane gizli tanık ifadesinde geçiyor; bir tanesi Zeytin, bir tanesi Ladin. Burada müvekkilime atılı hiçbir somut isnat yokken, müvekkilim sadece ilgili dönemde İmar Müdürü olması nedeniyle bu soruşturmada, bu eylemde şüpheli olarak konulmuş. Şu iddianamenin içeriğinde müvekkilime ilişkin hiçbir somut isnat yok” dedi.

Gülten’in “örgüt lideri” olduğu iddia edilen Ekrem İmamoğlu ile sadece bir tane telefon görüşmesi olduğunu söyleyen Ermaner, "O da, müvekkilim yıkım kararı aldığı Üsküdar sahilindeki kaçak yapıları yıkmak üzere gittiği yerde darp edilmesi sonucu, Ekrem İmamoğlu tarafından aranıyor. O ‘geçmiş olsun’ telefonu dahi dosyaya örgüt iddiası olarak eklenmiş. Bunun kabul edilmesi mümkün değil" ifadelerini kullandı.

"MASAL KİTABI YAZAN SUÇ ÖRGÜTÜ ÜYESİ OLUR MU?"

Gülten’in cezaevinde tutuklu bulunduğu süreçte masal kitabı yazdığını açıklayan Ermaner, "Masal kitabı yazan suç örgütü üyesi olur mu Allah aşkına? Böyle bir durum olmaz. Dolayısıyla ben müvekkilimin o kitabına da yazdığı bir cümleyle bitirmek istiyorum savunmamı: ‘Bir müjdeyi taşımak için büyük kanatlar değil, güçlü bir yürek gerekir.’" şeklinde konuştu.

16:40 | "BU DOSYADA RÜŞVET OLMADIĞI, AYNI SUÇ ÖRGÜTÜ ÜYESİ OLUNMADIĞI GİBİ ORTAYA ÇIKACAKTIR"

İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökçe’nin avukatı Aynur Tuncel Yazgan, tahliye talebine ilişkin beyanında, soruşturma sürecinde sanıkların "insan değil eşya gibi" değerlendirildiğini öne sürdü. Yazgan, mahkemenin de sulh ceza hakimlikleri gibi bireysel değerlendirme yapmadığını savundu.

Rüşvet suçlamalarının somut temelden yoksun olduğunu belirten Yazgan, bu suçlamaların sanıklar üzerinde baskı kurmak ve etkin pişmanlığa yönlendirmek amacıyla kullanıldığını iddia etti. Dosyada ne rüşvet ne de örgüt üyeliği bulunduğunu savunan Yazgan, bunun yargılama sürecinde ortaya çıkacağını ifade etti.

Müvekkiline yöneltilen "ihaleye fesat karıştırma" suçlamasının ise yalnızca ihale sürecindeki rutin ve şekli işlemlere dayandığını belirten Yazgan, ortada hile ya da kamu zararı bulunmadığını vurguladı.

Yazgan, "Rüşvet iddiası insanları töhmet altında bırakmak için, etkin pişmanlıktan yararlandırmak için, morallerini bozmak için, ne olduklarını anlamasınlar, kendilerini savunmasınlar diye kullanılmış bir suç tipidir. Bu dosyada rüşvet olmadığı, aynı suç örgütü üyesi olunmadığı gibi ortaya çıkacaktır" dedi.

Avukat Yazgan savunmasını şöyle yaptı:

"Herkes çok yorgun ve ısrarla herkes müvekkilleri için bekliyor, umut ediyor.

10 Kasım tarihli iddianameyi 25 Aralık'ta kabul ettiğinizde öğrendik. 25 Aralık'ta, Kasım ayındaki kabulden sonra bir hesap yapıyoruz; 5 Aralık'ta bir son inceleme olduğu için arada yaptığınız kağıt üzerinde tutukluluk devam incelemesi var, bir de 12 Aralık'ta var.

9 Ocak'ta mahkememiz yine dosya üzerinden re'sen inceleme yaptı ama bu arada Türkiye'de 11. Yargı Paketi yürürlüğe girdi. 25 Aralık 2025 tarihinde 7571 Sayılı yasayla ve bu yasanın 12. maddesiyle, mahkemelerin kuruluşuyla ilgili olan 5235 Sayılı Kanun'un 12. maddesi değişti. Alt ve üst sınır oranı geçmese bile Ağır Cezalık kabul edilen 5 suçun içinde yer alan "nitelikli dolandırıcılık" listeden çıkarıldı.

Dolayısıyla nitelikli dolandırıcılık artık Asliye Ceza Mahkemesi'nin görev alanına giren bir suçtur. Mahkemenizin, 9 Ocak 2026 tarihinde bu görev değişikliğini dikkate almasını ve buna göre bireysel düzeyde bir inceleme yapmasını beklerdik; Çünkü iddianameyi okuma şansına 9 Ocak'a kadar sahiptiniz.

Bunu niye söylüyorum? Ben bir tahliye bekliyordum. 18 Mart'ta aslında birkaç kişiyi dinlediğinizde birkaç kişiyi bırakabileceğinizi umuyordum. O tahliyeleri vermediniz.

Ben 24 Mart'ta bir dilekçe sundum. Bu dilekçede, madde 102 uyarınca Asliye Cezalık suçlar bakımından tutuklulukta geçen sürenin 1 yılı geçemeyeceğine ilişkin kuralı hatırlatıyorum.

Madde 102'de ise dosyanın bütünlüğü içinde 1 yıllık zorunlu süre aşıldığı halde insanların otomatikman serbest bırakılması gerekirken; Bu istisnai uygulamaya yönelik bir zorunluluk var mı?

Soruşturmada biz 'insan' muamelesi görmedik; 'eşya' muamelesi gördük. Soruşturmada biz 'birey' muamelesi görmedik. Vatandaş olduğunuz halde, karşınızda Türkiye'nin geleceğini belirlemek isteyen nitelikli ve iddialı insanlar var.

5 Aralık kararına bakıyorum; yüklenen suçlar listelenmiş, ardından Cumhuriyet Savcılığından mütalaa alındığı söyleniyor. Verilen kararda ise "üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti" denilerek 107 kişinin ismi sıralanıyor. Şimdi burada bir yığın suç var; kara paranın aklanmasından tutun rüşvete, nitelikli dolandırıcılığa kadar. Daha basit düzeyde suçlar da var; ama siz sadece isimleri aktarıyorsunuz, suç tiplerini sıralıyorsunuz ve hangisinin kime yüklendiği belli değil. İddianame başka, tutuklama başka.

Bizim hocamız, meslek içi eğitimlerde biz böyle pratik derslerde başarısız olduğumuz zaman tutardı, çok iyi İtalyanca ve Latince konuşmaya başlardı. Mesela çok söylemiştir: "Kusursuz suç olmaz." Düşünürdünüz, duyardınız; Türkçesi yetmiyorsa bari Latinceyle hocanız size bir şey anlatmak istiyor demektir. Yani Latince olunca daha havalı ve daha yukarıda oluyor; çünkü insanlık tarihi içinde ortaya konulmuş ve benimsenmiş kurallardır bunlar."

Mahkeme Başkanı: Avukat Hanım, 15 dakika süreniz var, 13 dakikasını harcamış durumdasınız.

Avukat Yazgan: O zaman çok kötü. Ben görevimi yapamıyorum.

Mahkeme Başkanı: İlk günden beri biz sizinle usulün içinden çıkamadık avukat Hanım. Son 2 dakikanızı, sanıklar için ne kadar hak verdiysek o kadar kullanın.

Avukat Yazgan: Evet, evet, çok farkındayım. Kimsenin de hakkını yemek gibi bir durumum yok. Vaktinizi yemek gibi bir durumum yok. Ama Faruk Erdem’in belirttiği gibi; Bir kişi sadece kendisine ait kusurlu fiilden sorumlu tutulabilir. Anayasa Mahkemesi kararına bağlı olarak; 'irade insan içindir, insan kendi kararlarının yaratığıdır' lafını hatırlatmak istiyorum. Buğra Gökçe’nin kim olduğunu o zaman işleme katılan biri olarak meslektaşım söylesin. Kendisi bir doçent ve 30 yıllık belediyecidir. Kendisi rüşvetten tutuklandı; hem de kendi ayağıyla gittiği yerde, kaçma şüphesinden dolayı tutuklandı.

16:30 | İMAMOĞLU DURUŞMAYA DOSYAYLA GELDİ

Ekrem İmamoğlu, avukatların tahliye taleplerini dinlerken, yan yana oturduğu ve kendisiyle aynı dosyadan tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan ile sık sık diyalog halinde.

Aynı zamanda İmamoğlu bugün duruşmaya elinde bir dosyayla geldi ve ara ara notlar alıyor.

16:00 | İMAMOĞLU HAKİME SESLENDİ

Avukat Ruşen Gültekin, müvekkili Elif Güven’in, Silivri’den ambulansa bindirilip "hastaneye götürüyoruz" denilerek Çağlayan’a ifade alınmaya götürüldüğünü belirtti.

Gültekin, 30 yıllık savcı olduğunu belirterek, "Böyle iddianame olmaz" dedi.

Gültekin’in ifadesin ardından İmamoğlu, olduğu yerden hakime, "Bu kadınlara yapılan işkence, sadistlik. Bu başka türkü tanımlanamaz. Bu sadistlik iddia makamı diye tanımlanamaz! Sayın Başkan bu kadınlara yapılan işkenceyi dikkate alın lütfen" dedi.

"BU KADAR HATA BUNDAN MI KAYNAKLANDI?"

Medya A.Ş. Halkla İlişkiler Müdürü Elif Güven’in avukatı Mehmet Ruşen Gültekin, yargılamada savunma koşullarının kısıtlandığını belirterek müvekkiliyle duruşma sırasında iletişim kuramadıklarını söyledi.

Gültekin, Güven’i ayağa kaldırarak mahkeme heyetine "insani temas" çağrısı yaptı ve tutukluluğun vicdani değerlendirilmesini istedi.

Dosyadaki suçlamaların somut delillere dayanmadığını savunan Gültekin, iddianamenin büyük ölçüde "sözlerden" oluştuğunu ifade etti. "O şunu dedi, bu bunu dedi" şeklindeki anlatımların ceza yargılamasında hükme esas alınamayacağını vurgulayan Gültekin, rüşvet suçlamaları için para trafiği ya da haksız zenginleşme gibi maddi unsurların ortaya konulmadığını söyledi.

İddianamenin hazırlanışına da eleştiri yönelten Gültekin, dosyanın mahkeme tarafından iade edilmesi gerektiğini düşündüğünü dile getirerek, mevcut haliyle hataların yargılama sürecinde giderilemeyeceğini savundu. Yargılamanın geldiği noktada yalnızca mahkemenin vicdanına seslenebildiklerini belirten Gültekin, sürecin hem savunma hem de sanık yakınları açısından izahının güç olduğunu ifade etti.

Gültekin şöyle devam etti:

"Tüm meslektaşlarım, 1 yılı aşkındır çölde su arar gibi bir yargıç aradık; en azından birkaç cümle kurabilmek için. Bu açıdan tavrınız gerçekten çok özeldi. Bir nevi sürgün edildik. Silivri'deydik, bir anda bir olay oldu ve dağıtıldık. Gerçekten Orta Çağ koşullarında bir araçla taşınarak Bolu’ya (Afyon/Bolu süreci) götürüldük. Ağladık, üzüldük, ailesi perişan oldu. Bu insanlar, verilebilecek en ağır cezadan çok daha fazlasını, bu sıkıntıları yaşadılar. Mesleğimin 33. yılındayım; 33 yıldır adalete hizmet etmeye çalıştım.

Geçenlerde hesapladım; hayatım boyunca 30 bin’den fazla iddianame okumuşumdur. İnanın, hayatımda İBB iddianamesi kadar kötü hazırlanmış bir iddianame görmedim sayın başkanım. Birazdan neden böyle dediğimi açıklayacağım. Bu iddianamedeki iddiaların hepsinin çökeceğini şimdiden söylemek bir falcılık değildir. Neden mi? Bir kere iddianamedeki her şey sadece "sözlerden" oluşuyor. Belge olmayan, sadece yüzde 5'i belgelere dayanan bir dosyadan bahsediyoruz.

Ben Yargıtay’da da çalıştım; rüşvet anlaşmasına dair somut bir veri olmadan, bir zenginleşme veya para trafiği ispatlanmadan kime mahkumiyet vereceğiz? Bunu anlamakta güçlük çekiyorum, böyle delil olmaz. Bir ikincisi, Cumhuriyet Halk Partisi'nin ne alakası var bu iddianameyle? Niye savcılarımız iddianameyle Cumhuriyet Halk Partisi hakkında tırnak içerisinde bildirim, suç duyurusunda bulunuyorlar?

Benim müvekkilim Elif Güven CHP üyesi bile değil. Cumhuriyet Halk Partisi'nde ne işi var? Ya da buradaki birçok insanın... Yani Cumhuriyet Halk Partisi burada seçimi kazanmış olabilir; pek çok Türkiye'de, pek çok belediyeyi pek çok siyasi parti alabilir. Ama bu Cumhuriyet Halk Partisi yargılanması değil ki. Sonra başsavcılık bir basın açıklaması yaptı: 'O öyle değildi, bu böyle değildi'. Öyleydi efendim; Cumhuriyet Halk Partisi hakkında kapatılma istemiyle suç duyurusunda bulunulmuştu.

Olacak iş mi? 'Yüklenen suçu oluşturan olaylar delillerle, olaylar ve suçun delilleriyle ilişkisi bulunmayan bilgilere iddianamede yer verilmesin'... Son derece Türkçe değil mi? Bunu yazdık buraya. Neden? Kardeşim ilgisiz şeyleri iddianamede yer veriyor savcılar, hakimler işin içinden çıkamıyor. Oysa bu kanunu biz tek celsede bitsin diye 2005 yılında oturup çalışmadık mı? Oturup çalıştık. Yargıçlar tek celsede bitirecekti, tek. Geldiğimiz noktaya bak, kaçıncı celsede konuşuyoruz. Niye? E çünkü savcılar düzgün iddianame hazırlayamıyor. Ben şuradan bir fotoğraf çeksem, akşamına Bakırköy Başsavcılığı beni alır; örneklerini gördük. 'Vay efendim görüntülü ses kayıtları, 286'ya aykırılık' derler.

Kardeşim, şu an huzurda gördüğümüz bu sanıkları ve diğer 300 kişiyi biz 8-9 ay boyunca televizyonlarda linç ettik sayın başkan. Aynı başsavcı bir tane soruşturma açtı mı? Benim müvekkilime 'hırsız', 'uğursuz' denildi."

15:30 | "ORTA ÇAĞ’DAKİ SÜRGÜNLER GİBİ..."

Eski Medya A.Ş. Genel Müdürü olan ve Silivri’den Afyonkarahisar’daki cezaevine sevk edilişi ve cezaevi koşulları uzun süre tartışma yaratan İpek Elif Ataymanın avukatları da tahliye talebinde bulundu.

Avukat Mehmet Ümit Erdem, Atayman’ın görev süresi ve yetkilerini hatırlatarak, iddianamede çizilen "örgüt" şemasının gerçeği yansıtmadığını ifade etti. Erdem, şirket içi hiyerarşinin suç örgütü yapısı olarak yorumlanmasına tepki göstererek, bunun tüm kamu kurumlarını zan altında bırakabilecek tehlikeli bir yaklaşım olduğunu dile getirdi.

Erdem, şu ifadeleri kullandı:

"Müvekkilin kolluk ifadesi 6 suçtan alınmış, 2 suçtan tutuklanmış, 4 suçtan dava açılmış. İçinde olmadığı belirtilen suçlara dahil edilmiş. Çoğunda imza yetkisi bile yok. İmza yetkisi olmayan diğer yönetim kurulu üyelerine suç yöneltilmezken müvekkilime yöneltiliyor, daha da vahimi 2024’te görevinden ayrıldıktan sonraki dönemde yapılan bir eylemden de suç isnat edilmiş. İstanbul’dan Afyon’a götürüldükten sonra, 8 ay içinde, cinayet ve uyuşturucu gibi ağır suçlardan tutuklu insanlarla kaldığı koğuşun içinde en kıdemlisi haline gelmiş."

Atayman’ın söz alan diğer avukatı Faik Eren Kaptan da, tutukluluğun artık bir koruma tedbiri olmaktan çıktığını savundu. Kaptan, özellikle Atayman’ın cezaevi sürecine ilişkin dikkat çekici iddialarda bulunurken müvekkilinin Afyon’a sevk edildiğini ve bu süreçte ailesine ve avukatlarına haber verilmediğini belirtirken "Orta Çağ’daki sürgünler gibi, kapalı bir kafeste, elleri kelepçeli şekilde sevk edildi" ifadelerini kullandı.

Atayman’ın akademik kimliğine ve mesleki geçmişine de vurgu yapan Kaptan, müvekkilinin görev yaptığı dönemde şirketi zarardan çıkarıp kâra geçirdiğini belirtti. Bu durumun, iddia edilen suç örgütü ilişkisiyle çeliştiğini ifade etti.

15:00 | "'ASRIN YOLSUZLUĞU' DEĞİL, 'SİYASİ SORUŞTURMA'"

Tutuklu iş insanı ve mimar Kahraman Yeşilyurt’un avukatı Beril Akalın, dosyada yöneltilen "asrın yolsuzluğu" nitelendirmesine karşı çıkarak, yürütülen soruşturmanın "siyasi" olduğunu ileri sürdü.

Akalın, Türkiye’de benzer soruşturma ve tutuklama süreçlerinin bir "göz korkutma ve tasfiye aracı" haline geldiğini savunurken, Ekrem İmamoğlu’na yöneltilen suçlamaların gerçekçi olmadığını ifade etti.

Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre tutukluluğun azami süresinin 5 yıl olduğuna dikkat çeken Akalın, davanın uzun yıllara yayılmasının öngörüldüğünü belirterek, bu koşullarda tutukluluğun "ağır bir hak ihlaline" dönüştüğünü dile getirdi.

Yargılamanın adil ve toplumsal güven üretmesi için tahliye ile başlanması gerektiğini vurgulayan Akalın, mahkemeye "hukukun ışığıyla karanlığı dağıtma" çağrısında bulundu.

Avukat Akalın şöyle konuştu:

"Ekrem İmamoğlu, partisinin ve Türkiye’nin yüzde 60 oyla Cumhurbaşkanı adayı olan biri seçildiği halde, TSK’nın Başkumandanı ve ülkenin emniyet birimlerinin başı olacak birisi olsun kardeşim. Belki de 220’ye göre örgüt kurayım, korkutucu gücüyle belediyeyi nitelikli dolandırayım. Buna tek bir şey söyleyebilirim sayenizde: Hadi oradan!

Benim müvekkilim de kendisi 2017’den bu yana özel sektörde, başka belediyelerde birçok iş yapmış; Fransa’dan, Almanya’dan davetler almış uzman bir mimardır. İşi gücü bıraksın Ekrem İmamoğlu’nun lideri olduğu iddia olunan sözüm ona örgüte üye mi oldu? Hadi oradan!

Her eylemde suç tarihi yazıyor ya, bunda da yazmış: 2019-2024 yılları arası. Sayıştay’ın her yıl denetlediği tek tek yılları hatırlatmak istiyorum. Şunu okuyup sinirleneyim mi? Bu nasıl bir kinle suç uydurmadır, bilemiyorum.

Bitmedi; suçlanan meblağlardan bazıları 2 milyar Euro, 1 milyar 600 milyon Dolar. Hangi eylemle bu dolandırıcılık yapılmış? Cevabı yok. 'Yıllar içinde yapılmış' deniyor; artık onu da siz ve biz el birliğiyle bulacağız mecburen.

Biz de 'Berlin’de hakimler var' diyen değirmenci gibi bağıralım. Silivri'ye bu insanları hapsetmeyi kafasına koymuş bir iradeye karşı; 'Sizin 4 bin sayfa iddianame yazan savcılarınız, gece yarısı milleti derdest eden polisleriniz varsa, bizim de bizi Silivri'den çıkaracak hakimlerimiz var' diye bağırırız. Hem de bugün, bu duruşmadan sonra; siz hukuk adına, adalet adına karar verin, biz de buradan müvekkilimizle gidelim."

"KENDİSİ İFADE VERMEYE GİTTİ, ‘KAÇTI’ TUTANAĞI TUTULDU"

Kahraman Yeşilyurt’un avukatı Gizem Karaköçek, müvekkilinin soruşturmanın genişletildiğini yurtdışındayken öğrendiğini, buna rağmen tüm riskleri göze alarak Türkiye’ye döndüğünü söyledi.

Karaköçek, Yeşilyurt’un emniyet tarafından ifadeye çağrıldığını, hemen gelmek istemesine rağmen kendisine ertesi gün gelmesinin söylendiğini aktardı. Ancak ertesi sabah ifade vermek için Vatan Emniyet’e gittiği sırada, evine operasyon yapıldığını ve "evde bulunamadığına" dair tutanak tutulduğunu öğrendiğini belirtti.

Müvekkilinin hakkında yakalama kararı olduğunu bilerek emniyete girdiğini, kaçma ya da saklanma girişiminin olmadığını vurgulayan Karaköçek, buna rağmen tutuklandığını ifade etti.

İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği’nin tutuklama gerekçesinde yer alan "somut delil" ve "tanık beyanları"na da tepki gösteren Karaköçek, "Eğer bu gerekçeler matbu değilse durum vahim. Biz yaklaşık 8 aydır o somut delilleri arıyoruz" dedi.

14:40 | YENİDEN BAŞLADI

Saat 13:30 sularında verilen 1 saatlik aranın ardından duruşma yeniden başladı.

13.35 | DURUŞMAYA ARA VERİLDİ

Duruşmaya 1 saat ara verildi.

12:50 | "İFADEYE GÖRE TAHLİYE2 İDDİASI

Tutuklu iş insanı Serkan Öztürk’ün avukatı İsmail Fidancı, yargılamada ceza usulü kurallarının ve yerleşik hukuk uygulamalarının dışına çıkıldığını belirterek sürecin "evrensel hukuk ve anayasal haklardan uzaklaştığını" söyledi.

Fidancı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmanın "kurgusal" olduğunu öne sürerek, sanıkların savcılık beklentileri doğrultusunda ifade vermeye zorlandığını, buna uygun beyanda bulunanların tahliye edildiğini, diğerlerinin ise tutuklu yargılanmaya devam ettiğini ifade etti.

Müvekkilinin dosyaya yalnızca 3K Limited Şirketi ile ilişkilendirilerek dahil edildiğini belirten Fidancı, Öztürk’ün bu şirkette ne ortak ne de yetkili olduğunu, yalnızca danışmanlık hizmeti verdiğini kaydetti. Aynı dosyada şirket sahibi Rauf Cem Isıranca’nın tahliye edildiğine dikkat çeken Fidancı, bu tablo karşısında Öztürk’ün tutukluluğunun sürdürülmesinin "hukuki dayanaktan yoksun" olduğunu vurguladı.

12:50 | BİR İBB BORSASI İDDİASI DAHA

Tutuklu OMR Organizasyon'un sahibi Ömür Yılmaz'ın avukatı Coşkun Atılğan tahliye talebi için konuşurken "İBB'den ihale alma gafletine düşen müvekkilime de etkin pişmanlıkçı olması için avukatlar aracılığıyla çeşitli talepler getirildi" ifadelerini kullandı. Avukat Atılğan savunmasında; "Müvekkilim 380 km uzağa gönderildi. 380 günde 4 cezaevi, 15 koğuş değiştirdi. 380 km uzağa itiraf edersen yani iftiracı olursan, seni çıkartabilirler diye tutuksuz yargılananlar arasında müvekkilime avukat gönderenler oldu. Benim dışımda müvekkilimi ziyarete gelen avukatların kayıtları incelenirse kimler olduğu görülecektir. Siyasi saikler ile, hınçla bu insanlar tutuklanıp mahkeme önüne konuldular. Kendi ayağı ile ifade vermeye giden birinin kaça şüphesi ile 380 gündür tutuklu olmasını müvekkilim ve ben anlayamıyoruz." dedi.

12:20 | "ÖRGÜT DİYORSUNUZ AMA BU İNSANLARI HEPİMİZ SEÇTİK"

İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemindeki özel kalemi de olan, İBB Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanı Yavuz Saltık’ın avukatı Hasan Şahin, eylem 94 ve 95’te suçlanan Saltık’ın eylemlere yönelik beyanlarını savunmada vereceğini belirtti.

"Müvekkilimin tek yaptığı kreşler açmak, duyurmayanı duyurmak ve halka iyilik yapmaktır" diyen Şahin, Saltık’ın örgüt üyesi olarak tutuklandığı hatırlatırken, "Burada bir örgüt mü yoksa örgüt adında beyhude bir çaba mı var onu irdelemek gerekiyor. Burada bu örgütü oluşturanlar seçmen halk mı? Apartman dedikodusu gibi içeriklerle örgüt suçlaması yapılıyor. Buradakiler seçilmiş kişiler, yetkiyi de hepimiz verdik. Özgür biriyle tutuklu bir kişinin verdiği ifadenin anlam ve niyeti aynı mı olur sizce? 'HTS kayıtları delildir' diyen biri çıkarsa ben mesleği bırakırım. Yan delildir hatta o bile değildir" diye konuştu:

"Duruşmalar başladığından beri biz avukatlar, siz (mahkeme başkanı) dertleşiyoruz aslında. Ben sizin de notlar aldığınızı görüyor ve sizin de iddianameye karşı çok fazla sayıda eleştiriniz olduğunu düşünüyorum."

11:30 | "İDDİANAMEDE SUÇLAMALAR DEĞİŞTİ" İDDİASI

Tutuklu şirket muhasebecisi Sinan Sepetçi’nin avukatı İbrahim Burak, müvekkilinin 25 Mayıs 2025’te örgüt üyeliği, tefecilik, ihaleye fesat ve dolandırıcılık gibi suçlamalarla gözaltına alındığını ancak ifade tutanağında bu suçlara ilişkin tek bir soru yöneltilmediğini söyledi.

Burak, Sepetçi’nin savcılık tarafından "örgüte üye olmak", "rüşvet" ve "ihaleye fesat" suçlamalarıyla tutuklandığını, ancak 11 Kasım 2025 tarihli iddianamede suçlamaların "örgüte yardım" ve "suç gelirlerini aklama" olarak değiştiğini belirterek, önceki suçlamalar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmediğini ifade etti.

Dört kez Anayasa Mahkemesi’ne başvurduklarını aktaran Burak, AYM kararlarının uygulanmasına dair tereddütleri olduğunu dile getirdi.

Müvekkilinin yaklaşık bir yıldır 3 kişinin beyanıyla tutuklu olduğunu söyleyen Burak, itirafçı ifadelerinin öncelikle doğruluğunun incelenmesi gerektiğini vurguladı. Mahkemenin sanıklara yönelttiği "itirafçıyla husumetiniz var mı?" sorusunun hukuki dayanağı olmadığını belirten Burak, husumetin savcılık ile ifade veren kişiler arasında oluştuğunu savundu.

11:00 | "PARAYA PULA İHTİYAÇLARI YOK"

İBB davasında dün tahliye talebinde bulunamayan tutuklu eski Kültür A.Ş. Genel Müdürü Serdal Taşkın’ın avukatı Ali Rıza Dizdar, tahliye talebinde davanın hem usul hem de esas yönünden ciddi eksiklikler taşıdığını savundu. Dizdar, Cumhuriyet savcısının Ceza Muhakemesi Kanunu gereği yalnızca aleyhe değil, lehe delilleri de toplamakla yükümlü olduğunu hatırlatarak, mevcut dosyada bu yükümlülüğün yerine getirilmediğini söyledi.

İddianamenin de yasal kriterleri karşılamadığını belirten Dizdar, özellikle "suç örgütü" suçlamasının somut unsurlara dayanmadığını dile getirdi. Örgüt suçunun varlığından söz edilebilmesi için süreklilik, hiyerarşi ve suçtan gelir elde etme gibi kriterlerin bulunması gerektiğini vurgulayan Dizdar, dosyada bu unsurların hiçbirinin ortaya konulamadığını söyledi. "Kara para aklama" suçlamasına da değinen Dizdar, bu suçun oluşabilmesi için gerekli olan öncül suçun dahi dosyada yer almadığını ifade etti.

İhale ve üretim süreçlerinin çok aşamalı denetimlerden geçtiğini vurgulayan avukat, keyfi ya da sistematik bir usulsüzlük iddiasının somut verilerle desteklenmediğini ifade etti. Bir mülkiye müfettişi raporuna da atıf yaparak gerekli araştırmalar yapılmadan dava açıldığını savunan Dizdar şu ifadeleri kullandı:

"Örgütün lideri olduğunu söylediğiniz kişi Trabzon'un en büyüklerinden birisi, oradan gelmiş. Şimdi mal varlığı belli. Ben kendisini tanımam, açık söyleyeyim. İstanbul'da seçim olduğu zaman bana "Bir Trabzonlu çıktı" dediklerinde -özür dileyerek söylüyorum, o zaman Ekrem Bey'i tanımıyordum- "Kazanır" dedim. "Niye?" dediler. "O Trabzonlu" dedim; onlar bu işi bilirler, belediyecilik işiyle uğraşırlar. Çünkü rahmetli Şefik Sahabe en yakın arkadaşımdı, Of Belediye Başkanıydı. İşleri güçleri böyle işler yapmak; onların paraya pula ihtiyacı yok."

İFADE VEREN KİŞİ BİLE TANIMIYOR

Sonrasında konuşan tutuklu iş insanı Mehmet Kaya’nın avukatı Muhammed Şahin ise tahliye talebinde, müvekkiline yöneltilen suçlamaların süreç içinde değiştiğini ve dosyada somut delil bulunmadığını savundu. Şahin, Kaya’nın başlangıçta "örgüt üyeliği" suçlamasıyla tutuklandığını, ancak iddianamede bu suçlamanın "örgüt üyesi olmamakla birlikte yardım" ve "kara para aklama" suçlarına dönüştüğünü belirterek, suç vasfındaki bu değişikliğin dikkate alınması gerektiğini ifade etti.

İddianameyi "torba iddianame" olarak nitelendiren Şahin, müvekkilinin dosyada yer alan diğer şüphelilerle hiçbir bağlantısının bulunmadığını ve 100’ü aşkın tutuklu arasında kimseyle irtibatının olmadığını söyledi.

Şahin, şu ifadeleri kullandı: "HTS kaydı yok, İBB çalışanıyla temas yok, İBB'den ihale almamış, şüpheli para trafiği yok, hesap hareketi yok, baz verisi yok, telefon görüşmesi yok, mesaj yok, mail yok. İBB'den ihale alan firmaya alt taşeron olarak hizmet vermiş. Tek ifade: birisi 'Talem Ajans şöyle yapmış' demiş, ticaret sicilden Mehmet Kaya çıkmış, 'çağırın gelsin' denmiş. İfade veren adam bile Mehmet Kaya'yı tanımıyor."

11:00 | BASIN KARTI UYGULAMASI SÜRÜYOR

Mahkeme salonuna girişlerde Turkuaz Basın Kartı uygulaması devam ediyor.

Basın kartı olmayan gazeteciler kurum kartını ibraz etse dahi salona alınmıyor, duruşmayı basın odasından takip etmek zorunda kalıyor.

10:30 | GAZETECİLER ESKİ YERLERİNE ALINDI

İBB davasının 15’inci oturumunda gazeteciler, yeniden avukatlar için ayrılan eski yerlerine alınıyor. Söz konusu bölümde prizle birlikte daha geniş masalar ve sanıklar, mahkeme heyeti ve avukatları daha yakından görme imkanı bulunuyor.

Davanın ilk haftasında gazetecilerin bu bölümden çıkmak istememesi üzerine dava ertelenmiş, hafta sonu arasından sonra gazeteciler salonun dibinde bulunan eski yerlerine alınmıştı.

10:00 | DURUŞMANIN BAŞLAMASI BEKLENİYOR

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 402 sanıklı İBB davasının görülmesine Silivri'de devam edilecek.

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ilk duruşmanın 15'inci gününde tahliye taleplerini değerlendirmesi ve ara kararını açıklaması bekleniyor.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.