İBB davasında 43'üncü gün
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında olduğu, 68 kişinin tutuklu yargılandığı 414 sanıklı İBB davasının 43’üncü günü Silivri’de iş insanı Yunus Göçer’in savunmasıyla başladı. Göçer savunmasında AKP miting ve kongrelerine de iş yaptığını söyledi. Duruşmaya ilk ara 12:40 sularında verilirken saat 15:55'de sonlandı.
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 68’i tutuklu 414 sanıklı İBB davasının duruşması, 43’üncü gününde İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda yapılıyor.
Tutuksuz olarak yargılanan İmamoğlu’nun babası Hasan İmamoğlu da bugünkü duruşmaya katıldı.
İşte duruşmada anbean yaşananlar...
15:55 I DAVA SONA ERDİ
İBB davası bugün sona erdi. Yarın savunmalarla devam edecek.
12:40 | ARA VERİLDİ
İBB davasında duruşmaya ilk ara verildi.
12:30 | HAKAN YALAZ SAVUNMA YAPTI
Daha sonra savunma yapan isim, organizasyon firması sahibi Hasan Yalaz oldu. Baraka Yapımcılık isimli şirketin kurucusu ve sahibi olduğunu belirten Yalaz, "2022 ve 2023 yıllarında Medya A.Ş. ile çalıştım, ihaleler aldım. 2024 ve 25'te almadım, alamadım. Yaklaşık 10 ay önce, 14 Ağustos 2025 tarihinde sabah 6'da gözaltına alındım. 19 Ağustos günü tutuklandım ve Maltepe 4 No'lu Ceza İnfaz Kurumu'na gönderildim. Sanırım birçok suç isnadı vardı ama hangisiyle suçlanacağımı bilmeden bekledim. Hangi eylemde olacağımı da bilmedim. İddianame çıktığında eylem 85 kapsamında suçlandığımı öğrendim" dedi.
Emrah Bağdatlı ile tanışıklığından bahseden Yalaz, "Emrah Bağdatlı ve eski ortağı Seda Hanım ile tanışmam, kurumsal filmler çekimleri nedeniyle oldu. Değişik zamanlarda yapım işlerini paylaştığım diğer firmalar gibi kendileriyle de ticari bir ilişkim oluştu. İlişkim ticariydi. Yani ben Emrah Bağdatlı'yı Seda Hanım'la beraber yapımcı olarak tanıyorum" ifadelerini kullandı.
Hasan Yalaz, savunmasına şu sözlerle devam etti:
"Eylem 85'e de girişte ihalenin anlatıldığı ve ileride suç isnadı olan iddia makamının hazırladığı kısımlar dışında Baraka Yapımcılık'ın isminin geçtiği tek yer olan etkin pişmanlık ifadesi Deniz Dörtyol'un ifadesi efendim. İddianamedeki Deniz, yani etkin pişmanlıkçı Deniz Dörtyol'u kesinlikle tanımıyorum. Bir iş yaptığımız yok, fatura kestiğimiz yok, toplantı yaptığımız yok, bir çekimde karşılaştığımız yok. Hiçbir şekilde tanımıyorum. İsmini de savcılık aşamasında öğrendim. İddianamemizin 85. eylem kapsamında, 1862. sayfasında Baraka Yapımcılık hakkındaki metinde, ’Deniz Dörtyol'un 29.05.2025 tarihinde alınan ifadesinde, Baraka isimli firmanın Emrah Bağdatlı'nın resmiyete sahip olmasa bile onun tarafından yönetildiğini açıkça ifade ettiği’ deniyor. Burada ‘açıkça’ ifadesinin çok yanıltıcı olduğunu düşünüyorum.
Deniz Dörtyol, okuduğum kadarıyla 3 kere etkin pişmanlık ifadesi vermiş. 15'ten fazla firmadan, 20'den fazla kişiden bahsediyor, bunlarla birebir iletişimde olduğunu söylüyor. Bu bahsettiği işleri yaptığını iddia ettiği firmalar arasında benim ve şirketim yok. Savcılık ifademde bana ‘Emrah Bağdatlı'nın yönetmekte olduğunu bildiğim firmalar’ deyip, parantez içinde ‘Baraka Yapımcılık’ yazıyordu. İddianamede Eylem 85'te aynen şöyle yazıyor: ‘Deniz Dörtyol'un Emrah Bağdatlı tarafından yönetildiğini açıkça ifade ettiği firma olan Baraka Yapımcılık…’
Bence bu, eylem 85'te yorumsuz ve tam olarak yer alsaydı şöyle bir etkiye sebep olacaktı: ‘Deniz Dörtyol'un ifadesinin açık bir belirtme olmadığı, Baraka Yapımcılık'ın Deniz Dörtyol tarafından tek başına işaret edilmediği, başka hiçbir belge bilgi gösterilmeden diğer 12 şirketle birlikte ‘biliyorum’ şeklinde ismini verdiği, 13 firma hakkında ki bu önemli bilgiye de nasıl sahip olduğuna dair hiçbir başka açıklama yapmadığı’ görülecekti. Ayrıca iddianamede aktarıldığı şekliyle Baraka Yapımcılık'ın isminin diğer 13 firmadan ayrılarak tek başına yazılmış olması sanki Deniz Dörtyol özellikle Baraka Yapımcılık'ı işaret ediyormuş etkisi yaratmaktadır. Adı geçen diğer 12 firmanın büyük kısmı iddianameye bile girmemiştir."
Organizasyon firması sahibi Hasan Yalaz, hakkında iddianameye konu edilen tek işin 2023 yılında İBB Halkla İlişkiler dosyası kapsamında alınan üç ihale olduğunu belirterek, bu işler karşılığında çok sayıda film ürettiklerini ve ihale bedellerinin aylık hakedişler üzerinden oluştuğunu söyledi. Aldıkları işlerin şirketinin 20 yıllık faaliyet alanı içinde bulunduğunu, teklif ettikleri fiyatların özel sektör fiyatlarının altında olduğunu savundu.
Emrah Bağdatlı’nın Baraka Yapımcılık’ın fiili yöneticisi olduğu iddiasını reddeden Yalaz, şirketinin Medya A.Ş. dışında da çok sayıda iş yaptığını ve kârlı bir firma olduğunu söyledi. Karpuz Danışmanlık ile yalnızca iş yoğunluğu nedeniyle danışmanlık anlaşması yaptıklarını, bu şirketten çekim planları, lojistik destek ve ofis kullanımı gibi konularda yararlandıklarını, Emrah Bağdatlı’yı ise söz konusu ofiste çok az gördüğünü anlattı.
İBB için yürüttükleri çalışmalar kapsamında yüzlerce video, belgesel, program ve infografik hazırladıklarını belirten Yalaz; Feshane, Gazhane, Yerebatan Sarnıcı, Bulgur Palas, Kent Lokantaları, Şehir Hatları ve İSKİ gibi birçok alanda çekim yaptıklarını söyledi. Hazırlanan filmlerin teknik kurullarca incelendikten sonra hakedişe bağlandığını, ödemelerin de teslim edilen işler üzerinden gerçekleştirildiğini ifade etti. Ofislerinden alınan dijital materyallerde, Medya A.Ş.’ye teslim edilen işlerin ham görüntüleri ve çalışma dosyalarının bulunduğunu belirterek bunu lehine önemli bir delil olarak gösterdi.
Şirketinin örgüte finansal destek sağlamak amacıyla kullanıldığı yönündeki iddiaya karşı çıkan Yalaz, tüm ödemelerin banka üzerinden yapıldığını, verilen ve alınan tüm hizmetlerin faturalandırıldığını, şirketinin 20 yıllık geçmişinde herhangi bir usulsüzlük nedeniyle yaptırıma uğramadığını söyledi. Yaklaşık 10 aydır tutuklu bulunduğunu belirten Yalaz, delil karartma veya kaçma şüphesinin bulunmadığını, operasyonlar başladıktan sonra yurt dışından Türkiye’ye döndüğünü, tüm yaşamının ve malvarlığının Türkiye’de olduğunu ifade ederek tahliyesini talep etti.
Hasan Yalaz’ın avukatı Sezen Onur Özkan, müvekkili hakkında verilen tutuklama kararının somut delillere dayanmadığını savunarak, kaçma ya da delil karartma şüphesini ortaya koyan herhangi bir olgu bulunmadığını söyledi.
Özkan, dosyada Hasan Yalaz aleyhine kullanılan Deniz Dörtyol ifadesinin somut bilgi ve belge içermediğini savundu. Dörtyol’un yalnızca bazı şirketleri bildiğini söyleyerek sıraladığını, ancak bu bilgileri hangi kaynağa dayanarak edindiğini açıklamadığını belirten Özkan, savcılığın da aynı ifadede adı geçen bazı kişiler hakkında işlem yapmazken, aynı ifadeyi müvekkili aleyhine delil olarak kullandığını ileri sürdü.
İhalelerin parçalanarak belirli şirketlere verildiği iddiasının da dayanaksız olduğunu öne süren Özkan, söz konusu işlerin doğrudan temin yöntemiyle yapıldığını, bu nedenle rekabetin engellendiği yönündeki değerlendirmenin hukuki temelden yoksun olduğunu söyledi. Bazı ihalelerde Hasan Yalaz’ın şirketinin işi aldığı için, bazı ihalelerde ise işi alamadığı halde suçlandığını belirten Özkan, iddianamede aynı olayların farklı kişiler açısından farklı değerlendirildiğini ileri sürdü.
ALDI: 'İMZA ATTIĞIM EVRAKLAR DOLANDIRICILIK SUÇUNA DAYANAK YAPILAMAZ'
Ardından Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Onur Aldı kürsüye gelerek savunma yaptı. İBB iştiraki Kültür AŞ’de 2021 yılında Proje ve İş Geliştirmeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışmaya başladığını söyleyen Aldı, "Çalıştığım 4 sene boyunca, yaklaşık 500 milyon TL tutarında bir dış gelir şirketimize kazandırdık. Yine şirket Türkiye'nin en yüksek cirolu 500 şirketi arasına girdi bu dönemde" dedi.
Onur Aldı savunmasında, iddianamede yer alan 82, 91 ve 97 numaralı eylemlerdeki imzalarının görev tanımı kapsamında atıldığını savundu. 82 numaralı eylemde Genel Müdür’e vekalet ettiği dönemde satın alma onay belgesine imza attığını belirten Aldı, bu belgenin satın alım sürecinin sonunda imzalanan şirket içi bir prosedür evrakı olduğunu söyledi. İmza attığı işlemlerin İBB’den alınan üst ihalelerle uyumlu olduğunu, bilirkişi raporlarında, Sayıştay raporlarında ve mülkiye müfettişi denetimlerinde herhangi bir kamu zararı tespit edilmediğini ifade etti.
Aldı, bilirkişinin bazı hizmetlerin benzerliğinden hareketle işlerin istisna limitlerinin altında kalmak amacıyla bölündüğü yönündeki değerlendirmesine de karşı çıktı. Kültür A.Ş.’nin yılda 10 binden fazla organizasyon gerçekleştirdiğini, her hizmet kaleminin farklı uzmanlık gerektirdiğini belirten Aldı, alt satın alımların yıllardır aynı yöntemle yürütüldüğünü ve daha önce hiçbir suçlamaya konu edilmediğini söyledi. İmza attığı evrakların bir dolandırıcılık suçuna dayanak yapılmasının mümkün olmadığını savundu.
91 numaralı eylemde satın alma komisyonunda yer aldığını anlatan Aldı, komisyonun görevinin yalnızca teklif zarflarını açmak, evrak yeterliliğini kontrol etmek ve teklifleri sıralamak olduğunu söyledi. Satın alma kararını ya da yöntemi belirleme yetkisinin bulunmadığını ifade eden Aldı, bu eylem yönünden de bilirkişi, Sayıştay ve mülkiye müfettişi raporlarında herhangi bir kamu zararı tespitinin yer almadığını belirtti. Organizasyonlarda kullanılan hizmetlerin fotoğraflı ve belgeli hak edişlerle denetlendiğini kaydetti.
97 numaralı eylemde ise satın alma onay belgelerinde imzasının bulunduğunu kabul eden Aldı, buna rağmen imza attığı işlemlerle ilgili hiçbir kamu zararı tespit edilmediğini savundu. İddianamede yer verilen 86 milyon liralık kamu zararı hesabına konu evraklarda imzasının bulunmadığını belirten Aldı, müze projesiyle ilgili olarak adının geçtiği tanık ifadelerinde kendisine yöneltilmiş doğrudan bir suçlama olmadığını söyledi. Hakkında olumsuz bir MASAK raporu bulunmadığını, yurt dışında mal varlığı olmadığına ilişkin belgeleri de dosyaya sunduğunu ifade etti.
Örgüt üyeliği suçlamasına da değinen Aldı, kişi kartında yer alan telefon irtibatlarının resmi iş arkadaşları ve Kültür A.Ş.’nin iş ortaklarıyla yapılan görüşmelerden ibaret olduğunu söyledi. İddianamede örgüt yöneticisi olduğu iddia edilen kişilerle telefon irtibatının bulunmadığını, İçişleri Bakanlığı tevdii raporunda adının geçmediğini belirtti.
12:20 | TAHLİYE TALEBİ
Göçer’in ardından avukatı Murat Aydoğan savunma yaptı. Aydoğan, Yunus Göçer hakkındaki suçlamaların somut delillere değil, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan kişilerin beyanlarına dayandığını savundu.
İddianamede örgüt üyeliği suçlamasına yer verilmediğini belirten Aydoğan, dosyada gizli ortaklık, para transferi, HTS kaydı, MASAK raporu ya da kamu zararını ortaya koyan bir bilirkişi raporu bulunmadığını söyledi.
İhale konusu işlerin eksiksiz yerine getirildiğini ve kamu zararının oluşmadığını öne süren Aydoğan, dolandırıcılık suçunun unsurlarının da oluşmadığını savundu. Göçer’in yalnızca tek bir eylem nedeniyle yargılandığını belirten Aydoğan, dosyanın tefrik edilmesini, bilirkişi incelemesi yapılmasını ve yaklaşık 10 aydır tutuklu bulunan müvekkilinin tahliyesini talep etti.
10:40 | YUNUS GÖÇER SAVUNMA YAPTI
İBB davasında duruşma iş insanı Yunus Göçer’in savunmasıyla başladı.
Aynı zamanda Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olduğunu belirten Göçer, "Hakkımdaki isnatların bir hukuki temeli olmadığı çok açıktır ve heyet tarafından bu durumun görüleceği ve gözetileceği kanaatindeyim. Yalnızca eylem 79’dan yargılanmaktayım. Enteresan olan kısım, İBB ve iştirakleriyle 5, 10, 15, 20 sözleşme yapan firmalar burada değil. Olmamaları da doğru olandır. Sözleşme yapmak burada olmayı gerektirmez. Sözleşme yapmak suç teşkil etmez. Ben ve benim gibi insanlar buradaki kişi sayısını tamamlıyoruz" dedi.
“AKP MİTİNG VE KONGRELERİNE DE İŞ YAPTIM”
Bir hukukçu olarak iddianamenin tamamını okumaya çalıştığını belirten Göçer, "İddianamedeki şirketler için iddia makamı tarafından oluşturulan genel olgu şu şekilde: 2019'da Sayın İmamoğlu'nun İBB Başkanı seçilmesiyle birlikte kurulan şirketler veya daha önce hiçbir varlık gösteremeyen şirketler üzerinden iş yapılmış gibi bir algı yaratılmıştır. Temsilcisi bulunduğum şirket, oluşan bu algıdan dolayı davaya dahil edilmiştir. Temsilcisi olduğum şirket, 2011 yılında kurulmuş olup kurulum tarihinden itibaren gerek kamuda gerekse özel sektörde birçok iş yapmıştır. Yapmaya da devam etmektedir. AK Parti ve AK Parti mitingleri ve kongreleri, CHP mitingleri ve kongreleri" diye konuştu.
"TEK EYLEMLE YARGILANAN BEN TUTUKLUYUM, 14 EYLEMLE YARGILANAN KİŞİ DIŞARIDA"
Eylem 79 kapsamında "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" iddiasıyla yargılanan Göçer, konuya ilişkin şu savunmayı yaptı:
"İddia makamı kamu zararını 18 milyon 784 bin 580 TL olarak belirtmiştir. 79. eylemde BTG firmasıyla hiçbir bağlantısı olmayan Wolf Medya'nın sözleşme bedeliyle BTG'nin sözleşme bedeli toplanmış ve bir kamu zararına ulaşılmış. BTG'nin sözleşme bedeli 9 milyon 345 bin TL'dir. İddia makamı yine araştırmaya gerek duymadan sözleşme bedelinin tamamını kamu zararı olarak belirtmiştir. Oysaki Covid-19'dan dolayı sözleşmenin tamamı ifa edilememiştir. İfa edilen ve idareye kesilen faturanın toplamı 4 milyon 710 bin TL'dir.
Diğer firma yetkilisiyle beraber, yani Wolf Medya'nın sahibiyle beraber gözaltına alındık. 3. Sulh Ceza Mahkemesi'nde ifadelerimiz alındı. O serbest bırakıldı, ben tutuklandım. İddianameyi incelediğimde iddia makamı beni bir eylemle, yani Eylem 79'la yargılarken; onu 14 eylemle yargılamaktadır. Ben içerideyim, o dışarıda. Olması gereken de onun dışarıda olmasıdır zaten. Ama olması gereken bir şey daha var: Benim de dışarıda olmam gerekiyordu."
Suçlanmadığı ancak kendisinden bahsedildiği Eylem 80’e ilişkin de konuşan Göçer, kendileriyle ilgili bölümde kamu zararını ortaya koyan somut ya da soyut bir delil bulunmadığını öne sürerek Kültür A.Ş. ile yaptığı sözleşmede hileli bir davranışta bulunmadığını, sözleşme kapsamında 561 bin TL teminat ve 88 bin TL damga vergisi ödediğini, 4 milyon 711 bin TL tutarındaki işi eksiksiz teslim ettiklerini savundu. Yapılan işlere ilişkin faturaların vergi dairesine beyan edilerek vergilerinin ödendiğini kaydetti.
Sözleşmeye ekli birim fiyat cetvellerinin incelenmesi halinde fiyatların piyasanın yüzde 25-30 altında olduğunun görüleceğini ileri süren Göçer, Covid-19 nedeniyle işlerin tamamını gerçekleştiremediklerini, buna rağmen personeli ücretsiz izne çıkarmadıklarını söyledi. Sözleşme süresinin üç ay uzatıldığını ancak fiyat artışı taleplerinin reddedildiğini belirten Göçer, kamu zararının bulunup bulunmadığının bilirkişi incelemesiyle ortaya çıkacağını savunarak bu yönde inceleme yapılmasını talep etti.
İddianamede anlatıldığı gibi gizli işler yapan biri olmadığını söyleyen Göçer, yaptıkları sahne, ses ve ışık sistemlerinin kamuya açık alanlarda kurulduğunu, tüm işlerin kayıtlı, belgeli ve denetlenmiş olduğunu ifade etti. Pandemi döneminde zarar etmelerine rağmen ekipman ve personeli hazır tuttuklarını, sözleşme süresi uzatılmasına rağmen hizmet vermeye devam ettiklerini söyledi.
Göçer, Beylikdüzü Barış ve Sevgi Festivali, Sokakta Sanat Var etkinliği, İBB Tiyatro Günleri, İstanbul’da Bir Sonbahar Kabaresi etkinlikleri ve Gülhane Parkı konserleri gibi çok sayıda organizasyonun hak ediş raporlarıyla kayıt altına alındığını belirtti. Yapılan işlerin önemli bölümünün Maltepe etkinlik alanında gerçekleştirildiğini, fotoğraf ve videoların dosyaya sunulduğunu, etkin pişmanlıktan yararlanan Gökhan Köseoğlu’nun da hak edişlerde eksiklik bulunmadığını beyan ettiğini söyledi.
Tanık beyanlarına da değinen Göçer, Gürkan Coşkun’un kendisi hakkında verdiği ifadelerin husumetten kaynaklandığını öne sürdü. Coşkun ile geçmişte ticari ilişki yaşadıklarını, alacağını icra yoluyla tahsil ettiğini ve daha sonra ortağıyla çalışmaya devam etmesinin ikinci bir anlaşmazlık yarattığını söyledi.
Serdar Haydanlı’nın "BTG Ltd. Şti. sahte fatura kesen şirketlerdendir" yönündeki beyanını da reddeden Göçer, BTG ve Tentek şirketlerinin aile şirketi olduğunu, Tentek’in vergi idaresindeki kod uygulamasından mahkeme kararıyla çıkarıldığını belirtti. Haydanlı ve Kamil Taşçı’nın etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacıyla bu yönde beyanda bulunduğunu savundu.
Göçer, temsilcisi olduğu şirkette ve şahsen kamu kurumlarını aldatmaya yönelik herhangi bir kastının bulunmadığını, yaklaşık 140 eylem içinden yalnızca bir eylem nedeniyle suçlandığını ifade etti.
2020 yılında Kültür A.Ş.’den tek bir ihale aldığını, sonrasında İBB veya iştiraklerinden başka ihale almadığını söyleyen Göçer, hakkında örgüt suçlaması da bulunmadığını belirtti. Yaklaşık 10 aydır tutuklu olduğunu hatırlatan Göçer, soruşturmayı öğrendiği halde kaçmadığını, delil karartmadığını ve kimseyi yönlendirmediğini savunarak iddiaların söylentiler yerine somut delillerle değerlendirilmesini istedi.






