İBB Davası'nda 75. duruşma günü: Ekrem İmamoğlu öğleden sonra tahliye talebinde bulunacak

İBB Davası'nda 75. duruşma günü: Ekrem İmamoğlu öğleden sonra tahliye talebinde bulunacak

İBB Davası'nda tutuklu isimlerin tahliye talepleri sürüyor. Bu öğleden sonra Ekrem İmamoğlu’nun tahliye talebinde bulunacağı konuşmanın ardından mahkeme heyetinin tahliyelere ilişkin ara karar açıklaması bekleniyor. İşte bugünkü duruşmada anbean yaşananlar...

SEÇİLMİŞ İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası, Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin yeni duruşma salonunda 75. gününde devam ediyor.

"TAHLİYE" GÜNÜ

Davada bu hafta, tutuklu sanıklar tahliye talebinde bulunuyor.

İMAMOĞLU SÖZ ALACAK

Bugün kalan son 13 tutuklu ismin tahliye taleplerinin alınması kararlaştırılırken İmamoğlu’nun da son sırada söz almasının ardından mahkeme heyetinin tahliyelere ilişkin bir ara karar vermesi bekleniyor.

İşte Silivri'de anbean yaşananlar...

20.25 | 2 KİŞİ İÇİN TAHLİYE KARARI

Duruşma savcısı tüm tutuklulukların devamını isterken kararını açıklayan mahkeme heyeti 2 kişi için tahliye kararı verdi.

İsimler şöyle:

•⁠ ⁠Bakırköy Belediyesi Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz

•⁠ ⁠İş insanı Serkan Öztürk

107 tutuklu ile başlayıp, Beyoğlu Belediyesi dosyasının eklenmesiyle 110 tutukluya çıkan İBB Davası’nda yapılan ilk tutukluluk incelemesinde 18, ikincisinde 15, üçüncüsünde 9 ve dördüncüsünde 9 ve beşincisinde 6 olmak üzere bugüne kadar 57 tutuklu tahliye edilmişti. Son tahliyelerle birlikte bu sayı 59 oldu.

19.40 | SAVCI MÜTALAASINI AÇIKLADI: "TÜM TUTUKLULUKLAR DEVAM ETSİN"

İmamoğlu’nun tahliye talebinin ardından talep kısmı tamamlandı ve duruşma savcısı mütalaasını açıkladı.

Savcı, tutuklu bulunan 53 kişinin de tutukluluğuna devam edilmesini istedi.

Mahkeme heyeti, tahliyeler hakkındaki kararını açıklamak üzere duruşmaya tekrar ara verdi.

18.50 | İMAMOĞLU KÜRSÜDE

Verilen aranın sona ermesinin Tuncay Yılmaz ve Fatih Keleş adına tahliye talepleri avukatları tarafından yapıldı.

Ardından son tahliye talebi için Ekrem İmamoğlu, kürsüye geldi.

İmamoğlu, tahliye talebine şu sözlerle başladı:

"Silivri’deyiz, Silivri’de Mahkeme Başkanı ve heyeti huzurunda aziz milletimi saygıyla selamlıyorum. İlginç bir haftadan geçiyoruz. 30 Ağustos Zafer Bayramı'nın ve 1 Eylül Dünya Barış Günü'nün olduğu bu haftada, Cumhuriyet, adalet ve demokrasi mücadelesi verdiğimiz bir dönemden geçiyoruz. 1 Eylül'de adli yılın başladığı bu ortamda, toplumun yüzde 80'inin yargıya inanmadığı, yargıya güvenmediği bir ortamda, hasarların acilen giderildiği, yanlışların değil artık doğruların yapıldığı bir adli dönem olmasını diliyorum.

Tabii neredeyiz? Silivri’deyiz. Türkiye'nin, hatta Avrupa'nın en büyük duruşma salonundayız. Ama asıl soru şu: Böylesine büyük bir salon acaba ne kadar büyük bir adalete ev sahipliği yapıyor ya da yapabilecek? Yanıtını elbette milletimiz verir.

Bu salona baktığımızda, esasında ‘örgüt’ diye bir kavramın konuşulduğu bir ortamda, arkamda bulunan, başta kadın arkadaşlarımız olmak üzere tutsak bulunan kıymetli kader arkadaşlarıma baktığımda, buradan bir örgütün çıkmayacağını herkes görüyor. Buradan bir örgüt çıkmaz, bunu millet de görüyor. Burada bir suç örgütü yok. Gerçekten büyük bir zalimlikle mücadele eden kader arkadaşlarım var.

Ama esasen dışarıda başka bir düzen görüyorum. Siyaset işaret ediyor, bir kısım medya hüküm veriyor, yargı harekete geçiyor, biri konuşuyor, diğeri manşet atıyor; ardından bir karar geliyor, gündem değişiyor. Gerçekten çok dikkat çekici, içinin dışının iyi analiz edilmesi gereken bir düzenle karşı karşıyayız. Bu düzene “sistem” diyebilirsiniz, ‘örgüt’ diyebilirsiniz.

GÜRLEK’E SESLENDİ: "CANLI YAYINI İSTİYORUM"

Bütün bunlar yaşanırken Adalet Bakanı, ‘Ekrem İmamoğlu hâlâ bu davanın canlı yayınlanmasını istiyor mu acaba?’ diye soruyor. Bana göre iftiraname olan bu belgeye imza atan ve daha yayınlanmadan, usulsüzce ‘Asrın yolsuzluğu’ diyerek cezayı önden kesmeye çalışan dönemin başsavcısı, şimdi Adalet Bakanı olmuş olan şahıs; yetmemiş, bu ucube sistemde bir de HSK Başkanı olmuş. Derdi ise Ekrem İmamoğlu.

Ben buradan herkesin duyacağı bir şekilde cevap vereyim: Evet, canlı yayını istiyorum. Hem de misliyle istiyorum. Hatta daha ileri gidiyorum: Başladığı ilk günden bugüne geçmiş duruşmalar da yayınlansın. SEGBİS orada, imkan var, teknoloji var. Her milimi yayınlansın, millet izlesin. Buyurun, bekliyorum. Çünkü benim milletimden saklayacak sözüm yoktur. Millet dinlesin, millet görsün. Ben hep milletime konuştum. Millet kendi kararını versin. Çünkü ben her anımla, malımla, mülkümle, yaşamımla, her şeyimle açığım, şeffafım. Veremeyeceğim hesabım da yoktur. Çünkü millet şahidimdir.

Bu soruşturma yürütülürken büyük bir zulüm içerisindeyiz ama günler hızlı geçiyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, iddianame hazırlandıktan sonra Adalet Bakanı oldu. Başsavcı olduğu dönemde teamüllere, kanuna aykırı olarak basın açıklaması yapıyor. Sürecin tasarımını yaptığı o dönemde iftiraları kamuoyunun önüne anlatıyordu. Hatta uhdesinde gizlilik kararı olan dosya içindeki yalan, dolan, iftira ne varsa daha hiçbir avukatımızın ulaşamadığı adliyede bütün bunlar yandaş basına, TRT’ye sızıyor, masumiyet karinesi hiçe sayılıyordu.

Gerçekten alçakça tasarlanmış bu dönemde ailelerimiz, kadınlar, çoluk çocuk, yakınlarımız, iffetime, namusuna varacak kadar saldırılara maruz kaldık. Hiç kimsenin başına gelmesin. Hani bizde bir laf vardır: ‘Allah düşmanımın başına vermesin.’ Gerçekten bunu yaşadık.

Şimdi makam gereği siyasetçi oldu. Yine bu zaman diliminde bir yargı sürecini etkilemeye dair konuşmalarını sürdürüyor. Oysa Anayasa çok açık: Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz”

"BU CENDEREYİ YARATANLAR, 'BURADAN ADALET ÇIKACAK' DİYE MİLLETİ İKNA EDEMEZ"

İmamoğlu, konuşmasının devamında Adalet Bakanı Akın Gürlek’in kendisinin ve diğer sanıkların savunma biçimine ilişkin açıklamalarını eleştirdi. Gürlek’in "dosyadaki delillere göre savunma yapması" yönündeki sözlerini Anayasa’ya aykırı "tavsiye ve telkin" olarak nitelendiren İmamoğlu, "Tarihte böyle bir vaka görülmüş müdür? Bakan, başsavcı, hakim, savcı, avukat mı olmak istiyor diye düşünmeden edemiyorum. Bu cendereyi yaratanlar, buradan adalet çıkacak diye, yüce Türk milletini bu şekilde işleyen bir sistemde ikna edemezler" dedi.

İmamoğlu daha sonra, Gürlek’in 31 Mart 2024 seçimlerinin ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na atandığını ve İBB soruşturmasını başlatmak üzere görevlendirildiğini öne sürerek "Bu soruşturmanın karar vericisinin tensipleriyle, İstanbul'a bu göreve bunun için gelmiştir. O başlattı bu soruşturmayı Başsavcı iken” ifadelerini kullandı. İddianame hazırlandıktan sonra Gürlek’in Adalet Bakanı olduğunu hatırlatan İmamoğlu, “Şimdi avukat olmak istemesi de beni şaşırtmıyor açıkçası. Çünkü o ancak iddia, savunma ve karar makamında olacak ki benim cezamın garantisi için gönlü rahat olsun! Hem savcı hem hakim, hem bakan, hem avukat" diye konuştu.

İmamoğlu, şöyle devam etti:

"Biz bir maça çıkmışız, iddia ve savunma makamları hukuki bir mücadele yapacak, hani sözüm ona ‘silahların eşitliği’ var ya. Bir de ne görelim; İddia makamının lideri, iddianame ile övünen kişi, yani esas iddia makamı, karar merciinin tepesine oturtulmuş. Adalet Bakanı, HSK Başkanı olmuş. Gerçekten Nasreddin Hoca fıkrası gibi bir hukuk düzeninden bahsediyoruz."

“ALTI AY BİTTİ, BİR TEK DELİL GÖRMEDİM”

İddianameye de tepki gösteren İmamoğlu, "Bir ceza dosyasında, dört kez seçim kaybettikleri kişiye karşı, Beylikdüzü'nden İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne, siyasi parti yönetiminden cumhurbaşkanlığı adaylığına ve seçimlerine uzanan siyasi bir yargılama hikâyesi kuruluyor" dedi. İmamoğlu, "Siyasi şov, aslında iddianame denen, bana göre bu iftirânâmede yazan şeydir. Sonra o hikâyeye karşı kendimizi savunduğumuzda savunmamıza ‘siyasi şov’ deniliyor" ifadelerini kullandı.

"Delillere göre savunma yapılsın" sözlerine de yanıt veren İmamoğlu, "Altı ay bitti, bir tek delili şu mahkemede huzurda kimse görmedi, ben de görmedim. Bir tek delil. Gören varsa şimdi yansıtsınlar, ben özür dileyeceğim. Bütün iddialar çöptür ve çökmüştür" dedi.

İmamoğlu, davada kendisine yönelik ilk müdahalenin avukatı Mehmet Pehlivan’ın tutuklanmasıyla başladığını söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

"Daha sonra burada Silivri'de savunma hakkım elimden alındı. Savunmam engellendi. Asrın hukuksuzluğu sıfatını kazanacağından emin olduğum 4 bin sayfalık iddianame için savunmamı, avukatlarımın savunmalarıyla, sorgu dahil 7-8 saatte bitirmem istendi."

"CHP’Yİ SARAY REJİMİ TARAFINDAN BUTLAN KARARIYLA ATANAN APARATLAR ELE GEÇİRİYOR, BİZLE NE ALAKASI VAR?"

İddianamede yer alan ve suçlama olarak yöneltilen “CHP'yi ele geçirmek” iddiasına yönelik sert tepki gösteren İmamoğlu, "Böyle bir işlem var mı ya? CHP’yi ele geçirme işlemi.. Rakibini bertaraf etmek gibi bir takım işlemler ne yazık ki bu ucube rejim tarafından, saray rejimi tarafından yargı kollarının usulsüz, utanç verici butlan kararıyla atanmış aparatlarla gerçekleştirilmeye devam ediliyor. Bizle ne alakası var?" ifadelerini kullandı.

İMAMOĞLU: “KİBİRLİ, AZGIN, MUHTERİSLERİN YARGI SALDIRILARI ÜLKEMİZİ TEHDİT EDİYOR”

İmamoğlu, duruşmaların uzunluğunu ve savunma hakkına getirilen kısıtlamaları da eleştirdi. 15 saati aşan duruşmalar yapıldığını, tutukluların dört gün boyunca sabah 07.00’den gece yarısından sonraya kadar, günlük 4-5 saat uykuyla duruşmalara katıldığını söyleyen İmamoğlu, "Kapalı hücre, buraya geliyoruz aşağıda alçak tavanlı nezarethane, 1 gram temiz hava almadan 100 saatlik bir mesaiyle karşı karşıya kaldık. Bu duruşmaların sıfır temiz hava ve sıfır dinlenmeyle yapılma gayreti, yapılacak olması, yapılmış olması kayıtlara girsin" dedi.

İmamoğlu, etkin pişmanlıktan yararlanan sanıkların ifadeleri sırasında yaşananları da eleştirdi. Sorgusu devam eden bir sanık hakkında, avukatları henüz soru sormadan tutuklama talep edilmesini “tehdit” olarak nitelendiren İmamoğlu, "İtirafçı, iftiracı olmuş kişilere ‘Bu salonda gerçekleri söylersen başına gelecekleri görürsün’ uyarısı mıdır? Buradan nasıl bir sonuç çıkabilir? Burada nasıl silahların eşitliği olacak? Buradan adalet çıkar mı?" dedi.

Savcılığın dosyanın "bel kemiği" ve "dönüm noktası" olarak nitelendirdiği kişilerin beyanlarında çelişkiler bulunduğunu savunan İmamoğlu, Ertan Yıldız’ın duruşmadaki sözleriyle önceki ifadelerinin uyuşmadığını söyledi. Yıldız için, "Görevinin iyi tarafını anlatırken kendisini Everest’in tepesine çıkaran kibrini ama sorumluluğa geldiğinde nasıl pısırıkça kaçtığını gördük" ifadelerini kullandı.

"KİTABIM BİLE TUTUKLANDI"

İmamoğlu, yapamadığı savunmasının kitap haline getirilmesinin ve dağıtılmasının engellenmesini de şu sözlerle eleştirdi:

"Tek derdi koltuğunu korumak olan zihniyet, demokrasi yarışından korktu, diplomamı iptal ettirdi. Tutuklanıp hücreye atılmamı sağladı. Sesimi, yüzümü, fotoğrafımı yasaklattı. Sosyal medya hesabımı defalarca kapattı. Yetmedi, mahkemede savunma hakkımı dahi engelledi. Sanıklara soru sormama bile tahammül gösterilmedi. Ki kitabım bile tutuklandı, kitabım."

“HALKTAN KOPMUŞ MUHTERİSLERİN SİSTEMİ”

“Kibirli, azgın, kraldan fazla kralcı, menfaatçi muhterislerin yargı saldırıları ülkemizi büyük bir tehlike ve tehditle karşı karşıya bırakmaktadır” diyen İmamoğlu “Hukuka güven ortadan kalkarsa bunun bedelini bütün ülke öder. 87 milyon insan öder. Bu ülkede refah olmaz, huzur olmaz, barış olmaz. Bu ülkede gelecek olmaz. Çünkü adalet çökerse devlet çöker” ifadelerini kullandı.

Tutukluluğun artık fiilen cezaya dönüştüğünü savunan İmamoğlu, “Tutuklama tedbirdir, ceza değildir ama aylar, yıllar boyunca devam eden tutukluluk artık fiilen cezadır. 18 ay bitti, dile kolay, 1,5 yıl! İnsanların hayatları ellerinden alınıyor, ailelerinden koparılıyor, aileler yıkılıyor” dedi.

“KANIKSAMAYIN, NORMALLEŞTİRMEYİN”

Konuşmasının sonunda yurttaşlara seslenen İmamoğlu, “Yazarım, çizerim, anlatırım; onun için bir derdim yok. Ama yazar, çizer, öğrenci, işçi, sendikacı, sanatçı, akademisyen, avukat, siyasetçi, belediyeci, bürokrat, iş insanı... Siyasi suçlamalarla hapse gönderilen kim varsa, sosyal medyada iki satır fikrini açıkladığı için hapse gönderilen kim varsa... Aziz milletim, size sesleniyorum: Kanıksamayın, normalleştirmeyin. Allah korusun, normalleştirirsek bu ülkenin her aşaması, her ortamı tehlikeye girer. Asla ve asla bu haksız kararları, bu haksız hukuksuz hapsetmeleri kabul etmeyin” ifadelerini kullandı.

Sözlerini ise “Cumhuriyet, demokrasi, adalet için bedeli hayatım da olsa sonuna kadar mücadele edecek bir Ekrem İmamoğlu buradadır. Ben bu iddianameyi yazanları yargılamaya burada devam edeceğim” diyerek tamamladı.

17.00 | DURUŞMAYA İKİNCİ ARA

Ongun'un ardından avukatı Rahşan Sertkaya Daniş de tahliye talebinde bulundu. Ardından duruşmaya ikinci ara verildi.

Aranın ardından İmamoğlu İnşaat Genel Müdürü Tuncay Yılmaz, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş ve son olarak Ekrem İmamoğlu’nun tahliye talepleri alınacak.

Taleplerin sona ermesinin ardından savcı, tutukluluklara ilişkin mütalaasını açıklayacak.

16.15 | MURAT ONGUN TAHLİYE TALEBİNDE BULUNDU: "SUÇLAMALAR HATALAR ZİNCİRİ ÜZERİNE KURULU"

Ardından kürsüye gelen İmamoğlu’nun danışmanı ve Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun ise hakkındaki suçlamaların "hatalar zinciri" üzerine kurulduğunu savundu.

İddianamede suçlandığı eylemlerin delil listelerinde kendisine ilişkin somut bulgu bulunmadığını belirten Ongun, beyanların ise HTS ve baz kayıtlarıyla desteklenmediğini söyledi.

İhale suçlamalarının da yıllardır uygulanan ve devlet kurumlarınca denetlenen yöntemler üzerinden yöneltildiğini savunan Ongun, iddianamede kamu zararı olarak gösterilen rakamların ihalelerin gerçek anlamda zarar doğurup doğurmadığı incelenmeden toplandığını öne sürdü.

“5 MİLYAR DOLARLIK ERTAN BODRUM’DA, 20 MİLYON DOLARLIK 4 KİŞİ 18 AYDIR HAPİSTE”

Etkin pişmanlıkçı Ertan Yıldız’ın mahkemede çelişkili beyanlar verdiğini savunan Ongun, şöyle devam etti:

“Birkaç gün önce 4,5-5 milyar dolarlık bütçe yönettiğini koltukları kabararak anlatan Ertan Yıldız, duruşma için kısa ara verdiği Bodrum tatiline döndü. Mal ve hizmet alımı 2024 yılında 780 milyon lira olan Medya A.Ş.'nin Yönetim Kurulu Başkanı ben, Genel Müdürü Pınar Hanım, Müdür Yardımcısı Fatoş Hanım, Reklam Müdürü Elif Hanım’sa 18 aydır tutukluyuz. O Bodrum'da, 5 milyar dolarlık bir Ertan Bodrum'da; 20 milyon dolarlık 4 kişi, 18 aydır hapiste. Herhalde 8 milyar için de tek kusursuz insan Ertan Yıldız olsa gerek, kulağa öyle geliyor.”

Ongun, İBB’den aldığı ve Kültür AŞ ile Medya AŞ yönetimlerinin kendisine idari veya hiyerarşik olarak bağlı olmadığını gösteren resmi yazıyı mahkemeye sunduğunu da aktardı.

Etkin pişmanlıktan yararlanan ve geçen hafta savunma yapan isimlerden olan Umut Şenol’un ise kendisiyle iş konusunda yalnızca iki-üç kez yüz yüze görüştüğünü söylemesine rağmen “sistem” olarak adlandırılan yapıya ilişkin bir telefon görüşmesi iddiasında bulunduğunu aktaran Ongun, duruşmada verilen ifadelerin çelişkili olduğunu savunarak “İddiayı atanların ispat etmesi gerekirken, iddiayı yalanlayanlar yüzünden hem cezaevinde kalıyorum hem de burada yalanlarını belgeyle ispat etmek zorunda kalıyorum” dedi.

Örgüt suçlamasında kişisel zenginleşmeye ilişkin hiçbir somut delil bulunmadığını da belirten Ongun, evinin üç kez arandığını, banka kasasının ve kripto varlıklarının incelendiğini ancak mal varlığında suçlamaları destekleyen bir artış tespit edilmediğini söyledi.

“YATIYORUM AMA HAKLI OLARAK YATIYORUM”

18 aydır tutuklu olduğunu hatırlatan Ongun, kendisinin yanı sıra Medya AŞ’de birlikte çalıştığı kadın çalışanların da tahliye edilmesini istedi.

Kendisinin ise ev hapsi şeklindeki adli kontrol tedbiriyle tahliye edilmesini talep ederek sözlerini şöyle noktaladı:

“18 aydır cezaevinde olmamalıyım. Biraz net, somut delil ararım. Varsa başımın üstünde yeri var, gider yatarım. Allaha şükür bütün rahatsız olan arkadaşlarıma geçmiş olsun diliyorum. Çok sağlıklıyım, taşı sıksam sütünü çıkarırım. Kan tahlillerimiz iyi çıkıyor, değerlerimiz 15-20 yıl öncesine dönmüş, gayet iyiyiz yani. Allah nazardan değdirmesin, herkese sağlık şifa versin. Herhangi bir sorun da yaşamıyorum. Yazıyorum, çiziyorum, üretiyorum. Ama ben burada haklı olarak yatıyorum demem lazım. Ben şu an haksız olarak yatıyorum.”

15.45 | GÜRKAN AKGÜN:”KAMU YARARI VE İSTANBUL HALKININ ORTAK ÇIKARLARI İÇİN TAHLİYE”

Duruşmada tutukluların tahliye taleplerinde sona yaklaşılırken kürsüye İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün geldi.

İddianamenin Medya AŞ, Kültür AŞ ve Reklam Yönetim Müdürlüğü bölümünde adının hiçbir sanık, tanık, gizli tanık veya müşteki ifadesinde geçmediğini belirten Akgün, HTS kayıtları ve MASAK raporlarında da kendisine yönelik herhangi bir bulgu bulunmadığını söyledi. Akgün, hakkındaki suçlamaların kamu görevinden kaynaklandığını belirterek, “Dolayısıyla şahsi olarak ben değil, bulunduğum makam suçlu ilan edilmiştir” dedi.

Hakkındaki ihale suçlamalarına ilişkin 10 maddede beyanlarda bulunan Akgün, işlemlerin mevzuata uygun, açık ve şeffaf biçimde gerçekleştirildiğini söylerken, bilirkişi raporlarını da eleştirdi.

Raporları hazırlayanların dava tarafı olan bakanlığın memurları olduğunu belirten Akgün, bu raporların “sübjektif yorumlar, maddi hatalar ve açık hukuki çarpıtmalar” içerdiğini savundu. Bazı suçlamalar bakımından Danıştay’ın ilgili dairelerinin hukuka aykırılık bulunmadığı yönünde karar verdiğini de hatırlatan Akgün, aynı encümen kararlarına imza atan AKP’li meclis üyelerinin ise ifadelerine dahi başvurulmadığını söyledi.

Savunmasının son bölümünde hakkındaki örgüt suçlamasına da değinen Akgün, iddianamede “Sistem” olarak adlandırılan bir yapıdan söz edildiğini ancak bu yapıya ilişkin somut bir talimat veya hiyerarşi ortaya konulamadığını belirtti.

“Bırakın gizlilik esasına dayalı, süreklilik arz eden hiyerarşik bir yapıyı, daha kimsenin kimseye bir talimat verdiğine dair bir cümle, bir kelime dahi işitmedik” diyen Akgün, İBB’nin kurumsal yapısından bir örgüt çıkarılamayacağını savundu.

Akgün, görev süresince kamu yararı ve İstanbul halkının ortak çıkarları için çalıştığını belirterek mahkemeden tutuksuz yargılama kararı verilmesini istedi.

15.00 | KAAN SÜRMEGÖZ: "AKP DÖNEMİNDE ATTIĞIM İMZALARIN AYNISINI ATTIM"

Sonrasında kürsüye gelen İBB Emlak Daire Başkanı Kaan Sürmegöz ise iddianamede kendisine çok sayıda suç isnat edildiğini ancak tarafına isnat edilen eylemlerin tamamının, daha önce Danıştay denetiminden geçtiğini ve hakkındaki soruşturma izninin 2022 yılının sonunda kesin olarak kaldırıldığını belirtti.

"Yüksek yargı kararıyla hukuka uygunluğu sabit olan bu idari işlemlerin 'örgüt üyeliği' suçlamasına dayanak yapılabilmesi hukuken mümkün değil. Bütün ihaleler açıkça ilan edildi, katılımı engellenen hiçbir kişi veya kuruma dair itiraz olmadı" diyen Sürmegöz, iddianamede suçlamalara esas alınan bilirkişi raporunun da davanın tarafınca hazırlandığını ve kanunları birbirine karıştıran hatalı bir rapor olduğunu savundu.

İmamoğlu döneminden önce de İBB’de aynı görevi aynı şekilde yaptığını belirten Sürmegöz "Eski dönemdeki işlerde de benim imzam var. Tıpkı bu dönem olduğu gibi o dönemde de işleri doğru yapıyorduk, dolayısıyla devam ettirdik" diye konuştu.

"İki çocuğum var. Büyüyorlar ama bana en çok ihtiyaçları olduğu anlarda ben yokum. Dolayısıyla artık çocuklarımın beni unutacağını düşünüyorum" diyen Sürmegöz, tahliyesini istedi.

"TEK BAŞIMA 7. MEVSİMİMİ YAŞIYORUM"

Devamında kürsüye, Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer geldi.

Çok sayıda ihaleyle suçlandığını ancak ihale komisyonu üyeliği dışında hiçbir denetim veya uygulama aşamasında görevi, sorumluluğu ve imzası bulunmadığını belirten Doğruer, "MASAK raporlarında ismim geçmediği gibi, şahsıma yönelik tek bir finansal şüphe veya menfaat iddiası dahi yoktur. 35 yıllık çalışma hayatımda maaşım dışında hesabıma giren bir para olmadı" diye konuştu.

Hakkında aleyhte beyan veren tek kişinin, soruşturmada etkin pişmanlıktan yararlanan ilk isim olan Kültür A.Ş. Genel Müdürü Murat Abbas olduğunu belirten Doğruer, gerek tutukluların gerekse mahkemede dinlenen tutuksuz sanıkların beyanları kapsamında kendisine isnat edilen suçların geçersiz olduğunu savundu.

Ailesinde bakmak zorunda olduğu üç kadın olduğunu hatırlatan Doğruer, cilt kanseri geçmişi ve cezaevi şartlarına ilişkin konuşarak tahliyesini istedi:

"Benim nasıl kaçma şüphem olur? Hakkımda haberler çıktıktan sonra kendi isteğimle savcılığa gittim, sonrasında tutuklandım. Ben burada 4 duvar arasında, beton içinde, en az 60 kişi arasında, kalabalığın ortasında tek başıma 7. mevsimimi yaşıyorum. Aslında hayattayım ama yaşamıyorum. Her gün ölmekten de ölemiyorum."

14.30 | DURUŞMA DEVAM EDİYOR

Verilen aranın ardından tutuklular alkışlarla salona getirildi.

Duruşma, Güldem Şık’ın savunmasıyla devam etti.

Şık, 18 aydır tutuklu olduğunu ve bu süreçte iki cezaevi ile yedi koğuş ve hücre değiştirdiğini belirterek tutukluluğunun devamına ilişkin gerekçelerin hukuki, mantıksal ve vicdani bir açıklamasının bulunmadığını söyledi.

Delil karartma ve kaçma şüphesinin sürmesinin mümkün olmadığını savunan Şık, "Bu kadar sürülmemin ve halen tutuklu kalmamın hukuksal bir açıklaması yoktur. Mantıksal bir açıklaması da yoktur, vicdani bir açıklaması da yoktur. Tek açıklanacak yokluk, 530 gündür olmayan özgürlüğümdür" dedi.

"ARTIK HASRET DE ESARET DE YOK"

Kişi kartında kendisine yöneltilen suç tarifinin "irtibat kurmak" olarak yer aldığını belirten Şık, "İrtibat denilen bu olgu 18 ay birinin özgürlüğüne kelepçe vurmaya yeterli midir? Bu sorunun cevabı var mıdır? Yoktur" ifadelerini kullandı.

Şık, tahliye talebinin sonunda 50 yaşına bastığını ve yeni yaşında cezaevinde olmak istemediğini belirterek "En önemlisi ve en kıymetlisi de 18 aydır sarılamadığım ve öpemediğim kızıma sarılıp ‘annem yanındayım, artık hasret de esaret de yok’ demek istiyorum. Ben artık tekrar tekrar sürülmekten de yarınları beklemekten de özlemekten de çok yoruldum" ifadelerini kullandı.

13.15 | İLK ARA VERİLDİ

Kılıç’ın avukatı Cansu Çifçi’nin beyanlarının ardından duruşmaya ilk ara verildi. Aranın ardından İmamoğlu dahil 8 isim daha tahliye talebinde bulunacak.

12.30 | RAMAZAN GÜLTEN KÜRSÜDE

Gökce’nin avukatının kısa beyanlarının ardından kürsüye, İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten geldi.

Gülten, hakkındaki suçlamaların dört başlıkta toplandığını belirterek bunların hiçbirinde kendisine atfedilebilecek somut bir fiil bulunmadığını söyledi. Mimari Estetik Komisyonu ve silüet onay süreçleri, imar planı, belediye encümenindeki ihale işlemleri ve örgüt üyeliği suçlamalarına değinen Gülten, özellikle imar planının hazırlanması ve onaylanması konusunda herhangi bir yetkisinin bulunmadığını vurgulayan Gülten, "İmar planının onay yetkisi de idari birimlerde değil, belediye meclisindedir. Buna rağmen görev ve yetki alanım dışında bulunan bir süreç nedeniyle suçlanıyorum" dedi.

Hakkındaki örgüt üyeliği iddiasının da mesleki temaslar ve kamu görevi üzerinden kurulduğunu belirten Gülten "Örgütsel talimat, bu talimat doğrultusunda gerçekleştirdiğim somut bir fiil, ne de örgütsel hiyerarşi içerisinde hareket ettiğimi gösteren maddi bir olgu ortaya konulabilmiştir" ifadelerini kullandı.

20 yıllık şehir plancısı ve 17 yıllık kamu emekçisi olduğunu belirten Gülten, meslek hayatı boyunca imar mevzuatını uygulamak ve kamu yararını korumak için çalıştığını söyledi. Gülten, "Bugün hakkımda ileri sürülen bu dört başlığın hiçbirinde kişisel bir menfaat sağladığıma, bir başkasına menfaat sağlamak amacıyla hareket ettiğime, hukuka aykırı bir talimat aldığıma veya suç oluşturabilecek kişisel bir müdahalede bulunduğuma ilişkin somut bir fiil ortaya konulmuş değildir" dedi.

"GEÇMİŞİMİ DEĞİL GELECEĞİMİ VERİN"

Gülten, tahliye talebinin son bölümünde ise tutukluyken dünyaya gelen kızı Maya’nın büyümesine tanıklık edememesi hakkında konuştu.

Cezaevinde bulunduğu süre boyunca kızının ilk yaş gününü ve ilk adımlarını kaçırdığını anlatan Gülten, "Sevgili eşim, yokluğumu kızımıza hissettirmemeye çalışarak onu büyütürken, benim yerime onun ilklerine tanıklık etti" dedi. Kaçırdığı anların geri gelmeyeceğini bildiğini söyleyen Gülten, "Bugün sizden geçmişte kaçırdığım anları geri vermenizi istemiyorum. Bunun mümkün olmadığını biliyorum. Ancak bundan sonra kızımla yaşayabileceğim anların da eksilmemesini istiyorum" ifadelerini kullandı.

Daha sonra söz alan Gülten’in avukatı Enes Ermaner ise müvekkilinin 15 ayı aşkın süredir tutuklu olduğunu belirterek, dosyada Gülten’e özgülenmiş somut bir fiil bulunmadığını savundu.

Tutuklama açısından delillerin büyük ölçüde toplandığını ve kaçma ya da delil karartma yönünde somut bir olgu bulunmadığını belirten Ermaner, Gülten’in öncelikle tahliyesini, aksi halde adli kontrol uygulanmasını talep etti.

"BENİMLE BİRLİKTE AİLEM DE TUTUKLU"

Öğle arasından hemen önce kürsüye, Kültür A.Ş. Plan ve Organizasyon Müdürü Barış Kılıç geldi.

Hakkındaki 16 eyleme ilişkin sorumluluğunun büyük ölçüde attığı veya atmadığı imzalara dayandırıldığını belirten Kılıç, bunların 6’sında herhangi bir imzasının dahi bulunmadığını söyledi.

Kılıç, Kültür A.Ş.’de reklam ve etkinlik organizasyonu faaliyetlerinin birbirinden tamamen bağımsız olduğunu vurgulayarak, reklam ihalelerine ilişkin ifadelerin kendisinin sorumlu olduğu etkinlik organizasyonu eylemlerinde kullanılmasına itiraz etti.

Hakkındaki suçlamaları mal varlığı üzerinden de reddeden Kılıç, Kültür A.Ş.’de çalıştığı süre boyunca kişisel mal varlığında herhangi bir artış olmadığını belirtti. Tek mal varlığının 15 yıl vadeyle aldığı ve ödemeleri 2035’e kadar sürecek dairesi olduğunu söyleyen Kılıç, kişi kartına Kültür A.Ş.’ye ait yedi kiralık aracın da kendi mal varlığıymış gibi işlendiğini savundu.

Bilirkişi raporunu da eleştiren Kılıç, raporda, kullanılan malzemelerin niteliğinin dahi doğru değerlendirilmediğini belirterek, "Skaaf'la çadırın aynı mahiyette olduğunu iddia ediyordu. Bir de vinil brandayla bir kitapçığın aynı mahiyette olup aynı ihaleye verilebileceğini söylüyordu" dedi.

Kılıç, tutukluluğun kendisi kadar ailesini de etkilediğini belirterek tahliye talebini şöyle sonlandırdı:

“İlk savunmamda kızım Alya'nın kreşten mezuniyetine denk gelmiştik, bugün de 1. sınıf arkadaşları ve ailelerinin tanışması olacak. Oğlum Kuzey ben tutuklandığımda emekliyordu, konuşamıyordu. Bugün koşuyor ve 1,5 senede 10 saat görebildiği bana çok şükür annesi öğretmiş, onun sayesinde babam diye seslenebiliyor. Benimle birlikte ailem de tutuklu. Biz sizden her türlü adli kontrolle tahliye etmenizi ve aklanıp beraatimi talep ediyoruz.”

12.00 | BUĞRA GÖKCE: "BUNLAR SUÇ İSE SUÇ İŞLEMEMİŞ TEK BİR BÜROKRAT YOKTUR"

Ardından kürsüye, İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce geldi.

"30 yıldır aralıksız kamu görevi yapmaktayım. Türkiye'de üç büyükşehirde de çalışmış belki de tek bürokratım" diyen Gökce, "Bu süreçte imzaladığım en problemli evraklardan bile ceza yemedim. Ancak gelir getirici evraktan, attığım rutin bir imzadan dolayı 18 aydır tutukluyum" ifadelerini kullandı.

İBB’de Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde attığı söz konusu imzalara yönelik ise Buğra Gökce şöyle konuştu:

"Bu rutin imzalar ile belediyenin iş almasının sağlanması suç ise Türkiye'de bu suçu işlemeyen yoktur. Belediye encümeninin aldığı kararlara imza atmak suç ise Çankaya'da, İzmir'de de binlerce yıl ceza alacak kadar suç işlemiş olabilirim. Bu anlayışla Çankaya'da bin yıllık, Ankara Büyükşehir'de üç bin yıllık, İzmir'de beş bin yıllık işlem yapılmış demektir. Bu suçu Türkiye'de işlememiş bürokrat yoktur. Bu idari görevlerde bulunup da bu rutin süreçleri yürütmemiş tek bir kamu görevlisi, eski-yeni bakan veya devlet ricali bulunmamaktadır. Hatta bazıları şu an bakanlıklarda çalışıyor."

Gökce, 30 yıllık meslek hayatı boyunca kamu adına attığı imzaların büyük bölümünün imar ve mülkiyet konularındaki rutin işlemler olduğunu söylerken bürokratik işleyişe hakim olduğunu belirterek, "30 yıllık meslek hayatım boyunca önüme binlerce evrak geldi ve kamu adına binlerce imza attım. Attığım imzaların yarıdan fazlası, planlama mesleğinin ve bürokrasinin gereği olan imar ve mülkiyet konularıdır" dedi.

Sorunsuz ve rutin evrakları hızlı şekilde imzaladığını, inceleme gerektiren işlemlerde ise daha titiz davrandığını belirten Gökce, "Devletin işi aksamasın diye en problemsiz rutin evrakları hızla imzalar, inceleme gerektiren işleri ise ince eleyip sık dokuyarak sürece dahil ederdim" ifadelerini kullandı.

Örgüt üyeliği suçlamasına yönelik ise İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday olmak için İBB'deki görevinden istifa ettiğini hatırlatan Gökce, "Beni aday bile yapmadılar. Ben varlığı öne sürülen örgüte nasıl hizmet etmiş olabilirim?" sorusunu yöneltti.

Hakkındaki örgüt suçlamasına mal varlığı üzerinden de yanıt veren Gökce, suçlamanın maddi menfaat unsuru açısından karşılığının bulunmadığını savundu. "Size de anlattım; Bir örgüt olabilmesi için benim bir maddi menfaat sağlamam lazım. Tek bir kuruş malım mülküm yok" diyen Gökce, 30 yıl boyunca üç büyükşehrin imarından sorumlu görevlerde bulunduğunu, buna rağmen banka kredisiyle alınmış iki evi olduğunu, lojmanda oturduğunu ve arabasının dahi bulunmadığını söyledi.

Gökce, "Bunlardan da şeref duyuyorum. Cezaevinde yattığım sürede geçim sıkıntısı yaşadım, bundan da şeref duyuyorum" diye konuştu.

"MERHAMET İSTEMİYORUM, ADALET İSTİYORUM"

Gökce, savunmasının son bölümünde ise tahliye talebini hastalıkları ya da kendisine yönelik bir merhamet beklentisi üzerinden kurmayacağını vurguladı. "Sizden merhamet falan dilenmiyorum efendim. 18 aydır kendimi kürek mahkumu gibi hissettiriyorum" diyen Gökce, 15 ayı aşkın süredir cezaevinde olduğunu ve bu süreçte evlendiğini belirtirken, tahliye talebini şu sözlerle tamamladı:

"18 aydır kendimi kürek mahkumu gibi hissediyorum. Ailem için buradayım. Buradan her gün işini gücünü bırakıp gelmek zorunda olan eşime bakıyorum, ona mı yanayım? Buraya gelemeyen tekerlekli sandalyedeki anama mı yanayım? Sizden merhamet istemiyorum, adalet istiyorum. Başka talebim yok."

Gökce’nin sözlerinin ardından salondaki izleyiciler uzun süre alkışla destek verdi.

11.15 | DURUŞMA BAŞLADI

Tutuklu sanıklar, avukatları, gazeteciler, izleyiciler ve mahkeme heyeti salonda yerini alırken kürsüye ilk gelen isim Medya A.Ş. Satın Alma ve İhale Müdürü Fatoş Ayık oldu.

"Sanıklar birbirleri rüşvet alıp rüşvet vermek gibi eylemlerle suçluyor ancak benimle ilgili şekilde tek bir iddia, tek bir beyan dahi bulunmuyor" diyen Ayık, 2019 yılında satın alma personeli olarak görev yaparken bir hizmet alım işinde yalnızca kâğıt üzerinde araştırma yapmakla görevlendirilmesi sebebiyle iddianamede rüşvet almakla suçlandığını belirtti.

Kamu kurum ve kuruluşlarını zarara uğratmakla suçlandığını oysa hizmet alımlarında Medya A.Ş.’nin çalıştığı dönemde yüzde 40 kâr ettiğini belirten Ayık, "Çıkar amaçlı suç örgütü davasında bir buçuk yıldır tutukluyum. Ancak benim bu süreçte herhangi bir menfaat elde ettiğime ilişkin tek bir somut tespit yok" diye konuştu.

"BURADA 5 KADIN TUTUKLU KALDIK, BİZİ AİLELERİMİZE KAVUŞTURUN"

İBB’de Kadir Topbaş döneminde çalışmaya başladığını ve herhangi bir siyasi parti üyeliği olmadığını belirten Ayık, "Birkaç gündür pek çok tutuklu sanık da aynı şeyi söyledi: 1,5 senenin sonunda artık hissettiğimiz şey bir tedbirden öte, bu tutukluluğun bizim için bir cezalandırma olduğudur" dedi.

Ayık, tahliye talebinin sonunda ise şöyle konuştu:

"Artık kendimi geçtim; 1,5 senenin sonunda 69 yaşındaki annemin ve 74 yaşındaki babamın cezaevi kapılarındaki, mahkeme salonlarındaki gözü yaşlı bekleyişlerinin son bulmasını istiyorum. Burada 5 kadın tutuklu sanık kaldık. Bizi ailelerimize, anne olanları evlatlarına kavuşturmanızı diliyorum."

Daha sonra İBB Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Taner Çetin’in avukatı Pınar Çengel, müvekkili adına tahliye talebinde bulundu.

Çetin’in suçlandığı 12 eylemde yer alan tüm isimlerin tahliye edildiğini ya da tutuksuz yargılandığını ancak Çetin’in uzun süredir cezaevinde olduğunu belirten Çengel, şu ifadeleri kullandı:

"12 yıl boyunca kesintisiz şekilde sürdürülen ve daha önce hiçbir adli veya idari soruşturmaya konu edilmeyen aynı idari pratik, nasıl oluyor da sadece Taner Çetin görev aldığında aniden bir suç organizasyonu veya kuvvetli suç şüphesi haline gelebiliyor? Müvekkilim yeni bir usul icat etmemiş, 12 yıllık yerleşik idari pratiği sürdürmüştür."

HABERE YORUM KAT
UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.