Vedat BEKİ
'Keloğlancılar'a mektup...
ÇANKIRI adına; Cumhurbaşkanı'nın imzaladığı 'Valiler Kararnamesi' ve doğurduğu sonuçlar (!) bakımından haftanın gündemini canlı tutmanın öncelikli nedeni oldu.
İkinci sıraya da Ilgaz'da, sanal kumar bağımlısı 37 yaşındaki beden eğitimi öğretmeni Şafak Çelik'in yaşamını sonlandırması ve devamında gelişen olaylar da, hareketli saat ve günleri beraberinde getirdi...
Tüm bunların öncesinde haftaya Sözcü18 sayfalarında yer alan; "Çankırı'da 'yandaşlar'ın otelleri hizmet verirken diğerleri neden kapalı?" başlıklı haberimizle olabildiğince hareketli girmiştik!
Denilebilir ki "Bu kadar hareketlilik Çankırı'yı bozar"... Sözün 'doğru' tarafı var ancak; Ahali'nin sapla-samanı ayırabilme yetisi geliş(e)mediğinden mahalleli adeta ikiye yarılmış 'karpuz' misali, bir taraf 'tu kaka' derken diğer taraf 'tadından yenilmez' (!) modunda...
"Uzun saçlı, şifreli konuşmayı bırak da açık açık konuş" dediğinizi duyar gibiyim...
Bilenler bilir; 3 kişilik ortamda konuştuğumu bu sayfalardan da dile getirmekten imtina etmem!
Kararname ile Çankırı Valiliği görevi sonlanan Vali M. Fırat Taşolar ile yıldızım hiç mi hiç barışmadı!
Hele hele şu 'Keloğlan projesi' Sn Vali hakkındaki 'olumsuz' düşüncelerimin iyiden iyiye 'tavan' yapmasına neden oldu!
Taşolar'ın Iğdır'a 'vali olarak' atanmasından sonra, sayfalarımızda yer alan iki habere gelen 'okuyucu yorumları' ve beraberinde bazı STK Başkanları'nın açıklamalarına baktığımda, gördüm ki benim 'kendisi hakkındaki olumsuz düşüncelerime karşın', sokakta bir hayli seveni-taraftarı var imiş!
Gözü olanın gözü çıksın!
Böylesine bir 'sevgi seli'nin daha doğrusu böylesine 'pilavcı' (!) bir topluluğun benim gibi bir 'hoşafçı'nın eksikliğinden mahrum kalması düşünülemez!
Ben Vali Taşolar'ın Çankırı'daki taraftarlarına 'Keloğlancılar' (!) diyorum... Yarın da bu yafta ile anacağım kendilerini...
Şimdi sizlere sesleniyorum sevgili Keloğlancılar:
- 28 ay 20 gün yani toplamda (tatil günleri dahil) 870 gün Çankırı'da 'vali' olarak görev yapan şahsiyet, yaşadığınız topraklara yani Çankırı'ya üst üste 87 tuğla koyduysa!
Bundan da vazgeçtim!
Tuğla sayısını düşürüyorum!
Sorgusuzca desteklediğiniz, gönül bağı kurduğunuzu iddia ettiğiniz şahsiyet Çankırı'ya üst üste 18 tuğla koyduysa ben de (izin verirseniz) Keloğlancı olacağım!
Şimdi gelelim konuyla ilgili benim 'hoşafçılığı'ma...
Sevgili Keloğlancılar; 870 gün Çankırı'da 'vali' olarak görev yapan şahsiyet; Göreve geldikten kısa bir süre sonra başta Merkez Belediye Başkanı İsmail Hakkı Esen olmak üzere ilçe-belde belediye başkanlarının oylarıyla "Çankırı Yerel Yönetimleri Çevre Hizmetleri Birliği" Başkanlığı görevine seçildi.
Adı geçen birlik Çankırı'nın çöpünün toplanması ve toplanan çöpün belirli işlemlerden geçerek 'yeniden değerlendirilmesi' ile ilgili çalışma yürütür! Birliğin belirli sayıda personeli ve dozer-kepçe-kamyon gibi araç parkı mevcuttur!
Çok fazla ayrıntıya girmeyeceğim! Birlik Başkanı (!) göreve geldikten sonra öylesine başarılı (!) bir icraat sergiledi ki, Çankırı'nın çöpü resmen 'çöp' oldu!
Yaklaşık bir yıldır bu Birlik, bırakın masrafları çıkartıp 1 TL'lik kazanç sağlamayı, uzun süre bazı ilçelerin çöplerini dahi top-la-ya-ma-dı!
Uzun lafın kısası! Çankırı'nın 5 personelli bilemedin 10 personelli çöplüğünü yönetemeyen pek muhterem Vali'si için "Biz valimizi çok seviyoruz", "Vali Çankırı'ya çok hizmet etti", "Vali bilmem kimden sonra 2'nci sırada" gibi 'beylik' laflarla ortalarda dolaşmayın! Dolaşırsanız da ağzınızdan çıkanı bir ölçün-tartın ondan sonra iki cümle ediniz!
Şimdi, karşıma aldığım 'Keloğlancılar'ın "ama..." ile başlayan cümlelerini duyar gibi oluyorum!
Beyler; Bu işin 'ama'sı da yok, mama'sı da yok!
İnanmayana 'çöplük' Ankara'dan gelirken Çankırı girişinde... Ankara'ya giderken de Çankırı'nın çıkışında... Gidersiniz bakarsınız, yazdıklarıma şahit olursunuz...
Diyebilirsiniz ki 'şimdi mi söylüyorsun?'... Bir yıldan bu yana söylüyorum... Etkilisine de yetkilisine de...
"Neden yazmadın?" diyen de çıkabilir?
Geride bıraktığımız süreçte 'yazmadım' değil, 'ya-za-ma-dım'... 14 ay süresince devam eden 'denetimli serbestlik' sürecindeydim! Adli riskim vardı... Bugün için öyle bir riskim yok...
Konuyu daha fazla 'uzatma' derdinde değilim... Belirttiğim gibi birilerini 'pilavcı' diye suçlama düşüncesinde de değilim! Sizler 'pilavcı' olabilme hakkına ne kadar sahipseniz ben de 'hoşafçı' (!) olma hakkına o kadar sahibim...
Sizin pilavınız size... Benim hoşafım bana...
Konuyu uzatıp uzatmayacağıma 'yazıya gelen yorumlar' tayin edecek...
Ben tekkemdeyim... Beklemeye devam...




