Abbas SATIR
Meclis'te 'Basın Locası' kimin?
SİYASİ partilerin grup toplantıları, yalnızca parti tabanına verilen mesajların değil, aynı zamanda kamuoyuna yöneltilen politik söylemlerin de en önemli sahnelerinden biridir. Bu toplantılar, demokratik sistemlerde şeffaflığın ve hesap verebilirliğin bir parçası olarak görülür. Ancak bu şeffaflığın sağlanabilmesi için en kritik unsurlardan biri, basının özgür ve sağlıklı bir şekilde görev yapabilmesidir.
Ne var ki son dönemde yaşanan bazı gelişmeler, bu temel ilkenin giderek zedelendiğini göstermektedir.
Daha önce 16 Nisan 2026 tarihinde kaleme aldığım yazıda, siyasi partilerin grup toplantılarında izleyici sayısına sınırlama getirilmesi gerektiğini açıkça ifade etmiştim.
Bu uyarının temelinde yalnızca düzenin sağlanması değil, aynı zamanda olası krizlerin önlenmesi yatıyordu. Çünkü kontrolsüz kalabalıklar, en küçük bir kıvılcımda büyüyebilecek gerilimlerin zeminini hazırlar.
Nitekim 29 Nisan 2026 Çarşamba günkü AKP’nin grup toplantılarında yaşananlar, bu kaygıların ne kadar yerinde olduğunu ortaya koymuştur.
İzleyici localarının kapasitesinin aşılması bir yana, artık basın locasına dahi partililerin alınması, kabul edilebilir bir durum olmaktan çıkmıştır.
Basın locası, adından da anlaşılacağı üzere gazetecilerin görevlerini rahatça yerine getirebilmeleri için ayrılmış özel bir alandır. Bu alanın işlevsiz hale getirilmesi, yalnızca gazetecilerin değil, dolaylı olarak halkın haber alma hakkının da ihlalidir.
Çarşamba günü gerçekleşen grup toplantısında yaşanan gerilim, bu sorunun somut bir örneğidir.
Erdoğan'ın konuşmasını dinleyerek not alan gazetecilerin tam arkasında yer alan Mersin’den gelen AKP Mersin Gençlik Kollarından bir kişi "Gençlik burada, Reis'inin yanında" sloganları atınca, gazeteciler partilileri, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı duyamadıkları" gerekçesiyle uyardı.
Bu sırada bir partili gazetecilerin üzerine yürüyerek "Reis konuşuyor, dinlemeyecek miyiz? Burada olmayacak mıyız? Sesini kıs, gürültü yapıyorsun, Reis konuşuyor" ifadelerini kullandı.
Bir gazeteci araya girerek ortamı sakinleştirmeye çalıştı. Fakat AKP’li izleyiciler sloganlarını artırarak devam etti.
Daha da dikkat çekici olan ise bu olaylar yaşanırken, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan o sırada konuşurken "Ana muhalefet gibi lafa gelince basın özgürlüğünden dem vurup sırf yolsuzluklarını gösteriyorlar diye kürsüden basına parmak sallayanlardan, basın mensuplarını küstahça tehdit edenlerden olmadık" derken AKP'liler basın mensuplarına parmak sallıyordu.
Gazeteciler, tüm bu gergin ortama rağmen görevlerini yerine getirmeye devam etmiş, sessizlik içinde notlarını almayı sürdürmüştür. Bu durum, meslek etiğinin ve sorumluluk bilincinin güçlü bir göstergesidir. Ancak gazetecilerin bu özverisi, yaşanan sorunları görmezden gelmek için bir gerekçe olamaz...
Siyasi organizasyonlarda disiplin, yalnızca bir tercih değil, zorunluluktur. Özellikle AKP’li üst düzey yöneticilere büyük görev düşüyor. İzleyici localarının kapasitesi bellidir ve bu kapasiteye uygun planlama yapılması gerekir. Aksi halde yaşanan sıkışıklıklar, yalnızca fiziksel bir sorun değil, aynı zamanda iletişim krizine dönüşebilir.
Katılımcı sayısının kontrol altına alınması, basın alanlarının korunması ve gazetecilerin görevlerini rahatça yapabilmesi için gerekli önlemlerin alınması şarttır. Aksi takdirde bugün yaşanan sözlü tartışmaların, yarın daha ciddi olaylara dönüşmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur.
Eğer mevcut anlayış değişmeyecekse ve basın locası dahi partililere tahsis edilmeye devam edilecekse, o zaman şu soruyu sormak kaçınılmaz hale gelir: Bu toplantılarda basının varlığı gerçekten isteniyor mu?
Çünkü basın yoksa, şeffaflık yoktur. Şeffaflık yoksa, demokrasi eksiktir.
Ve eğer bu gidişat sürerse, ironik ama bir o kadar da düşündürücü o öneri kaçınılmaz hale gelecektir:
Basın locasını da partililere verin gitsin.
(sonsoz.com.tr'den alınmıştır)




