Usta Şair Ahmet Telli'nin kaleminden: Onsekiz Onsekiz

Usta Şair Ahmet Telli'nin kaleminden: Onsekiz Onsekiz

80 yaşında hayata veda eden Çankırılı usta şair Ahmet Telli'nin kaleme aldığı ve 1992 yılında Milliyet A.Ş. tarafından yayımlanan 'İl İl Büyük Türkiye Ansiklopedisi'nde yer bulan "Onsekiz Onsekiz" başlıklı yazısını sizlere sunuyor ve 'Çankırı insanı'nı, olaylara bakışını usta kalemin gözlemlerini ortaya koyduğu satırlarda buluyoruz. Ve 30 yıl önce yapılan tespitlerle günümüz arasında çok da mesafe alınmadığını üzülerek görüyoruz. İşte o yazı: Onsekiz Onsekiz...

BOZKIR ortasındaki tek ağaca uzaktan bakmak ve ona yaklaşmak nasıl bir duygudur? Tanır mısınız bu duyguyu? Tanımlayabilir misiniz? O tek ağaca yaklaşmak bir düş sürecidir, her adımda yeniden yeniden biçimlenen, yeniden yeniden bozulan bir süreç... Düş kurmak değil midir insanın en temel özelliği?

Yalnızdır ağaç. Yapayalnız. Bozkır insanı kadar köklerine iner yalnızlık duygusu. Bozkır, yalnızlığın sonsuzluğa uzanan hüznüdür. Hüznün de destanı yoktur. Ama destanlar dönemi zaten bitti. Bozkırın yalnız ağaçları altına çadırlarını kuran çingenelerin destanı yoktur. Onlar da artık su kenarlarına, tek ağaçların gölgelerine kurmuyorlar çadırlarını. Gelip şehirlerarası yolun tam kenarına kuruyorlar. Her otobüsün kaldırdığı tozu soluyorlar. Çingeneler de doğadan ve neşeden koptular iyiden iyiye. Onlara ilişkin romantik düşlerimizi bozkır çingeneleri bozdular. Bozdular ve bozuldular. Elekçi oldular, dilenci oldular. Giysilerindeki pembeler yerine; Yeşiller, kırmızılar, morlar yerine blujinler giyer oldular. Yalnızlığın hüznünü duymayıp kentlere göçen uyanık çingeneler mercedes çektiler altlarına. Mersedeslerinin direksiyonuna külhanbeyce abanıp altın dişlerini göstererek kasetçalarlarında Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses falan dinliyorlar artık. Ama altın dişleri daima var. Bozkır, çingenkırı olmaktan kurtuldu böylece. Onları ait oldukları kozmopolitizme yolcu etti.

Bozkır ortasındaki yalnız ağaç bendim belki. Belki sen, belki öbürü. O ağaca yaklaşmayı seviyorum. Yaklaşırken düş kurmayı da. Düş kurmak en çok bozkır insanına yakışıyor sanıyorum. Ağaca ulaştığımda oturup sırtımı dayıyorum. İşte o an Nazım'ın mısraları düşüyor aklıma:

"Şu anda ne düşmek dalgalara
Şu anda ne hürriyet ne karım..."

Sonra gözlerimi güneşin yakıcılığından koruyarak kısıyorum. Bozkırı izliyorum. Birden bir kuş fırlıyor biraz ilerideki tümsekten havada daireler çiziyor. Bozkır yön duygusunu kaybettirebilir bir kuşa, ama kendi insanına asla! Bozkır insanının sezgileri bu yüzden güçlüdür. Hangi tümsekten bir tarla kuşunun fırlayacağını bilir? Sezgilerinin yönü doğa ile kendi arasında olduğundan toplumsal çelişkilerde bir uçtan bir uca sürüklenebilir.

Kendisine karşı gelişen bir siyasal gelişimde yer bile alabilir. Bu yüzdendir ki siyasal tercihlerinde çoğu kez yanılır. Yanılgı bile onun güzelliğini yok etmez. Yanılgı o insana yakışır üstelik. Örgütlenmeye değil, yandaş bulmaya eğimlidir. Örgüt bilinci yerine yandaş ya da yandaş olma duygusu egemendir. Bir bozkır şovenizmi, kulaktan kulağa ideolojiye dönüşüverir. Kendisine yakışmayan bu tercih, yalnızca inatçılığı ve hırçınlığı nedeniyledir. O yalnız ağacın, o yalnızlığı tepeden tırnağa yaşayan insanın bilerek seçtiği bir şey değildir bu. Alıngandır, köylüce alınganlıklarını hiç kaybetmez. Kendi değer yargılarının saydamlığına bir kez inanabilse...

Bir gün bir tartışmaya tanık oldum. Yıllar önceydi bu. Telefon almak isteyen hemşehrim, PTT idaresi ile didişiyordu. "Beklerim" diyordu, "Gerekirse on yıl beklerim, ama telefonumun numarası onsekiz onsekiz olacak! Arabamın plakası da 18 DP 1818 olacak". Önce anlamadım bu onsekizlerin ne olduğunu. Sonra onsekiz onsekizin bu kişiye mi yoksa spor kulübüne mi yakıştığının tartışması başladı. Birden bozkır şovenizminin o inatçılığını duyumsadım. Şimdi gülümseyerek bu olayı anımsarken bile onsekiz onsekiz şovenizminin insanına kızamıyorum. Belki bendim O, belki sen! DP ise anlaşılabilir. Siyasal bir tercih değil bu duygusal bir tercih. Efsane yaratamayan insanın efsanelere inanmasından doğal ne olabilir! Zaten o gün bu gün efsanelerden yanadır onsekiz onsekiz...

Toprak verimsizse o toprağın insanı da verimsizleşiyor, bir yolunu bularak. Ama bunu hiç kabul etmeyerek üstelik. Neyi niçin istiyor, ayırdında değildir. Fabrika mı konuşuluyor, fabrika istiyordur. Sorsan ne fabrikası diye, "fabrika işte" der, "fabrika olsun onsekizde". Sonra siyasal belirlenişlerin bu insanı istismar edişi. Bozkırın ortasındaki tuz kütlesinin üzerine ağır sanayi temeli atılıverir. Tuz fabrikası değildir kurulan. Olsun varsın, bozkır insanı o sessizliğin derinliği yerine gürültüyü seçmişse, kirlenmeyi seçmişse kendi bileceği iştir, tercihlerinde yanılmak ustasıdır O.

O bozkırın ortasındaki ağacın altındayım akşam oluyor. Güneşin yakıcılığı yerine kurşuni bir rüzgâr esmeye başladı. Uzaktan, çok uzaktan bir tren geçiyor. Kompartımanların ışıkları çocukluğumun düşleri gibi kayıp gidiyor işte. O kompartımanlardan birinde yitirdim bozkırı. Ama bozkır kendi ideolojisini hâla duyumsatıyor çoğumuza.

Oturduğum apartmanın numarası onsekiz olunca seviniyorum. Atilla İlhan'ın "Onsekiz" şiirini de o yüzden hep ezberimde tutuyorum...

(Milliyet A.Ş. tarafından yayımlanan 'İl İl Büyük Türkiye Ansiklopedisi'nden alınmıştır. İstanbul, 1992)

HABERE YORUM KAT
UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.