İBB Davası'nda 73. gün: Necati Özkan ve Mehmet Pehlivan'dan tahliye talebi!

İBB Davası'nda 73. gün: Necati Özkan ve Mehmet Pehlivan'dan tahliye talebi!

İBB Davası'nda tutuklu isimlerin tahliye talepleri sürüyor. Perşembe günü Ekrem İmamoğlu’nun tahliye talebinde bulunacağı konuşmanın ardından mahkeme heyetinin tahliyelere ilişkin ara karar açıklaması bekleniyor. İşte bugünkü duruşmada anbean yaşananlar...

SEÇİLMİŞ İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası, Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin yeni duruşma salonunda 73. gününde devam ediyor.

Davada bu hafta, tutuklu sanıklar tahliye talebinde bulunuyor.

GÖZLER PERŞEMBE GÜNÜNDE

Perşembe günü ise İmamoğlu’nun da son sırada söz almasıyla tahliyeye ilişkin beyanların tamamlanması ve mahkeme heyetinin tahliyelere ilişkin ara karar vermesi öngörülüyor.

İşte Silivri'de anbean yaşananlar...

17.10 | SÖNMEZ: "400 GÜNDÜR BENİM OLMAYAN BİR ŞİRKET SEBEBİYLE CEZAEVİNDEYİM"

Hakan Karanis ve avukatlarının beyanlarının ardından sanık kürsüsüne Hasan Tahsin Sönmez geldi. Sönmez, "400 gündür benim olmayan bir şirket sebebiyle cezaevindeyim" dedi.

Hakkında "örgüte bilerek ve isteyerek yardım" suçlaması olduğunu ifade eden Sönmez, "Benim, ailemin arsalarını Murat Gülibrahimoğlu'na veren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'dır. Benim ne suçum var burada? Bu adama polis koruması verilmiş, devlet projesi olduğunu devletin birimleri söyledi bize, biz de inandık, sahada yardım ettik. Ben nereden bileyim örgüt yöneticisi olduğunu?" ifadelerini kullandı.

KALP KRİZİ GEÇİREN TOKDEMİR TAHLİYE TALEBİNİ AVUKATINA BIRAKTI

Sönmez'in ardından sıra Turgay Tokdemir'e geldi. Tokdemir, geçen ay kalp krizi geçirdiğini belirterek sözü avukatına bıraktı. Hem Sönmez'in hem de Tokdemir'in avukatı olan Halit Bostancı söz aldı ve müvekkillerinin tahliyesini talep etti.

ATEŞ: "BEN DÖKÜM SORUMLUSU DEĞİLİM, KANTARCIYIM"

Hasan Tahsin Sönmez ve Turgay Tokdemir'in tahliye taleplerinin ardından sanık kürsüsüne Volkan Ateş çıktı. Ateş, Cebeci Maden Sahası'nda döküm sorumlusu olduğunun iddia edildiğine değinerek, "Ben döküm sorumlusu değilim, kantarcıyım" dedi.

Sorumlu olduğu kantarlardaki tüm giriş çıkışların 24 saat kameralarla kaydedildiğini belirten Ateş, döküm sahasında 400 kişinin çalışmasına karşın yalnızca kendisinin tutuklu olduğunu söyledi.

Ateş, "Ben savcının kapısında 4 saat bekledikten sonra 2 dakika yanında kaldım. Bana 2 tane izin kağıdı gösterdi. Bilmiyorum dedim ve şimdi buradayım" ifadelerini kullandı.

YEŞİLYURT: "KUZEY İSTANBUL’UN GENEL MÜDÜRÜ HİÇ OLMADIM"

Firari sanık Murat Gülibrahimoğlu’nun çalışanı tutuklu sanık Yağmur Cansu Yeşilyurt da tahliye talebinde bulundu. Yeşilyurt, tutuklama kararında Kuzey İstanbul şirketinin genel müdürü olarak gösterildiğini ancak bunun gerçeği yansıtmadığını belirterek, "Ben Kuzey İstanbul’un genel müdürü değildim, hiçbir zaman da olmadım" dedi. Ekim 2024’ten itibaren yalnızca Güney Cebeci’de genel müdür olarak görev yaptığını, öncesinde ise harita mühendisi olarak çalıştığını söyledi.

"HAKKIMDA MASAK RAPORU YOK”

Yeşilyurt, 22 Eylül 2025 tarihli bilirkişi raporunda 2024-2025 yıllarında Güney Cebeci’ye ne kadar döküm yapıldığının tespit edilemediğini belirterek, görev yaptığı döneme ilişkin suç teşkil eden somut bir eylemin ortaya konulamadığını savundu. Hakkında MASAK raporu bulunmadığını, HTS kayıtlarının da suçlamayı desteklemediğini öne süren Yeşilyurt, 'örgüt üyeliği' suçlamasının herhangi bir delile dayanmadığını belirterek tahliyesini talep etti.

16.20 | BAŞER’DEN CEBECİ HAFRİYAT SAHASI SAVUNMASI: "BU SAHADA HİÇBİR GÖREVİM YOKTU"

Tutuklu sanık Adem Başer de tahliye talebinde bulundu. Cebeci hafriyat sahasına ilişkin 'Eylem 59' kapsamında suçlanan Başer, iddianamede hafriyat işlerini yapan şirketin genel müdür yardımcısı olarak gösterilmesinin yanlış olduğunu söyledi.

Başer, yalnızca taş ocağı faaliyetini yürüten Güney Cebeci şirketinde yaklaşık 6 ay genel müdür yardımcılığı yaptığını, hafriyat döküm sahasında ise herhangi bir görevi veya yetkisi bulunmadığını belirtti.

Kaçak döküm sisteminin kurulmasında rol aldığı iddiasını da reddeden Başer, buna ilişkin dosyada herhangi bir toplantı, görüşme, yazışma, belge veya tanık beyanı bulunmadığını savundu.

Başer; sahte faturaları ayarladığı, savcılığa çağrılan şirket çalışanlarını Murat Gülibrahimoğlu’na haber verdiği ve Gülibrahimoğlu’nun hesabından çektiği paraları Zafer Keleş ile Murat Keleş’e teslim ettiği yönündeki suçlamaları da reddetti.

Bu iddiaları destekleyen HTS, baz kaydı, görüntü, yazışma veya tanık beyanı bulunmadığını söyleyen Başer, Gülibrahimoğlu’nun şirketlerinde uzun yıllar çalışmasının da 'örgüt üyeliği' iddiasına dayanak gösterildiğini belirtti.

12 aydır tutuklu olduğunu söyleyen Başer, soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla ifade verdikten ve şirket çalışanları tutuklanmaya başladıktan sonra iki kez yurt dışına çıkmasına rağmen Türkiye’ye geri döndüğünü belirterek kaçma şüphesinin bulunmadığını savundu ve tahliyesini talep etti.

İMAMOĞLU’NUN ÇOCUKLUK ARKADAŞINDAN TAHLİYE TALEBİ: “DİĞER ÇOCUKLUK ARKADAŞLARIMLA İLİŞKİM NEYSE İMAMOĞLU İLE DE ODUR”

Ekrem İmamoğlu’nun çocukluk arkadaşı tutuklu isimlerden Hakan Karanis de tahliye talebinde bulundu. Tekstil sektöründen emekli olduğunu ve 2006’dan bu yana bir ev tekstili şirketinin bulunduğunu belirten Karanis, şirketinin İBB’ye veya başka bir belediyeye bugüne kadar tek bir fatura dahi kesmediğini söyledi. İmamoğlu ile ilişkisinin yalnızca çocukluk arkadaşlığı olduğunu vurgulayan Karanis, "Ben Ekrem'in çocukluk arkadaşıyım. Tıpkı diğer çocukluk arkadaşlarımla durumum ve ilişkim neyse Ekrem İmamoğlu ile de olan durumum da odur" dedi.

Kamu zararına dolandırıcılık, evrakta sahtecilik ve Maden Kanunu’na muhalefet suçlamalarını da reddeden Karanis, "Ben kamuya bir kilo tekstil bile satmamışımdır. Hayatımda bir madenin kapısından içeri girmemişimdir" ifadelerini kullandı. Karanis, "örgüt üyeliği" suçlamasını da reddederek tahliyesini talep etti.

15.15 | PEHLİVAN’IN AVUKATLARINDAN TAHLİYE TALEBİ: "KRİMİNALİZE EDİLEN OLAĞAN AVUKATLIK FAALİYETLERİ"

Karaoğlu’ndan sonra tahliye talebi sırası İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan’a geldi.

19 Haziran 2025’ten bu yana tutuklu bulunan avukat Pehlivan’ın tahliye talebi, avukatları Hasan Fehmi Demir ve Tora Pekin tarafından yapıldı.

Savunma yapan Hasan Fehmi Demir, Pehlivan’ın bir yılı aşkın süredir özgürlüğünden mahrum bırakılmasının yarattığı mağduriyete dikkat çekti.

Demir, “Müvekkilim, meslektaşım Mehmet Pehlivan’ın 19 Haziran 2025 tarihinden bu yana özgürlüğünden yoksun kılınmış olmasının yarattığı haksızlığı ve giderilemez mağduriyeti izaha yeterli bir hukuki diskurun hiçbir şekilde kurulamayacağı kanaatindeyim. Adli yılın açıldığı bugün, meslektaşımın bir yıldan uzun süre tutuklu kalacağını ve tahliye talep edeceğimi düşünemezdim” dedi.

Demir, avukatlık mesleğinin temel işlevinin suç isnadı altındaki kişilerin haklarını savunmak olduğunu belirterek, avukatın müvekkiliyle görüşmesinin, hukuki hizmet sunmasının ve savunma stratejisi oluşturmasının suç olarak değerlendirilemeyeceğini ifade etti.

Pehlivan’a yöneltilen suçlamaların önemli bölümünün olağan avukatlık faaliyetlerinden ibaret olduğunu savunan Demir, müvekkilinin toplantı yapması, başka avukatları önermesi, savunma stratejisi oluşturması ve soruşturma kapsamında bulunan kişilerle görüşmesinin kriminalize edildiğini söyledi.

Demir, Pehlivan’ın örgüt üyelerinin kaçışını organize ettiği, şüphelilere talimat verdiği, hangi avukatın kimi savunacağını belirlediği ve bazı kişilere belediye başkanlığı ya da milletvekilliği vaat ettiği yönündeki suçlamaların hiçbirinde somut kişi, tarih veya olay gösterilmediğini belirterek, “İtibar edilebilecek akla yakın, makul, ikna kabiliyeti bulunan tek bir somut kanıt bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.

"İSNAT EDİLEN SUÇLAR AĞIR CEZANIN DEĞİL ASLİYE CEZA MAHKEMESİ'NİN ALANINDA"

Pehlivan’ın diğer avukatı Tora Pekin ise doğrudan CMK’nın 102. maddesine dikkat çekti. Pehlivan’a isnat edilen suçların Asliye Ceza Mahkemesi’nin görev alanında olduğunu belirten Pekin, 19 Haziran 2025’te başlayan tutukluluğun bir yıl dolduktan sonra ancak uzatma kararıyla sürdürülebileceğini söyledi.

“Uzatma kararı verilmediği takdirde bir yıl dışında serbest bırakılması gerekirdi. Uzatma kararı da yok” diyen Pekin, dosyada çok sayıda kişinin uzun süredir tutuklu bulunduğuna dikkat çekerek tutuklamanın istisnai bir tedbir olması gerektiğini söyledi.

14.30 | ELÇİN KARAOĞLU’NDAN DUYGUSAL KONUŞMA

Aradan sonra kürsüye, İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu geldi. 16 aydır tutuklu olduğunu belirterek hakkındaki suçlamaların somut delillere dayanmadığını savundu.

Karaoğlu, rüşvet almak, aracılık etmek veya iştirak etmekle suçlandığı eylemlerde kendisinin herhangi bir menfaat temin ettiğine ilişkin tek bir beyan dahi bulunmadığını söyledi.

Daha sonra suçlandığı eylemlere ilişkin tek tek kısa açıklamalarda bulunan Karaoğlu, eylem 46 kapsamında aykırılıklara göz yummasının karşılığı olarak ruhsat düzenlediğinin iddia edildiğini ancak söz konusu iskân belgesinin altında kendisinin veya müdürlüğünden herhangi bir yetkilinin imzasının bulunmadığını ifade etti.

Karaoğlu, Eylem 49'daki Vaniköy suçlamasında da kendisine güçlendirme ruhsatı verilmesi karşılığında rüşvet aldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, söz konusu tarihten dört ay önce basit onarım izin belgesinin zaten düzenlenmiş olduğunu ve İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu'nun da hakkında incelemeye gerek olmadığı yönünde rapor verdiğini aktardı.

"İNSAN BAZEN YAŞAMAKTAN DA NEFRET EDİYOR"

Hakkındaki örgüt üyeliği suçlamasını da reddeden Karaoğlu, davanın önemli sanıklarından Ertan Yıldız'a huzurda kendisiyle ilgili usulsüzlük veya rüşvet görüp görmediğini sorduğunu, Yıldız'ın her iki soruya da “hayır” yanıtı verdiğini belirtti.

Karaoğlu, “Benim bağlı olduğum tek kurum devletimdir. Aksi yöndeki iddialar tamamıyla uydurma, gerçekliği olmayan, bilgiye dayanmayan iddialardır” dedi.

Tahliye talebinin son kısmında, tutukluluk halinin kendi sağlığı ve ailesinin sağlığına olan olumsuz etkilerini aktaran Karaoğlu, 15 yıldır yüksek tansiyon hastası olarak ilaç kullandığını ve ailesinde kalp hastalığı geçmişi olduğunu belirterek "Kalbimin durumunun ne olduğunu bilmiyorum ama kendimi iyi hissetmiyorum. Tabii insan bazen yaşamaktan da nefret ediyor. Biz her gün ölüp her gün diriliyoruz Başkanım. Kolay bir şey yaşamıyoruz" diye konuştu.

SALONU DUYGULANDIRAN KONUŞMA: “BIRAKIN ÇOCUKLARIMLA OLAYIM”

Tutukluluğunun çocukları üzerindeki etkisinden de bahseden Karaoğlu, tahliye talebinin sonlarındayken gözyaşlarına boğuldu. Salonda bulunan izleyicilerin bir kısmının da ağladığı görüldü.

Karaoğlu, sözlerini şöyle noktaladı:

“Babam 80 yaşında. Kendisi cilt kanseri hastası. Tutukluluğum süresince onu yalnızca bir kez görebildim. Gelemiyor. Annem de 80 yaşına yakın. Onun da sağlık durumu iyi değil. Hastalığı ilerledikçe, sağ olsun, yine de beni görmeye geliyor. Çocuklarımdan bir gün ayrı kalsam burnumun direği sızlar. Bana en çok ihtiyaç duydukları yaştalar, ben onların yanında olamıyorum. Fakat bu durum onların dünyasında onulmaz yaralara yol açıyor. Asya, kızım, 12 yaşında. Onu görüşte camın arkasından görmeye dayanamıyorum. 12 yaşında bir kız çocuğu, babası üzülmesin diye gözyaşlarını çıkışa saklıyor.

Bazı geceler ağlayarak uyanıp, 'Babam ne zaman gelecek?' diye soruyor. Oğlum Tip 1 diyabet hastası. Teşhis konduğunda 11-12 yaşındaydı. İlk teşhis konduğunda bahçede otururken 'Beni mi buldu?' dedi çocuk. Göğsümüze yıkıldı. Şu anda en büyük sıkıntım oğlum. Her gün 5-6 sefer kendi kendine iğne yapması gerekiyor. Hesaplama gerektiren, bilinç gerektiren bir mesele. Biz bunu hem kendisine moral vererek hem yanında durarak destekliyorduk ve kan değerlerini belli bir düzeyde tutuyorduk.

Cezaevine girdikten sonra ise hem bu hastalık süreci devam etti hem ergenlik dönemine girdi hem de benim yaşadıklarımın etkisiyle onda tepkisel bir durum oluştu. Yani kendisine zarar verme şeklinde bir mesaj veriyor çevresine. Sağlığına dikkat etmiyor, diyetine dikkat etmiyor. 'Neden bunları ben yaşıyorum?' diyor. Yeri geldi vazifemi yaparken bahsettim, kendim bir tarafa ailemle, kızımla tehdit edildim ama yılmadım, doğrudan şaşmadım.

Aileme haram lokma yedirmedim, haksız bir kazanç elde etmedim. Buna ihtiyacım da yoktu zaten. Kimsenin haksız bir kazanç elde etmesine de aracı olmadım. Ne aile yapım ne şahsi itikadım buna izin vermez. Hayatıma onarılmaz zararlar vermiş ve hiç hak etmediğim bu tutukluluk halini kaldırmanızı talep ediyorum. O da olmazsa, hiç olmazsa Başkanım, ev hapsiyle adli kontrol şartlarıyla tahliye olayım ki çocukların başında olabilirim.”

13.00 | DURUŞMAYA İLK ARA

İBB Davası'nda duruşmaya ilk ara verildi. Aradan sonra tahliyeye ilişkin beyanlar devam edecek.

12.30 | AKYÜZ’DEN CAPACITY AVM SAVUNMASI: "YIKIM KARARI ALDIK, 197 MİLYON TL CEZA UYGULADIK"

Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz de tahliye talebinde bulundu.

Hakkındaki suçlamaları reddeden Akyüz, Belediye Başkan Yardımcısı olmasına karşın İmar Komisyonu veya encümen üyesi olmadığını, kişisel olarak plan yapma ya da imar değişikliği gerçekleştirme yetkisinin bulunmadığını söyledi.

Capacity AVM’ye ilişkin süreçte belediyenin İmar Kanunu kapsamında yıkım kararı aldığını ve 197 milyon TL idari para cezası uyguladığını belirten Akyüz, "Ben hiçbir kişi veya kurumdan kendim ya da başkası yararına hukuka aykırı bir menfaat talep etmedim" dedi.

'Eylem 21' ve 'Eylem 24' kapsamında aleyhindeki anlatımların çelişkili olduğunu savunan Akyüz, Seyfi Beyaz’ın önce kendisiyle belirttiği görüşmeler dışında başka görüşme olmadığını söylediğini, daha sonraki ifadesinde ise kendisinden 5 milyon TL istediğini ileri sürdüğünü belirtti.

Kartaltepe’deki araziye ilişkin görüşme iddiasını da reddeden Akyüz, Beyaz’ın görüşmenin tarihini ve kimlerin katıldığını açıklayamadığını söyledi. Capacity AVM’ye ilişkin Ertan Yıldız’ın duruşmadaki beyanlarına da dikkat çeken Akyüz, Yıldız’ın Süleyman Atik’in kendisi tarafından para tahsil etmek amacıyla görevlendirildiği iddiasını ve "3 değil 5 vereceksiniz" şeklindeki para talebi iddiasını reddettiğini anımsattı.

TAHLİYESİNİ İSTEDİ

25 Nisan 2025’ten bu yana tutuklu olduğunu belirten Akyüz, dosyadaki delillerin büyük ölçüde toplandığını ve müştekilerin önemli bölümünün dinlendiğini söyledi.

Kaçma veya delil karartma şüphesine ilişkin somut bir olgu bulunmadığını savunan Akyüz, yaşı, sağlık sorunları ve tutuklulukta geçirdiği süreyi de gerekçe göstererek tahliyesini talep etti.

11.45 | ALİ KURT: "SUÇLANDIĞIM EYLEMLERDEKİ TEK TUTUKLU BENİM... BENDE NASIL BİR TEHLİKE VAR?"

Daha sonra söz alan tutuklu KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt, tahliye talebinde, hakkındaki 4 ayrı eyleme ilişkin suçlamalara özetle yanıt verdi.

"VIP liste" iddiasına değinen Kurt, etkin pişmanlıkçı Adem Soytekin’in ocak ayında, "Beni tahliye ederseniz size öyle bir liste vereceğim ki enteresan isimler var" dediğini anımsattı.

Kurt, söz konusu iddiaların "Basının da baskısıyla magazinel bir şey söylemeden çıkamayacaklarını düşündükleri için" gündeme getirildiğini savundu.

'Eylem 27' kapsamında satış onayları ile hakedişlerin bir ay geciktirildiği iddiasını reddeden Kurt, satış onaylarının dört günde tamamlandığını, hakediş taleplerinin ise aynı gün değerlendirildiğini söyledi.

SPK değerinin altında satış yapılmadığını da belirten Kurt, kendisinin icbar uyguladığına ilişkin dosyada herhangi bir beyan bulunmadığını savundu.

'Eylem 28' kapsamında 500 bin dolarlık rüşvet iddiasına değinen Kurt, Erdal Tokmakçı’nın duruşmada söz konusu parayı şirket ortaklık payı nedeniyle verdiğini söylediğini ve buna ilişkin dekontları sunduğunu anımsattı. Murat Erenler’in kendisine elden para verildiği yönündeki anlatımını da reddeden Kurt, iddia edilen tarihlerde Erenler ile KİPTAŞ’ta baz kaydının bulunmadığını belirtti.

Kurt, "Ben kimseden rüşvet almadım. Hakediş ödemesi bekletmediğim de belgelidir" dedi.

'Eylem 29' kapsamında ise KİPTAŞ’ın kiracısı Necmettin Şimşek’in kullandığı taşınmazın mahkeme kararı doğrultusunda tahliye edildiğini belirten Kurt, Turan Aydoğan’ın rüşvet aldığı iddia edilen sürecin tahliyeden sonra yaşandığını söyledi.

Kendisinin mahkeme kararını uygulayarak tahliyeyi gerçekleştirdiğini vurgulayan Kurt, "Ben işimi yapmışım, mahkeme kararını uygulamışım. Benim bu eylemlerle ne alakam var?" diye sordu.

"TURAN AYDOĞAN'A UYGULANMAYAN TEDBİR BANA NİYE UYGULANIYOR SAYIN BAŞKAN?"

'Eylem 30' kapsamında Pendik projesinde KİPTAŞ’ın zarara uğratıldığı iddiasını da reddeden Kurt, satışların ekspertiz değerinin üzerinde gerçekleştirildiğini, KİPTAŞ’ın dosyaya gönderdiği yazıda da herhangi bir zarar bulunmadığının, aksine kâr elde edildiğinin belirtildiğini söyledi. Kurt, "Zarar yok, kâr var" diyerek bu suçlamadan da tahliye ve beraatini talep etti.

16 aydır tutuklu olduğunu belirten Kurt, aynı eylemlerde yargılanan diğer sanıkların durumuna dikkat çekerek, "Bakın benim eylemlerim yönünden Eylem 27, Eylem 28, Eylem 30 hepsinde tek tutuklu sanık benim. Yani atıyorum Turan Aydoğan'a uygulanmayan tedbir bana niye uygulanıyor Sayın Başkan? Hem hesaplarım bloke hem tutukluyum. Yani bilsem ona göre savunma yapacağım. Bende nasıl bir tehlike var ki?" ifadelerini kullandı. Kurt, hakkındaki eylemler yönünden tutuksuz sanıkların da dinlendiğini belirterek tahliyesini talep etti.

11.30 | "42 YILLIK ŞİRKETİMİ TASFİYE ETTİM"

"Suçsuz, günahsız, delilsiz 532 gün. Günahtır, gerçekten günahtır, ayıptır" diyen Necati Özkan, savunmasını şu sözlerle noktaladı:

“42 yıllık şirketimi tasfiye ettim. Bütün personelimin çıkışlarını verdim, tazminatlarını ödedim. Şu anda sadece bir elin parmakları kadar bir arkadaşım, benim ihtiyaçlarım nedeniyle var olmaya devam ediyorlar şirkette. Onu da kısa sürede kapatıyorum. Yani maksat hasıl oldu. Yeter artık. Gerçekten yeter. Tahliyemi talep ediyorum."

Necati Özkan ve avukatlarının tutukluluk incelemesine ilişkin beyanlarının ardından sıra KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kurt'a geldi.

11.15 | NECATİ ÖZKAN KÜRSÜDE

Bugünkü duruşma günü, İmamoğlu’nun kampanya danışmanı Necati Özkan ve avukatlarının tahliye talebiyle başladı.

Özkan, 532 gündür tutuklu olduğunu belirterek “532 gündür tutukluyum. Artık tutukluluk olmayı çoktan geçti ve tam bir cezalandırmaya, ağır bir zulme dönüştü maalesef” dedi.

Veri sızıntısı iddiasının yer aldığı Eylem 13 kapsamında herhangi bir faaliyetinin bulunmadığının tanık anlatımları ve raporlarla ortaya çıktığını savunan Özkan, buna rağmen savcılığın kendisinin farklı bir suç tipiyle cezalandırılmasını talep ettiğini belirterek bunun hukuki bir hata ve ciddi bir haksızlık olduğunu söyledi.

Özkan ayrıca, İBB Hanem uygulamasına ilişkin veri sızıntısının gerçekleştiği iddia edilen Mayıs 2025’te Kocaeli 2 No’lu Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu olduğunu hatırlattı.

'Eylem 4' kapsamındaki suçlamalara da değinen Özkan, savcılığa Temmuz ve Ağustos 2025’te gönderdiği dilekçeler ile mahkemeye sunduğu 200 sayfayı aşkın delilin iddialara yanıt niteliğinde olduğunu ifade etti. Özkan, konu hakkında defalarca ifade vererek kendini suçlayan iş insanı Adem Kameroğlu’nun ifadelerindeki değişikliklerin kendi sunduğu delillerden kaynaklandığını savundu.

Kameroğlu’nun sekizinci ifadesinde önceki anlatımlarını değiştirdiğini söyleyen Özkan, "Kabulü terk etmek zorunda kaldığı arsasındaki payı bile bir rüşvet konusu. 35 milyonluk malı çöktüler diye anlatan bir sanıktan bahsediyoruz burada" ifadelerini kullandı.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.