Misafir Kalem
Uzun bir 'darlama' seansı...
HAYDİ uzun bir darlama seansı yapalım. Geçtiğimiz hafta bunu fazlası ile hakkediyor.
19 Mart Darbesi başlangıcından beri dağınık ve Saray'ı erite erite ilerliyor.
İktidar, CHP'den beklemediği direniş ve gündemi tutma gücüyle çukura sürükleniyor. (Kılıçdaroğlu'nun hatası da budur)
Savcılığın, iddianameye koyamadığı savlarını yandaş medyaya sızdırarak yaratmaya çalıştığı "suçlular" algısı, sürekli mitinglerle kırıldı, muhalif seçmende kopma olmadı.
Davanın iddianamesi yayınlandığından beri de gündemi; Mahkeme salonunda Ekrem İmamoğlu, dışarıda Özgür Özel belirliyor.
Şaşırtıcı mı? En azından benim için, kesinlikle değil. CHP'nin Politbüro görünümlü kadrosu için hazırlanmış bir operasyonun, tüccar aklı ile yönetime gelmiş yeni kadrosu karşısında kaybedeceğini ilk günden beri yazıyorum.
Dava siyasi ise algıyı iyi yöneten her zaman kazanır...
İktidar kemikleşen yüzde 60 muhalif kanadı kırma amacı ile başlamıştı fakat daha en başta abartılı rakamlar ve iddiaları sızdırarak ağır darbe aldı. (560 milyar TL, lüks arabalar, sahte para görüntüleri...)
İddianame ile birlikte, bırak yüzde 60'ı kırmayı, kendi yüzde 40'ını korumaya çalışıyor!
Kamuoyuna 560 milyar TL ile açılan pazar, bugün "Poşet içinde 200 bin TL'yi Özel'in bahçe duvarına bıraktım" noktasına düştü.
Özel'e "20 milyon $'ın hesabını ver bakalım" diyen tayfa, "6. katta tanımadığım birine 1 milyon € teslim ettim" diyen delikanlıdan medet umar halde.
Kısacası İmamoğlu'nun dediği gibi "çöp oldu, çöp"
Çöp olmakla kalsa belki o kadar sarsmazdı ama çöpün sahibi Akın Gürlek olunca, CHP savunmadan çıkıp, hücuma geçti ve dava her alev aldığında, devasa bir yangın tüpüyle, ortalığı göz gözü görmez hale getiriyor.
Hele dünkü çıkış...
Tam Akın Gürlek'in istediği gibi, CHP merkezinden; Veli Ağbaba ve Özel'i davaya dahil edecek ifadeler alınmıştı ki Özel yine söndürdü.
Tapu açıklamalarını genişletmekle kalmadı, üstüne RTE ile Gürlek arasındaki yönetsel ilişkinin, devleti ilgilendirecek ölçüde çarpıklığını ifşa etti.
Kişisel olarak, Özel'in saldırganlığının yalnızca iddiadan oluştuğunu zannetmiyorum. Gürlek yine ağır darbe alacak.
Önemli tanıklardan Sarp Yalçınkaya'nın davayı sulandıran ifadelerinden sonra, Murat Gülibrahimoğlu'nun dosyası, CHP yerine AKP'ye zarar verecek şekilde ilerliyor.
Tanık avukatı "ifade sahte imzalı" diyor, daha da beteri, MASAK belgeleri gerçek ve tanığın CHP'ye değil; Murat Kurum, Osman Nuri Kabaktepe ve AKP belediyeleri yanı sıra; Akit, İhlas, İlim Yayma Cemiyeti gibi iktidarla bağlantılı kurumlara para yağdırdığı ortaya saçıldı.
Davanın iktidarı da çökertecek yüke dönüşmesi yüzünden, RTE, Bahçeli, Öcalan ve yandaş medya bir aydır; "CHP memleketin bunca derdi, çözüm süreci varken dava ile uğraşıyor, İmamoğlu'nun peşinden koşuyor" deyip şikayet ediyor.
Artık inisiyatif tamamen Özel ve CHP'nin eline geçti.
Gelelim, işin "ticaret ile ilişkisi nedir?" kısmına...
RTE'nin hayatının hiç bahsedilmeyen iki zaman dilimi var: Üniversite ve tüccarlık.
Amatör kulüp futbolculuğu bile "milli takıma çağrıldı, işten izin alamadı" benzeri gerekçelerle övülür, sanat yeteneği, lisede oynadığı ucuz propaganda tiyatrosundaki rolü ile "keşke devam etseydi, Oscar alırdı" tadında abartılırken, bu iki konu hep örtülür. Üniversite malûm ama neden tüccarlık da gizli? Çünkü o da başarısız.
Davayı ticari terimlerle tarif edersek, Erdoğan'ın 2019'dan beri neden kaybettiği görünür.
Piyasada güçlüsün, istediğin malı istediğin fiyata satıyorsun, seninle rekabet eden; devlet memurluğundan emekli, ikramiyesini sermaye yapmış birileri var.
Küfrediyor, Cuma namazında dedikodusunu yapıyor, malını kötülüyorsun o ise 'müşteri elbet farkına varacak' diyerek sabrediyor...
Sattığın her şey ama her şey bozuk, dükkan pislik içinde, çalışanların sefil halde; şirket borçta, sen borç ödeyeceğine; han, hamam, ev alıyorsun fakat sınırsız yalan söyleme yeteneğinle; işçini, müşterini, alacaklılarını; bazen tehditle, bazen yağ çekerek ikna ediyorsun.
Sonra bir gün, eğitimli eli yüzü düzgün ama "tüccar" yeğen karşı dükkanın başına geçiyor.
O da Cuma namazına geliyor, dedikodu yapamıyorsun. Esnafla dost olmuş, malını kötüleyemiyorsun. Borcuna sadık, tedarikçi memnun. Güler yüzlü, müşterini çekiyor. Üstelik zorda olana yardımcı...
Bakıyorsun olmuyor, büyük bir kampanya ile dükkanını kapattıracaksın.
Başarılı olmak için kampanyaya iyi hazırlanmalısın. Kaliteli malın ve yeterli stokun olmalı. Piyasaya mal almaya gelenler bunları bulamazsa, batırmak istediğin rakibine gider, onun reklamını yapmış olursun.
RTE'nin düştüğü durum, 'rakibi batırayım' derken, kendi batma tehlikesine giren tüccar hatasıdır!
Kafası basmayan ekibiyle (neredesin be rahmetli Erol Olçok), bozuk, kalitesiz, vadesi geçmiş, sınırlı stokuyla dev bir kampanya başlattı!
O kadar büyük gürültü çıkardı ki müşteri muhteşem ürünler, büyük indirim umuduyla pazara koştuğunda karşılaştığı manzara: Ürünler bozuk, fiyatlar uçmuş, tezgâhtarlar ayrı telden çalıyor, kendisi tedarikçiden mal dilenirken, kapısında haciz memurları bekliyor, muhasebecisi komşulardan borç dileniyor...
İşte İBB Davası budur.
Erdoğan basiretsiz tüccardır... Yıllarca tek tabanca çalıştığı pazardan vakitlice ayrılıp, sermayesini kurtaracağına; Tedarikçiye yağ çekip, müşteriyi dolandırıp, rakiplerini ezerek ayakta kaldı.
Şimdi gırtlağa kadar borçta! Elinde ne sermaye var ne prestij. Pazarı yıkmak istiyor...
SELİM AKMEN KİMDİR?
İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi 1986 yılı mezunu.
MKS DevO A.Ş.'de Genel Müdür.
Emekli. Halen dokuz8haber.net'te köşe yazarı
X hesabı, 10 Mayıs 2026 tarihli paylaşımları... @DarlamaRadyosu




