Av. Rüstem KARADENİZ

Av. Rüstem KARADENİZ

Yanlış çevre, doğru insanları da yakar mı?

BAZI yangınlar kibritle başlamaz.

Bir insanın hayatı bazen büyük bir hata ile değil, küçük küçük alışmalarla değişir. Bir cümleyle, bir ortamla, bir arkadaşlıkla...

Kimse sabah uyandığında kötü biri olmaya karar vermez. Kimse aynaya bakıp, "Bugün yanlış bir yola gireceğim" demez. İnsan çoğu zaman yanlışın içine yanlış olduğunu bilerek girmez. Sadece yanında olmak istediği insanların arasına girer.

Başlangıçta her şey sıradan görünür.

"Bir kez gel", "Bir şey olmaz", "Herkes burada", "Abartıyorsun".

İnsan bazen yanlış bir yere gitmez; yanlış insanlar arasında biraz fazla kalır.

Ve asıl mesele de burada başlar.

Çünkü tehlike ilk adım değildir. Tehlike, yanlışın zamanla normal görünmeye başlamasıdır.

İlk gün rahatsız olduğunuz bir davranış sizi huzursuz eder. İçinizde bir ses, bunun doğru olmadığını söyler. Ama aynı şeyi ikinci kez görürsünüz, üçüncü kez duyarsınız, beşinci kez içinde bulunursunuz...

Sonra yavaş yavaş bir değişim başlar.

Önce şaşırmamaya başlarsınız. Sonra sorgulamamaya... Bir süre sonra da kabullenmeye.

Bu durum yalnızca günlük hayatta karşılaşılan bir mesele de değildir. İnsan davranışları üzerine yapılan çalışmalar da, ortamın insan üzerindeki etkisinin düşündüğümüzden çok daha güçlü olabileceğini göstermeye çalışmıştır.

1971 yılında psikolog Philip Zimbardo öncülüğünde yapılan ve psikoloji tarihinin en çok konuşulan çalışmalarından biri hâline gelen Stanford Prison Experiment bunun çarpıcı örneklerinden biri olarak anılır.

Deneye katılan kişiler sıradan insanlardı. Psikolojik testlerden geçmiş, dengeli bireyler seçilmişti. Sonra bir grup 'gardiyan', diğer grup ise 'mahkûm' rolüne yerleştirildi.

Ancak günler geçtikçe ilginç bir değişim başladı.

Gardiyan rolündekiler giderek daha sert davranmaya başlarken, mahkûmlar ise zamanla daha pasif, daha kırılgan hâle geldi...

Yıllar sonra yöntem açısından eleştiriler yapılsa da geride bıraktığı rahatsız edici soru hâlâ önemini koruyor: İnsan kötü olduğu için mi kötü şeyler yapar, yoksa bulunduğu ortam zamanla insanı değiştirebilir mi?

Bu soru bazen sadece laboratuvarlarda değil, gerçek hayatta da cevap arıyor.

Bundan birkaç yıl önce Ankara'da yaşanan ve tüm toplumun hafızasında derin bir iz bırakan bir olay vardı.

Bir eğlence mekânında başlayan sıradan bir tartışma, dakikalar içinde geri dönüşü olmayan bir trajediye dönüştü. İstek şarkı meselesiyle başlayan sözlü gerginlik, birkaç kişinin birlikte hareket ettiği öfke dalgasına dönüştü ve müzisyen Onur Şener hayatını kaybetti.

Fakat toplumun asıl sarsıldığı nokta olayın sebebi değildi.

Çünkü sebep sıradandı...

Hepimizin herhangi bir gün yaşayabileceği kadar sıradan...

İnsanları düşündüren şey, olayın içindeki insanların kim olduğuydu...

Grubun içinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nda görev yapan iş müfettişleri İlker Karakaş ve Ali Gündüz vardı. Savunma sanayi alanında çalışan elektrik mühendisi Semih Soyalp vardı. Kamuda görev yapan Jale Erberk vardı. Dışarıdan bakıldığında toplumun 'iyi eğitim almış', 'kariyer sahibi', 'geleceği olan insanlar' diye tanımlayacağı kişilerdi.

Muhtemelen yıllar önce onlardan herhangi birine; "Bir gün birkaç dakikalık bir kavganın içinde kalacaksın... Mesleğini kaybedebileceksin... Adliye koridorlarında yıllar geçireceksin... Cezaevine gireceksin..." dense buna inanmazdı.

Çünkü insan hayatını değiştiren felaketler bazen büyük planlarla gelmez.

Bazen birkaç kişinin birbirini yükselttiği birkaç dakikalık bir ortam yeterlidir.

Kalabalığın içinde öfke farklı çalışır.

Birinin yükselen sesi diğerine cesaret olur.

Birinin attığı adım, diğerinin frenini kaldırır.

Tek başına olsa belki sadece tartışıp uzaklaşacak biri, arkadaşlarının yanında hiç tanımadığı başka birine dönüşebilir.

Çünkü insan yalnızken vicdanını dinler.

Kalabalığın içinde bazen birbirini dinler.

Ve bazı insanlar kendi kararlarını vermeyi bırakıp ortamın kararlarını uygulamaya başlar.

Belki de insan bazen kendi çizgisini kaybetmez.

Başkasının çizgisini kendi çizgisi sanmaya başlar.

Bugün "Ben bunu yapmam!" dediğiniz şey, yarın "Bir kereden ne olur?" düşüncesine dönüşebilir.

Sonra "Herkes yapıyor".

Sonra "Benim yaptığımın ne farkı var?"

Ve insanın kendisiyle yaptığı en tehlikeli anlaşma da burada başlar...

Hayatın acı tarafı şudur: İnsan çoğu zaman uçurumdan bir anda düşmez.

Kenarına alışır.

Biraz daha yaklaşır.

Biraz daha...

Sonra dönüp geriye baktığında, başlangıçta asla geçmem dediği yerden ne kadar uzaklaştığını fark eder.

Adliye koridorlarında bazen dosyalardan daha ağır bir cümle vardır: "Ben aslında böyle biri değildim".

Çünkü bazen insanı yakan, attığı adım değildir.

O adımı atarken yanında duran kişidir...

(avrustemkaradeniz.com)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.