Av. İbrahim YAYLA

Av. İbrahim YAYLA

Demos-Kratos nam-ı diğer 'Demokrasi'

Biliyorum sıkıcı ama kavramların ve algılarının bu kadar karıştı(rıldı)ğı bir devirde öze(tanımlara)  dönmekte yarar var zannımca. 

Neymiş dünyanın çok çektiği bu demokrasi dedikleri?

Demokrasi, yönetenlerin güçlerini doğrudan doğruya halktan aldığı bir yönetim biçimidir. Demokrasi yönetimlerinde,  bir demokrasi kültürünün oluştuğu kabul edilir. Demokrasi kültürü; “kişilerin yönetime ilgi duymaları, başkalarının fikirlerine saygı göstermeleri, sosyal yapıdaki farklılıklara karşı hoşgörülü olmaları, eşitlik ilkelerine bağlı kalmaları” şeklinde kendini gösterir.

Demokrasi "halk yönetimi" anlamını taşıdığına göre halkın yönetime ilgisizliği, demokrasi olgusunun özüne aykırıdır. Bunun için demokratik toplumlar demokrasi kültürünü koruma ve geliştirme çabası içinde; her siyasal düşüncenin, her sosyal sınıf ve grubun kendini açıkça ortaya koyabilmesine olanak sağlayacak koşulların oluşturulmasına çalışmalıdır.

Demokratik devletlerde yasama, yürütme ve yargı görevleri birbirinden ayrıdır.

Bizler böyle diyoruz ama çok bilmiş filozoflarımız demokrasi hakkında bakın ne düşünüyorlar.

Hem Platon hem de Aristotales, yaptıkları demokrasi tartışmaları sonucunda; 

Yoksulların,  sayısal avantajlarını  varsılları (varlıklı kişiler) yıkıp geçmede  kullanacakları demokrasinin, sorunlu bir yönetim biçimi olduğuna kanaat getirmişler.

Sizce de bir gariplik yok mu bu işte!!! Yoksullar - Varsıllar yerine siz ne koymak isterseniz buyurun koyun…

Bu filozoflar her şeyi bilir de, yaklaşık 2400 yıl sonra dünyada yaşanacak sıkıntıları nerden görmüş olabilirler???

Dünyada halihazırda en çok tercih edilen yönetim biçimi olan (yönetilen insanlarca)  demokrasinin acaba eceli mi geldi?

Neden demokrasiyi yöneteni, yönetileni ve bütün kurumlarıyla, olması gerektiği gibi işletemiyoruz?

Neden beş -on yılda bir tokmağı eline alan diğerinin başını ezmek için bunu fırsat bilir?

Denetim mi yok? Yoksa demokrasi başka şeylere mi muhtaç?

Sözde denetim var. İktidarıyla, muhalefetiyle, sivil toplum kuruluşlarıyla, istenildiği kadar, ölçüsünde denetim var. Ama neden olmuyor? Topal aksak, yine de olmuyor.

Demokrasi, insan haklarına muhtaç olabilir mi?

Altına imza attığımız ve iç hukukumuzu ona göre dizayn ettiğimiz İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini, büyük bir cesaretle bireysel başvuru hakkını da tanıdığımız Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini tanımıyor muyuz? Yoksa yıllar bizi birbirimize yabancılaştırdı mı? Ayrı kalalım amenna ama insanımız için dost olalım ne kaybederiz?

Hadi diyelim bunları bize empoze ediyorlar, insan hakları deyince, biz onlar gibi düşünmüyoruz. Çünkü ‘biz bu işin kitabını yazdık’ diyebilirsiniz.

O zaman, Anayasa hükmündeki Medine Vesikası’nı, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi sayılan Veda Hutbesi’ni bir daha okuyalım. Gerçekten de insan haklarının kitabını Hz. Muhammed yazmış, okuyana, anlayana, algılayana.

Adalet ilkin devletten gelmelidir. Çünkü hukuk, devletin toplumsal düzenidir. (Aristotales)

NOT: Bazı dostlarım neden Sözcü18 sayfalarında yazdığımı sordular. Ben de Demokrasinin Vedat Beki gibi insanlara ihtiyacı olduğunu düşündüğüm için buradayım diyorum. Teşekkürler Sözcü18, Teşekkürler Vedat Beki.

Bu yazı toplam 2297 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.