Doğa'nın cömertliği...

Patlayan silahın sesini duyduktan sonra bütün dikkatimi toplayarak muhtemel geliş istikametlerine doğru bakmaya başladım, aradan geçen bir-iki saniyelik zaman diliminden sonra sol üst tarafımdan uçmakta olan karartının farkına vardım ve işte o an gelmişti, tek bir atış ile sönen kanatlar ve yere düştüğünde çıkan tok bir ses. Havalanan iki kınalıdan bir tanesini tek atış ile elde eden av arkadaşım Ali Osman Bey ikinci kınalıya atmak için yeterli zamanı bulamamış, ben o kınalıyı karşımdan beklerken sol arkamdan gelmesi ile sonuca ulaşmıştım.

Ağustos ayının ortalarında açılan bıldırcın ve üveyik avı sezonunu birkaç av haricinde çok iyi yapamamış bütün hevesimizi 15 Ekim tarihinde açılacak olan kınalı keklik avına saklamıştık. Sabah 6 dolaylarında çorbacının yoklanması ile başlayan 15-16 Ekim avlarımız keyif ile başladı ve aynı keyif ile de son buldu. Avcı başına günlük avlanma limiti 4 adet olmasına rağmen dünkü avımızda iki kişi 3 kınalı avlamıştık. Öğlen bir dağın yamacından geçen arazi yolunda mola verip Ali Osman Bey tarafından hazırlanan mangal üzerinde folyoda bıldırcın ziyafeti çekmiş ardından da mangalda kaynayan isli çaydanlığımızın demli çayını yudumlayarak yorgunluğumuzu gidermiştik. Bugün ise yağan yağmur ile beraber yaklaşık 4 saattir arazide olmamıza rağmen henüz bir şey bulamamıştık. Her adım attığımızda ayakkabılarımızın içindeki yağmur suyunun çıkardığı katlanılmaz “vıcık” sesi ve ıslanmış pantolon paçalarımızın bacaklarımıza yapışmış olmasından dolayı artık avı noktalamayı düşünüyorduk. Çünkü ayakkabılarımızın altındaki balçık çamurun yere düzgün basamayışımıza neden olması yetmiyormuş gibi birde ağırlığından dolayı yürüyüşümüze engel oluyordu. Birden önümüzden gürültülü kanat çırpmaları ile peş peşe kalkan iki grup kınalıyı sarp araziye dağıtınca sanki 4 saattir yürüyen biz değilmişiz de araçtan yeni inmiş gibi bir heyecan duyduk. Arazide dağılan kınalıların sağ ve soldan peşine düştük. Kısa bir süre sonra muhtemelen karşı tarafımda olması gereken Ali Osman Beyden ilk atış geldi ve ondan kaçan ikinci kınalıda bana nasip oldu. Ben kınalıyı alıp çantama yerleştirirken önümdeki sarp burundan 4 kınalının kanat sesi ve vadiye doğru süzülüşünü seyretmekten başka çarem kalmadı. Henüz küçük bir tepeciği aşarken hemen üst tarafımda Ali Osman Bey göründü. Aynı anda da bizden ürkerek ikimizin ortasından gürültülü kanat çırpmaları ile kalkan 6-7 civarında kınalı keklik. Birbirimizin atış emniyetini gözeterek yapılan tetik düşürmelerimiz neticesinde namlularımızı terk eden saçmalar birer tane daha kınalı ile buluştu. Adrenalin artık en üst seviyeye çıkmıştı. Sabrımızın ve çekilen meşakkatin sonucunu almıştık. Düşen kınalıları özenle çantamıza yerleştirdikten sonra olduğumuz yükseklikten ovayı seyrederek duman molası verdik. Her ne kadar bu sene kınalı günlük limiti avcı başına 4 adet olsa da biz bugünkü avı noktalama kararı aldık. Zira güzel bir avcılık yapmış yeterince kınalı görmüş kişi başı 2’şer tane de elde etmiştik. Doğa her türlü hava olumsuzluğuna karşın bizlere cömertçe davranmıştı. Sürdürülebilir avcılık için limitleri zorlamanın bir anlamı yoktu. Özellikle kınalıların uçtuğu istikametin çevresinden dolaşarak aracımızın yanına geldik.

Son senelerde Çankırı genelinde avına izin verilmeyerek sudan sebepler ile av yasağı konulan kınalı keklik için bu sene Çankırı serbest, üstelik yurt genelinde Merkez Av Komisyonu tarafından avlanma limiti 2 adetten 4 adet’e çıkarılınca biz avcılara sanırım önemli bir korumacılık görevi düşüyor. Eğer ileriki yıllarda tavuk gibi kümeslerde beslenip doğaya salınan keklikleri avlamak istemiyorsak günlük limitleri çok zorlamamak gerektiğini düşünüyorum. Sadece lafta değil de özünde de korumacı ve doğasever olan bütün avcı dostlar sanırım benim gibi düşünmekteler.

Bizim gibi olan ve düşünen bütün doğasever avcı arkadaşlarımıza rasgelsin.

Bu yazı toplam 1125 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.