İbrahim ZENCİRCİ

İbrahim ZENCİRCİ

Hatırlı biri (!)

Yaren ağalarıyla birlikte öğlen yediği gövecin tadı henüz damağındaydı, yemeğin rehaveti üstüne çökmüştü. Kalem-i hususi'den sekreter hanım telaşlı bir sesle aradı:

- “Sayın ilbay paşam, Bizans mebusu arıyorlar, Karapazar’ın yolları kapalıymış, ilçeye giriş, çıkış yapılamıyormuş, bunun için sizinle görüşmek istiyor. Arz ederim” dedi ve durup bekledi.

- “Kengri’nin derdi, Bizans mebusunu mu germiş? Onun ne ağzına, gitsin Bizans’ın işleriyle ilgilensin, yok de, ulaşamıyorum dersin” dedi. Tam şekerleme yapacakken, rahatsız edilmesine sinirlenmişti. Göveci eritsin diye, kızılcık ekşisinden bi fırt çekti.

- “Alooo! Sayın mebusum, Sayın İlbay Paşama ulaşamıyorum” derken sekreter hanımın sesinde ince bir alay vardı.

- “Anlaşıldı! Ben bakana ulaşıyorum o zaman” dedi Bizans mebusu.

- Sekreter telaşla, “Sayın İlbayım, mebus bey, “ben bakana ulaşıyorum” diyor. Arz ederim.

- “Yaz kızım, aman kafam karıştı, çabuk bağla kızım”

- “Alooo Sayın vekilim nasılsınız, sağlık, sıhhat, afiyettesiniz, inşallah. Mahdum beyler, kerimeleriniz nasıllar? Hanfendiye hörmetler ederim”

- “Karapazar fırka başkanımız aradı, Kasabaya giriş yapılamıyormuş, bu ne iş sayın İlbay Paşa?” diye sordu, 'Bizans' mebusu.

- “Yok efem, Karapazar’ın yolları açık öyle şey olabilemez bizzat ben açtırdım orayı”

'Bizans' mebusu yolların kapalı olduğunu tekrarlayarak, ilgilenilmesi istedi ve telefonun ahizesini çat diye kapattı. Burnundan soluyordu, vurdumduymazlığın, saygısızlığın bu kadarına da pes dedi. On dakika sonra telefonu lülü lü, lülü lü diye tekrar çaldı. Arayan İlbay paşaydı.

- Haklıymışsınız sayın vekilim dün açtırmıştım bugün yeniden kapanmış, aç kapa, aç kapa, yalama olmuş vallahi, ben de bıktım, dedi.

Lahavle çekti vekil, “nedir bu memleketin kaderi, gitti şemsigül, geldi vahisümbül” diye hayıflandı içinden.

Telefonu kapattıktan sonra, yanında bulunanlara döndü;

-“Geçen aylarda, Dersaadet ve Engürü’de yapılan, “Kengri İstikbalini Tasavvur Ediyor” toplantılarına katıldım, bu bilgi şölenleri tamamen hökümetin bir şovuna dönmüş” dedi ve devam etti.

-“Ama hiç önemli değil, hökümetin şovu yapılıyor diye bu toplantılara katılmazlık etmeyelim. İlbaylar devletin ilbayı değil, başvekilin ilbayı olmuş. Bu sadece Kengri için geçerli değil, tüm ülkede durum böyle. Bütün ilbaylar illerine devletin yaptığı yatırımları artık, kendileri yapmış gibi anlatıyorlar. Aman bizimki eksik kalmasın” dedi, bıyık altından gülerek.

x x x

Kalem-i hususinin telefonu bir kez daha "zırr zırrrr" diye acı acı çaldı. Ahizeyi kaldıran kalem-i hususi müdürü, karşısındaki kişinin adını duyunca, alı al, moru mor oldu, leylek gibi üç adımda, kapıyı bile çalmadan, daldı İlbay Paşa'nın odasına.

-“İlbayım, ilbayım Hatırlı biri(!) arıyor” dedi. Heyecandan ya da korkudan olsa gerek, ‘sayın ilbayım’ ardından da topuk selamı ile ‘arz ederim’ demeyi unutmuştu.

Kalem-i hususinin etekleri tutuşmuş halini gören İlbay Paşa, “hatırlı biri”nin aradığını duyunca kaykıldığı koltuğundan zırp diye ayağa fırladı, müdürün elinden telefonu koparırcasına aldı, astlarına nutuk atarken pantolonun cebine sokmayı huy edindiği sol eli ile bu sefer ceketinin önünü iliklemeye çalışıyordu.

-“Emredin, Sayın Hatırlı biri” derken, bir yandan da müdürün unuttuğu topuk selamını çakıyordu.

Odadaki müdür “hatırlı biri” ile İlbay Paşa’nın konuşmalarına kulak kabarttı. Alışkındı, arada bir kapı dinlediği de oluyordu. Hatırlı Biri’nin; “o ihaleyi iptal edeceksiniz İlbay Bey” dediğine kulak misafiri oldu. Hatırlı Biri’nin, İlbay’a; “Jordan seyahatiniz nasıl geçti?” dediğini duyamamıştı. Aslında bu seyahati bazı müzevirler dışında kimseler duymamıştı!

İlbay Paşa, müdürünün onu dinlediğinden habersizdi. Hatırlı Biri’nin araması ile yüzü kızarmış, ağzı kurumuş, dizleri titremeye, elleri terlemeye başlamış, alnında boncuk boncuk damlacıklar peyda olmuştu.

İşadamının mil puanlarıyla gidilen Jordan seyahatinin, diyet borcunu ödeme zamanı geldi anlaşılan, diye aklından geçirdi. Kısık sesle “emredersiniz” diyebildi. Hatırlı Biri ne zaman arasa tüm kimyası değişiyordu.

Konuşmaları dinleyen kalem-i hususiye döndü: “O ihale derhal iptal edilecek” dedi. Hatırlı Biri ona buyurmuştu, o da buyruğu altındaki, kuyruğuna.

Hatırlı Biri’nin buyruğu derhal yerine getirildi, bir süre sonra yepyeni bir ihale açıldı, açılan yeni ihale, çiçeği burnunda “adi şirkette” kaldı. “Adi şirket” olduğu için ortaklarından birisinin devlet memuru hatta hatta mescid imamı olmasının da hiçbir hükmü yoktu. Adiydi sonuçta.

Tüm bu yaşanılanlar nerede mi geçti?

Karagöz oynatılıyor burada.

Hayali Küçük Ali Karagöz oynatıyor.

Arz ederim…

Merak edene:

T.C. ANAYASASI
VII. Düşünce ve Kanaat Hürriyeti
Madde 25- Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebeple ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

VII. Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti
Madde 26- Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

Bu yazı toplam 2265 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.
5 Yorum