Misafir Kalem
'Köpürtme' operasyonu ve olayın perde arkası!
27 araç yakalandı ama dosyadaki işlem hacmi 1.18 milyar TL.
Bakkal hesabı yaparsan araç başı 43 milyon TL düşer. İmkansız mı? Hayır, bu bir "Köpürtme" operasyonu.
Araçların "Metal Banknot"a dönüştüğü, bankaların uyuduğu ve mafyanın yönettiği o karanlık sistemi açıyorum.
27 araç yakalandı ama dosyadaki işlem hacmi 1.18 Milyar TL.
— SERKAN YILDIZ (@serkan80yildiz) January 4, 2026
Bakkal hesabı yaparsan araç başı 43 Milyon TL düşer. İmkansız mı?
Hayır, bu bir "Köpürtme" operasyonu.
Araçların "Metal Banknot"a dönüştüğü, bankaların uyuduğu ve mafyanın yönettiği o karanlık sistemi açıyorum. ???? pic.twitter.com/651msMwePj
Gözlerimiz Venezüella'dayken ülkemizdeki bir operasyon gözümüzden kaçmış olabilir.
Ama kaçmasın. haberlerde "Mersin’de Change Operasyonu: 27 araç yakalandı" manşetini gördün ve geçtin, değil mi? Hata yapıyorsun. Bu, basit bir hırsızlık hikayesi değil; Türkiye’nin otomotiv sektörünün altına döşenmiş devasa bir dinamitin fitilidir.
Bakın, Mersin’deki bu teknik operasyon ile İstanbul Bağdat Caddesi’nde buharlaşan 10 milyar liralık galeri vurgunu birbirinden bağımsız olaylar değil. Biri bu işin "mutfağı", diğeri "vitrin"i. Ortada 1.18 milyar TL’lik bir işlem hacmi var. Bu para sadece hurda araba satarak dönmez.
Burada karşımızda, ağır hasarlı araçların kimliklerini çalıp, yurt dışından kaçak getirilen lüks araçlara giydiren; bu araçları finansal sistemde birer "çek defteri" gibi kullanarak kara para aklayan bir "metal aklama" şebekesi var.
Hazırsan, kimsenin görmediği o karanlık tünel girmeye başlayalım.
Önce şu matematiksel saçmalığı çözelim. Emniyet 27 araca el koydu ama dosyadaki hacim 1 milyar 180 milyon TL. Hesabı yapalım: Araç başına 43 milyon TL düşüyor. Türkiye’de böyle bir ikinci el ortalaması yok. Peki, bu nasıl mümkün oluyor?
İstihbarat dilinde buna "churning" (köpürtme/çalkalama) denir. Bu 27 araç, buzdağının görünen kısmı. Çete, aynı araçları kendi üyeleri veya paravan şirketler arasında defalarca alıp satıyor. Neden mi? Çünkü o araçlar artık bir ulaşım aracı değil, birer "metal banknot".
Kirli para, bu hayali alım-satım döngüsüne giriyor ve sisteme "ticari kazanç" olarak geri dönüyor. Bankalar ve vergi daireleri sadece dönen parayı görüyor, metalin altındaki pası değil.
Peki, bu metal banknotlar nasıl basılıyor? Ham madde nerede?
Operasyonun başladığı yer: Enkazlar.
Çete önce bir "donör" bulmak zorunda. Hedef; kaza yapmış, motoru parçalanmış, pert olmuş ama ruhsatı temiz lüks bir araç. Özellikle deprem sonrası enkaz altında kalan araçlar bu işin altın madeni oldu.
Çete bu hurdayı satın alırken metalle ilgilenmiyor. Onların tek derdi aracın "ruhu" (şasi numarası ve ruhsatı). Ellerinde artık devlet nezdinde yasal, vergisi ödenmiş bir kimlik var. Ama ortada yürüyen bir araba yok.
Siz olsanız, elinizdeki bu yasal kimliği kime giydirirdiniz? Tabii ki kimliği olmayan bir "hayalet"e.
İşte sınır kapılarındaki o büyük açık burada devreye giriyor.
2025 İthalat Rejimi ve vergiler, yasal yoldan lüks araç getirmeyi imkansızlaştırdı. Su akar yolunu bulur: Kaçakçılık.
Bulgaristan veya Gürcistan’dan "turistik gezi" kılıfıyla getirilen yabancı plakalı araçlar, süreleri dolunca yurt dışına çıkmış gibi gösteriliyor ama aslında hiç gitmiyorlar.
Bu "Hayalet Araçlar", Mersin gibi lojistik üslerdeki sanayi sitelerinin kuytu köşelerine çekiliyor. Yurt dışında 50 bin birim olan araç, Türkiye’de 5 milyon birim. Aradaki bu devasa kâr marjı, risk almaya değer bulunuyor.
Şimdi elimizde bir "Ruh" (Pert araç evrağı) ve bir "Beden" (Kaçak araç) var. Sırada "Frankenstein Operasyonu" dediğimiz cerrahi müdahale var.
Ve inanın, bu işlem sadece bir numarayı kazımaktan ibaret değil.
Sanayide "Kesici" denilen ustalar devreye girer. Bu adamlar metal işçisi değil, suç cerrahıdır.
Hurda aracın şasi numarasının yazılı olduğu metal parça (genellikle kule veya kapı direği) lazerle kesilir. Aynı işlem kaçak araca uygulanır ve organ nakli gerçekleşir.
Ama modern araçlar aptal değil. Beyin (ECU) hala eski kimliğini hatırlar. Burada yazılımcılar devreye girer. Araca "Sen aslında o pert araçsın" yalanını kodlarlar. Airbag tüplerine direnç atılır, arıza lambaları söndürülür.
Dışarıdan baktığınızda kusursuz bir Alman mühendisliği görürsünüz. Ama aslında o, bir Frankenstein canavarıdır.
Peki, bu canavar devletin "gözcülerini" (eksper ve noter) nasıl atlatıyor?
Sistemin en zayıf halkası: İnsan faktörü.
Oluşturulan "change" araç, satış öncesi ekspere gider. Ya çeteyle ortak çalışan "kör" bir eksper bulunur ya da işçilik o kadar iyidir ki, standart cihazlar kaynak izini göremez (Manyetik Parçacık Testi yapılmazsa göremezler).
Noterde ise işler daha trajik. Noter sisteme bakar: "Bu şasi numarasında haciz yok, çalıntı kaydı yok." Evet yok, çünkü o numara aslında hurdalıktaki pert araca ait! Kağıt üzerinde her şey yasaldır. Satış yapılır, devletin mührü vurulur.
İşte o an, "Mersin'de kesilen şasi", "İstanbul Bağdat Caddesi'nde vitrine çıkan lüks bir oyuncağa" dönüşür.
Ve kanlı pazarlık tam da burada başlar.
Veriler yalan söylemez. Mersin operasyonu ile İstanbul'daki "S Class Galeri" vurgununun aynı günlerde patlaması tesadüf değildir.
Galeriler, bu ucuz maliyetli "Change" araçları vitrine koyup, yüksek nakit akışı yaratıyor.
Ancak bu pasta çok büyük ve "Sokak Hakkı" isteyenler var. Barış Boyun, Daltonlar gibi suç ağları, galericilerden milyonlarca liralık haraç istiyor. Vermeyen? Kurşunlanıyor. S Class olayındaki "E.K." tehditleri, aslında bir tahsilat krizi.
Yani o vitrindeki Ferrari'nin arkasında sadece bir dolandırıcılık değil, namlusu şakağa dayanmış bir galericinin korkusu ve dönen milyarlarca liralık kara para trafiği var.
Peki, bu hikayenin en masum kurbanı kim? Tabii ki siz.
Bir sabah polis çevirir. "Aracınıza el koyuyoruz" derler. "Ama ben noterde aldım, eksper raporum var!" demeniz hiçbir şeyi değiştirmez.
Hukukta "Hırsızlık mal üzerinde mülkiyet kurulamaz" ilkesi geçerlidir. Arabanız gider, üstüne şüpheli sıfatıyla ifade verirsiniz.
Satıcıya dava açarsınız ama ortada mal varlığı kalmamıştır. Notere gidersiniz, "Ben sisteme baktım" der. Devlete gidersiniz, süreç yıllar sürer. 1.18 milyarlık bu çarkın dişlileri arasında ezilen, birikimini metale yatıran vatandaş olur.
Peki, neden herkes arabaya saldırıyor? Neden bu risk alınıyor? Çünkü Türkiye’de araba artık araba değil.
Sonuç yerine mekaniği özetleyelim: Enflasyonist ortamda otomobil, değeri koruyan bir "Yatırım Aracı"na dönüştü.
Bu yüksek talep, "change" endüstrisini ve mafyatik "çökme" operasyonlarını besliyor.
Siz siz olun, "fırsat aracı" diye piyasa altı satılan o lüks arabanın şasisine, sadece gözle değil, kriminal laboratuvarda baktırın.
Yoksa Mersin’de başlayan bu hikaye, sizin hayatınızın en pahalı dersine dönüşebilir. Perdenin arkasını gördünüz.
Bu bilgiseli <Kelepir, kupon araba buldum, alacağım> diyen o arkadaşınıza gönderin...
SERKAN YILDIZ / @serkan80yildiz / X hesabı, 04 Ocak 2025 bilgiseli




