Nazım Hikmet ve Çankırı...

9 Ekim 1994, MHP’nin 4. Olağan Kurultayı... Bizzat bulunduğum Kurultayın kapanış konuşmasında MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş, Nazım Hikmet’in;

“Dörtnala gelip uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde
Dişler kenetli
Ayaklar çıplak
Ve bir ipekli halıya benzeyen bu toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim…”

dizelerini okudu. Şaşkınlığın arkasından kopan alkış tufanıyla, sağdaki Nazım Hikmet tabusu da o gün yerle bir olmuştu...

...

Nazım Hikmet; 11 ayrı davadan yargılanarak İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa Cezaevleri'nde 12 yılı aşkın hapis yattı. Nazım’ın, 1940 Şubat'ından Aralık ayının başına kadar Çankırı Cezaevi'nde kaldığı toplam 9 aylık süre, şairliği açısından oldukça verimli geçmiştir. İstanbul Tevkifhanesinde başlayan ressamlığı da Çankırı Cezaevi’nde doruğa ulaşmıştır. Bugün en kıymetli resmi olan Çankırılı Fırıncı İbrahim Efendi portresi de 'Çankırı' imzalıdır.

Nazım, 15 Nisan 1940’de Piraye’ye "Karıcığım, bir şarkı vardır: Gün batar, kuşlar döner, dönmez bu yoldan beklenen! Ben hep bu şarkıyı söyler oldum..." diye seslenerek, Çankırı’ya davet eder.

Bu çağrıya kayıtsız kalamayan, Nazım’a; “101 yıla mahkûm olsan bile ben senin arkandayım, bunu böyle bil…“ , diyen Piraye de Nisan sonunda Çankırı’ya gelir. Nâzım’ın da dönem dönem eve çıkabileceğini hesap ederek Çankırı’da ev kiralar, dikiş dikerek kocasına bakmayı düşünür. Ancak bu gerçekleşmez. Tanımadığı bir Anadolu şehrinde tek başına bir kadın olarak fazla kalamaz ve Haziran sonunda İstanbul’a geri döner.

nazim-kemal-hikmet-cankiri-cezaevi-resim-05.jpg

Nazım, Çankırı’ya gelişlerini şu satırlarla kâğıda döker:

“Ankara’dan Çankırı’ya keyifli geldik. Gece 11’i beş geçe Çankırı istasyonundaydık. Çankırı’nın elektrik fabrikası on ikiye kadar çalışıyor. Sonra şehirde daha geç vakte kadar oturmak isteyen olursa, gaz lambası yakıyorlar. Bizim geldiğimiz saat elektriklerin sönmeye yüz tutmasıyla gaz lambalarının yakılması arasında olduğu için şehrin ıslak sokakları acayip alacakaranlıktaydılar... “

...

Nâzım, Çankırı Cezaevi’nde Kemal Tahir ve Dr. Hikmet Kıvılcımlı ile 4 metrekarelik odayı paylaşıyordu. Oda arkadaşları ile çoğu geceler sabahlara kadar tartışıyorlar ve birbirlerini üzüyorlardı. O hengâmeye rağmen de aralarındaki dayanışmayı koruyorlardı... Çankırı Cezaevi'nde birlikte yaptıkları masada dama ve satranç da oynuyorlardı.

Nazım, İstanbul’da başladığı Kuvayi Milliye destanını Çankırı’da büyük ölçüde geliştirdi. Bir yandan da, ileride "Dört Hapishaneden" adlı kitabının "Çankırı" bölümünü oluşturacak şiirleri yazdı.

Çankırı’da kaldığı dokuz aya sığdırdığı işlerden biri de Ferit Alnar’ın isteği üzerine yaptığı Tosca operasının çevirisiydi.

cankiri-cezaevi-nazim-hikmet-resim-05.jpg

Nazım Hikmet’in “Karıcığıma geç kalmış bayram hediyesi...” diyerek, 1940 yılı Kasım ayında, “Çankırı’dan Piraye’ye Mektuplar” başlığıyla yolladığı ve şairin Çankırı Cezaevi’nde yatarken kendi el yazısıyla ve dolmakalemle doldurduğu, çizgisiz bir defterdir. Nazım Hikmet defteri kendi elleriyle ciltlemiştir. İşte o meşhur defterde geçen Çankırı:

ÇANKIRI HAPİSANESİ'NDEN MEKTUPLAR

Bilmiyorum, neden
aklımda hep
ilkönce senden duyduğum
Çankırılı bir cümle var :
«Pamukladı mıydı kavaklar,
                               kiraz gelir ardından.»

Bugün çarşamba :
— biliyorsun —
Çankırı'nın pazarı.
Demir kapımızdan geçip
kamış sepetimizde bize kadar gelecek
yumurtası, bulguru,
yaldızlı, mor patlıcanları...

Dün köylerden inenleri seyrettim :
yorgundular,
kurnaz
ve şüpheli
ve kaşlarının altında keder.
Erkekler eşeklerde,
kadınlar çıplak ayaklarının üstünde geçtiler.
Herhalde içlerinde senin bildiklerin vardır.
Herhalde iki çarşambadır pazarda :
                          kırmızı başörtülü
                         «kibirsiz» İstanbulluyu aramışlardır...
 20.7.1940

Ve yerlilerin kavlince :
altı tekmil tuz madeni olduğundan
yıkılacak Çankırı şehri
kıyametten kırk gün önce.  12.8.1940

piraye-ve-cocuklari-cankiri-resim-05.jpg

Kemal Tahir’in Mart 1940’da Çankırı’dan Piraye’ye yazdığı mektuptan:

"Sevgili Yengeciğim,

Gelip buraya Çankırı’ya yerleşecekmişsin. Bak aferin. Böyle iyi niyetlere sözüm yok. Burası şirin vilayet merkezlerimizden biridir. Havası, suyu, pahalılığı, gecesi ve gündüzü ile adeta şehir. Tarlası, radyosu, bisiklet binen çocukları, minaresi ve hatta saat kulesi var. Saat kulesi dedim de, aklıma geldi. Dün gece meydandaki radyo hoparlörü sayesinde Betofen’i (Beethoven) de dinliyorduk. Arada saat kulesi, saat başı vurdu."

(Bu satırlardan Çan saatinin düzenli çalıştığını ve o dönem Çankırı’da radyo yayınlarının hoparlörle şehre dinletildiğini öğreniyoruz)

...

Opera sanatçısı Semiha Berksoy, 16 Eylül 1940 tarihinde Nazım’ı görmek için hayatında ilk ve son kez geldiği Çankırı’yı “Çankırı'da kağnı, atlı araba... Kadınlar çarşaflı... Çankırı, köy gibi bir yer. Az gelişmiş, yoksul bir Anadolu kenti” olarak tanımlar ve şöyle devam eder:

"Nazım, Kemal Tahir ve Hikmet Kıvılcımlı beni küçücük, köhne bir hapishane odasında karşılıyorlar. Nazım sırtında aba, ayaklarında kalın yün çoraplar ve tahta ayakkabı. Orta yerde minnacık dört köşe bir masa var. Üstüne pembe bir kâğıt serip masayı süslemişler. Oturup konuşuyoruz. Dört yumurta kırmışlar bir sahana, orta yere getiriyorlar. Küçük bir fincanda da çilek reçeli var. Onu Nazım’la benim arama koyuyorlar. Ben de, yahu ne anlayışsızmışım, sanki hiç reçel yememişim gibi Nazım’la birlikte o reçeli yiyorum. Bendeki akla bak, giderken bir şeyler götürsene. Onlar sıkıntıda, açlık ve kaba saba urbalar içinde. Ben kürkler içinde.”

nazim-hikmet-cankiri-resimleri-resim-05.jpg

Nazım Bursa Cezaevi'nde Çankırı'yı göresim geldi Kemal. Ben bozkırı bu yumuşak Bursa manzaralarından çok seviyorum. Bozkır beni ciddi yaptı, içimi ağır başlı yaptı…” sözleriyle, Çankırı özlemini dile getirmiştir.

Çankırı ona en küçük bir muhabbet duymadığı gibi, adının birlikte anılmasından da rahatsız olmuştur hep.

Çankırı Cezaevi gibi, Piraye’nin kiraladığı ev de korunamamıştır ne yazık ki…

Oysa Nazım'ın da yatmış olduğu Çankırı Cezaevi ve Piraye’nin kiraladığı ev ayakta kalsa, önemli bir ziyaret mekânı olarak Çankırı’ya bugün ciddi getirisi olacaktı...

Çankırı’da her yıl düzenli olarak yapılacak bir Nazım Hikmet gecesi ve bu çerçevedeki etkinlikler için artık daha fazla beklenmemelidir...

metinkorgun@gmail.com

Bu yazı toplam 3234 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.