Son 'pazar darlaması' yazısı...

Son ve çok uzun bir "Pazar Darlaması" yazayım...

Akın Gürlek’in atanması, 20. yy’da başlayan, Anadolu halklarının aydınlanmasını bitirecek son hamlenin, TC’nin kuruluşundan kalan son kurumun, CHP’nin kapatılması için atılan adımın simgesidir.

Atılan öylesine bir adım değildir...

Yoksullaşmaya, vatandaşlıktan vazgeçmemeye direnen halkın önüne kattığı CHP’yi yok ederek, emperyalizmle savaşarak kurulmuş Cumhuriyetin yıkılmasıdır. Türk ve Kürt halkları için öngörülen son; okşanan "dinbaz-ırkbaz" ruhları ve aç karınlarıyla; Türk ve Kürt zenginlerin bitmeyen İştahını doyurmaya, çocuklarını kurban etmeye hazır yoksul halk yığınları olmaktır.

CHP bulunduğu bölgede, emperyalizmle savaşarak devlet kurmuş, yaşatabilmiş ve hâlâ ayakta kalabilmiş tek partidir. CHP’nin yok edilmesi, bölgede emperyalizme karşı bir asırdır süren savaşın son kalesinin da düşmesidir.

"Erdoğan-Bahçeli-Öcalan" üçlüsünün tüm baskısına rağmen, CHP’nin halkı terk etmeye yanaşmaması; Erdoğan’ın dinbazları, Bahçeli’nin Türk, Öcalan’ın Kürt ırkbazları kontrol ettiği, ABD-İsrail'in emir erliğine soyunan yeni Türkiye'ye engel oluyor.

19 Mart Darbesi ile halka karşı açılan savaşın üstünden geçen yaklaşık bir yılın sonunda, içindeki sol seküler güçlerin temizlenmesinde sessiz kalan Öcalan-DEM tarafının, RTE-Saray ve Bahçeli-MHP güçlerine biat etmesi ile yeni dönemde safların belirlenme süreci de tamamlandı.

Planlanan emir eri Türkiye’nin kurulabilmesi için, son bir yılda yerle bir olan iki simge prestijin onarılması gerekiyor: İBB davaları ile simgeleşen RTE’nin ve Rojova ile simgeleşen Öcalan’ın prestijleri.
Bakanlık ataması ardından paralel yürüyen iki operasyon izleyeceğiz:

1) RTE Prestiji Operasyonu:

Gürlek, RTE’nin liderliğini bitiren CHP yönetimini yok etsin diye getirildi fakat "sokağa çıkacak yüzünüz kalmayacak" diyerek üstlenen RTE'yi ağır prestij kaybına uğrattı. O kadar başarısız oldu ki AKP tabanından bile beklenen destek görülmedi.

Uyuşturucu ve bahis davalarında, ön kapıdan alınıp, arka kapıdan yapılan tahliyelerle yaratılmaya çalışılan imaj da bu kaybı onarmaya yetmedi.

Konuşacak siyasi bulunamadığı için, mecburen Gürlek'i sahneye aldı. Yeni görevi tutsakların sesini ve savunmasını kesip, onun konuşması.

2) Öcalan Prestiji Operasyonu:

19 Mart’tan bu yana olduğu gibi, bundan sonra da Kürt yoksulların ses çıkarmasına engel olmak için, yürütülmek zorunda kaldıkları operasyondur.

Öcalan’ın "kırmızı çizgim" dediği Rojava’nın yıkılmasıyla kaybettiği prestiji, yurt içinde onarmak için, Kürt tutsakları kapsayan tahliyeler yaptıracaktır.

Öcalan’ı, umut dilenen, ilkeleri kalmamış bir siyasi figürden; tekrar Kürt halkını kontrol edebilir düzeye çıkarabilmek için zorunlu bu hamlenin sınırı, Bahçeli açıklamasında çizilmiştir. "... Demirtaş yuvasına dönünceye kadar".

Demirtaş belki evine, yuvasına dönecektir ama Demirtaş olarak siyasete dönemeyecektir. Ki Arınç ile yaşadığı polemikte Demirtaş’ın da bunu kabullendiğinin izleri görülmüştü.

Rojava’nın kaybına ve Kobane’de uygulanan kuşatmaya rağmen; gündemi "Öcalan’a umut hakkı" ile dolduran ve Gürlek’in atanmasını; sessizliğe karşı, yeni bakandan "umut hakkı" beklentisi ile karşılayan partinin hangi ölçüde Kürt vatandaşları temsil ettiği bilinmese de Öcalan-DEM'in tercihi bellidir.

Okumuş tayfanın her zamanki korumacı tavrı, görüneni yok saymaktan öteye değildir.

İki paralel hamlenin ilk adımı, çıkacak Meclis Komisyon raporu ile atılacak. Gürlek’in tam da bu rapor öncesi atanmasını, tesadüf olarak kabul etmek, Mart’24 seçiminden beri yaşananları doğal kabul etmekle aynı saflık belirtisidir.

Kişisel olarak CHP’nin bu raporu imzalamaktan, hatta yazılmasında aynı ortamda bulunmaktan bile kaçınması gerektiğini düşünüyorum.

CHP’nin durumu kabullenerek, bundan sonra Kürt vatandaşları temsil ettiğini iddia eden kurumları muhatap alırken, adımlarını dikkatli atması ve tek başına mücadele edeceğini bilmesi zorunludur.

DEM’in de Cumhur İttifakı’na zımni katılımıyla, raporun; oluşumunda, hedeflerinin belirlenmesinde, hatta doğru açıklanmasında bile CHP’nin herhangi bir katkısının gerekmeyeceği açıktır. CHP yapabileceğini yapmış, Komisyon'un kuruluş fikrine sahip çıkmış, haklı çıkan tüm uyarılara rağmen üye vermiştir.

Sonunda birçok Kürt akil insanın "demokrasi, refah, adalet" hayali yerine, CHP’yi yok etmek isteyen RTE’nin aparatı bakan ile savaşında sessiz kalan bir Öcalan-DEM ile karşılaşmıştır.

Birileri DEM'e "CHP kadar, sizin sorumluluğunuzu da konuşalım" demelidir.

Az da olsa, CHP’li birtakım unsurların da Kılıçdaroğlu yönetimine dönme umutlarını Gürlek’in bakanlığına bağladığı görülüyor. Kılıçdaroğlu dönemi bitmiştir. Bunun Kemal Bey’in veya çevresinin kişiliği ile de ilgisi yoktur.

19 Mart’tan bu yana CHP örgütünden ve seçmeninden destek görmediler.

CHP, sokağın baskısıyla, Ankara Merkezli'den, Vatandaşı Merkezli siyasete geçti. Verilen bunca kayba ve parti üzerinde estirilen faşist fırtınaya boyun eğerek, partiyi eski yönetime devretmesinin; kapatılmaktan farklı sonuç doğurmayacağı meydanda.

Bu dönemin sonunda, Laik TC yıkılacaksa, tarih sorumlu isimleri; Hiçbir akıl karışıklığına, yoruma yer bırakmayacak şekilde açıkça yazmalıdır. Tıpkı, ayakta kalacaksa, kimin direnci ile kaldığını yazması gerektiği gibi...

Ve herkes bu listelerde alacağı yeri iyice düşünmelidir.

Öcalan-DEM tarafı, henüz sürecin başında Rojava’yı kaybedeceklerini bilerek bu oyuna girdilerse, başarılı olmuşlar demektir. Yok, eğer gerçekten "ABD-İsrail’in ihanetine uğradık" iddiasındaysalar, yürüdükleri yolun ve yol arkadaşlarının aynı olduğunun farkında varmalılar.

Başarısız liderliğin, Kürt siyasal hareketinin tamamen kontrollerinden çıkmasına neden olabileceğini düşünmeliler. Türk solu ile uzun süredir birlikte yürüdükleri yolun ayrım noktasının yaklaştığını da görüyorlardır umarım.

Kürt okumuşlarının, TC’nin kuruluş dönemi liderleri hakkında yapılan tartışmalarda, "koşullara bakarak kararları değerlendirin" uyarılarına verdikleri "bu argümanla bize gelmeyin" tepkileri artık temelsizdir. Kürt liderliği, sürekli değişen "paradigma ve pragmatik karar" örnekleri ile bu tartışmayı bitirmiştir.

Anadolu bir asırda binlerce; Vahdettin, Damat Ferit, Sait Molla, Şeyh Sait, Ali Kemal, Dürrizade, Ethem, Emin Ali, Rıfat yetiştirdi; Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan yaptı, ardından yürüdü...

Birkaç tane de Mustafa Kemal, İsmet, Fevzi, Diyap, Hacı Musa, Şeyh Saffet, Kasım Fırat yetiştirdi, onları da idam sehpalarına, suikastlara, darbelere kurban verdi. Şubat’26 ile başlayan dönem, geçen bir asırdan sonra, Anadolu’da yeni bir anti emperyalist lider kadronun ortaya çıkıp, çıkmayacağını gösterecek.

Sonuç olarak, her hafta bu yolun; Ama hızlı ama yavaş gelişmelerini yazmanın bir anlamı yok. Hayat, kazandırma konusunda her zaman adil olmaz ama kaybettirme konusunda tartışmasız bir adaleti olduğu açıktır. Kaybetmeyi hakkettiyseniz, bu sadece zaman sorunudur...

Yoksullar kazanır mı? Zor!

Zorbalar kaybeder mi? Kesinlikle!

selim-akmen-resim-01.jpg

SELİM AKMEN KİMDİR?

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi 1986 yılı mezunu.

MKS DevO A.Ş.'de Genel Müdür.

Emekli. Halen dokuz8haber.net'te köşe yazarı

X hesabı, 15 Şubat 2026 paylaşımları... @DarlamaRadyosu

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.