• BIST 1.100
  • Altın 460,556
  • Dolar 7,2983
  • Euro 8,6266
  • Ankara 25 °C
  • İstanbul 26 °C
  • İzmir 31 °C
  • Çankırı 24 °C
  • Antalya 28 °C
  • Muğla 29 °C

Bir 'sürücü'nün iki günlük yol anıları...

Ömer Faruk ERYILMAZ

“Yapılan güzel şeyleri alkışlamazsak, kötü yapılanları eleştiremeyiz.” (ÖFE)

750 Kilometre uzaktaki Patron “Perşembe akşamı Ankara’dayım. Cuma sabahı yola çıkıp, hızlı bir Çankırı turu yapacağımız şekilde hazırlan.” diye emirleri sıralayınca, elim ayağım dolaşsa da, sırt çantama (kabanımdan mayoma) elime ne geçtiyse doldurduğum gibi, ne olur ne olmaz diye Ovaköylü çoban Cemal’in hediyesi, (kızılcık ağacından yaptığı) bastonu bile aldım yanıma.

Yol haliydi bu...

Patron'un öncelikleri her dakika değişebilir, daha önce sıraladığı işler iptal edilip, yolumuz dağ başına ya da deniz kenarına uzayabilirdi.

***
Çubuk üzerinden çıktığımız yolda ilk durağımız Eldivan oldu. Konuk edildiğimiz evin bahçesinde, dalından yediğimiz kirazlara doyamayınca, yanımıza da bir torba dolusu kiraz alıp, Çankırı merkeze geldik.

Patron kendi programını uygulamak ve yeni atanan valiye “hoş geldin” ziyaretinde bulunmak için ayrılınca, ben de bir dostumla Karatekin parkında buluşup, özlem giderme olanağı buldum.

Mesai saati bitiminde Çankırı Valiliğinin yeni binası önünden aldığım Patron, bu kez; “Çek Ilgaz’a” dedi.

Ankara ve Çankırı’nın yakıcı sıcaklarından sonra, Derbent’in buz gibi havasında kendimize geldiğimizde, masadaki konu, “Ne olacak bu Çankırı’nın hali?” idi.

***
Ilgaz Derbent otelin işletmecisi,  Kemal Buyuran abimizin  tükenmek bilmez enerjisi ve güzelim esprileriyle katkı verdiği muhteşem akşam yemeği ve Ilgaz Dağı’nın eşi benzeri olmayan manzarası karşısında yaptığımız harika  kahvaltıdan sonra, hedef Kurşunlu idi.
Kurşunlu çarşısında bir süre oyalandıktan, dost ziyareti yapıp, ufak tefek alışverişten sonraki durağımız Çerkeş oldu.

Sevgili ve sevimli insan Ersan Eren‘ın güzelim kütüphane/kafesinin balkonundaki (benim genellikle dinleyici olduğum) sohbette, Patronla Ersan eski anıları, yeni programları konuşuyorlardı ki, Ersan benim sırtımın dönük olduğu tarafa bakarak, “Başkan da geliyor” dedi.

***
Daha önce, birkaç kez aynı ortamda bulunsam da o güne kadar, muhabbetimin olmadığı genç adam, yolunun üzerindeki kedileri severek, uyuşuk köpeğe adıyla seslenerek, mekanda bulunan genç -yaşlı herkese ayrı ayrı hal hatır sorarak, (daha önceden beri takip ettiğini anladığım) iş- güçleri hakkında bilgiler alarak, hatta gençlerin (daha niye evlenmiyor oldukları gibi) özel konularına bile girerek masamıza kadar geldi.

Patron ve Ersan gibi ben de ayağa kalkarak karşıladık Çerkeş Belediye Başkanı sayın Hasan Sopacı’yı.

***
Ben yine milli görevim olan suskunluğumla (yani görevimin sadece şoförlük olduğunun bilinciyle) oturup dururken, aynı masadaki diğer üçlü, konudan konuya giriyor, sorular sorup, yanıtlar alıyorlardı.

Aradan en az yarım saat - kırk beş dakika geçtikten sonra masada benim de olduğumu hatırlayan Patron, beni başkanla tanıştırma lütfunu gösterdi.

Yola çıktığımızdan beri, sürekli tekil konuşmasına, benim tanıştırdığım insanların yanına giderken bile “Geliyorum” demesine aldırsam, alınsam, kızsam, itiraz etsem, eleştirsem de, Patron böyle bir adamdı işte!

Neyse aradan epey bir zaman geçse de tanıştırmıştı beni başkanla...

***
Tanışıklıktan sonra benim de ara ara katılmaya başladığım sohbet biraz yön değiştirdi.

Siyasetten sıyrılıp; tarihe, turizme, kültüre yönelik sözler, düşünceler dolaşmaya başladı masada.

İlçeye Kültür ve Turizm Bakanı'nın geldiğini yerel basından takip etmiştim. Sonuçlarını sordum başkana.

Çerkeş’in simgesi gibi olmuş, 25 civarındaki tarihi evin, bakanlık tarafından restore edilmeye başlandığını, bunun yanında tarihi hamamın da restorasyonuna bugün yarın başlanacağı müjdesini verdi başkan Hasan Paşa.

Çerkeş çarşısını oluşturan yine tarihi değerdeki dükkanların korumaya alındığını, bunu şimdilik bir çok mal sahibinin bile bilmediğini söyledi.

Şimdiki Pazar yerinin olduğu yere yeni çarşı yapılacakmış. Çok amaçlı bu çarşı hakkında da uzun uzun bilgiler verdi başkan.

Yaptıkları, yapmakta oldukları, yapmayı düşündükleri bitmiyordu sayın Sopacı’nın!

Yibo’nun tüm binalarını belediyeye kazandırdığını, ilçedeki yüksek okulların faaliyete geçmesi için, neler yapmakta olduğunu sıraladı.

***
Başkan anlattıkça yorulmuyor, biz dinledikçe mutluluktan uçuyorduk.

Çaylar, Çerkeş kurabiyeleri, Ersan’ın eşinin hazırladığı güzelim yemek ve ikramlar arasında başkanı dinlemek gerçekten heyecanımızı artırıyordu ki, birden eski adı Kızıllar, yeni adı Aydınlar olan köyde arkeolojik kazı için her türlü resmi işlemin bittiğini, sadece kazıyı yapacak hoca bulmakta zorlandığını bu konuda kendisine yardımcı olmamızı istedi başkan ki; işte tam o anda, karşımdaki Hasan Paşa’nın sadece teknokrat bir insan olmadığını, tarihe, turizme, kültüre de ilgili olduğunu sevinçle, gururla gördüm.

Kalkın size biraz Çerkeş’i gezdireyim” dedi.

Aracımıza binen başkan bizi Çerkeş’in batısına doğru, tren yoluyla, karayolunun arasında, onlara paralel giden bir yola soktu.

Kilit parke döşeli yolun sağı- solu ağaçlandırılmış, tren yolu yönündeki geniş kaldırımı hem yaya hem de bisiklet yolu olarak düzenlenmişti.

Kilometrelerce uzunluktaki bu yol Ankara Büyük Şehir Belediyesi'nin hurdalığından ücretsiz olarak alınan yaklaşık 450 TIR malzemenin içinden çıkan aydınlatma direkleriyle aydınlatılmakta ve akşamları Çerkeş halkı bu yolda yürüyüşler yapmakta imiş.

Bu yolun devamında, Çerkeş’le Aytaç arasındaki bir yere geldik.

Geldiğimiz yer, hala ustaların, işçilerin çalışmakta oldukları “Canlı Hayvan Pazarı” alanıydı.
Metrekareye, dönüme, hektara aklım ermediğinden büyüklüğünü; buranın aynı anda 2 bin 500 büyükbaş hayvanı alacak şekilde olduğu, içinde lokanta, kafeterya, tuvaletlerin bulunduğu, ve hayvanların araçlara bindirilip, indirileceği rampalarıyla, kocaman bir alan olduğunu söyleyerek tarif etmeye çalışayım.

***
Hayvan Pazarı olarak yapılmakta olan mekandan çıkınca, tren yoluna doğru yöneltti başkan bizi.

Burası da devasa bir şantiye görünümündeydi.

Ne olduğunu sormamıza gerek kalmadan, buranın da, “Biyo enerji” tesisi olduğunu söyledi.

Pazar yerindeki hayvanlarla, Aytaç’taki hayvanların dışkıları burada toplanacak, hem Ulusu çayı (dolayısıyla Melan Çayı ve Filyos) kirlenmeyecek hem de bu dışkılardan elde edilecek enerji ile ülke ekonomisine katkı da bulunulacaktı.

***
Vücudumuz değil ama bunca güzel işe ve habere alışık olmayan kafalarımız yorulmuştu.

Tam “Herhalde bitmiştir de biz de Ilgaz Dağına, Derbent’e gider, dün akşam bıraktığımız masaya kuruluruz” diye düşünüyorduk ki, başkan bana dönüp, “Ankara yoluna girelim” dedi.

Ankara yolu üzerindeki tren hemzeminini geçerken, Karabük Belediyesinden bedavaya aldığı binlerce ton asfalttan söz ediyordu ki, “Buradan sağa girelim” dedi.

Geldiğimiz yer bu kez belediyenin deposuydu. Depodaki çocuk parkı aletlerine, oturma guruplarına, direklere falan bakıp dururken, dikkatimizi bahçe içerisinde korumaya alınmış, ağaç, süs bitkileri, ve çiçeklerin bulunduğu seramsı yere çekti başkan.

Elimizde onlarca parka yetecek malzeme var ve bunların hepsini Ankara Büyükşehir Belediyesinin hurdalığından aldık” diyordu.

Artık başkan da yorulmuştu. On dakikalığına uğramak için yanımıza geldiğinden bu yana, neredeyse 4 saat zaman geçmişti.

İyi ki, günlerden  Cumartesi idi de, masa başında işi ya da randevusu yoktu başkan Hasan Paşa’nın.

* * *
Derbent’teki masamızda gün boyu görüp duyduklarımızı Kemal Buyuran abiye anlatıp, yorgunluk atarken, Çerkeş’in Belediye Başkanı sayın Hasan Sopacı (Hasan Paşa) ile gurur duyuyor, saygılarımızı sunuyorduk...

Bu yazı toplam 3046 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 10
UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sözcü 18 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 05333732940