Abbas SATIR
Erbakan, vatandaşın iftar sofrasına neden oturmadı?
Türkiye’nin parlamenter sistemle yönetildiği yıllarda başbakanlar, her hafta Çankaya Köşkü’ne çıkar, Cumhurbaşkanına ülke gündemine ilişkin bilgi verirdi. Görüşmenin ardından Köşk’ün girişindeki küçük odada gazetecilerin karşısına geçilir, sorular yanıtlanırdı.
1996-1997 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı görevini yürüten Necmettin Erbakan, Ramazan ayının bir gününde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile yaptığı görüşmenin ardından yine basının karşısındaydı.
O sırada bir gazeteci şu soruyu yöneltti:
"Sayın Başbakan, sizi vatandaşın iftar sofrasında göremiyoruz. Bunun özel bir nedeni var mı?"
Erbakan’ın verdiği yanıt, hem siyasi yaklaşımını hem de konuya bakışını özetler nitelikteydi:
"Aziz kardeşim, bir başbakan göreve geldiğinde vatandaşın sofrasına birkaç çeşit gıdayı daha koydurabiliyorsa, zaten onun sofrasındayız demektir."
Milli Görüş hareketinin kurucu lideri olan Erbakan; İman, adalet, bağımsızlık ve "adil düzen" vurgusuyla Türk siyasetinde iz bırakmış bir isimdi. Fikirleri her zaman tartışıldı; Ancak kişisel samimiyeti ve inançlarına bağlılığı, destekçileri kadar muhalifleri tarafından da kabul edilen bir yönü oldu.
Peki bu hatırlatmayı neden yapıyoruz?

Gelelim bugüne…
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın bir ailenin evinde katıldığı iftar ziyareti kamuoyunda tartışma yarattı. Sosyal medyada paylaşılan fotoğraflarda, evin içine yaklaşık iki metre yüksekliğinde, üzerinde AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafı ve imzasının bulunduğu bir pano getirildiği görüldü.
Ziyaret için özel olarak hazırlandığı anlaşılan bu pano, iftarın samimiyetine gölge düşürdüğü gerekçesiyle sosyal medyada eleştirildi. Bir aile sofrasında siyasi bir görselin bu denli belirgin biçimde yer alması, "yardım mı, propaganda mı?" sorularını beraberinde getirdi.
Muhalefet de konuya kayıtsız kalmadı. CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, sosyal medya hesabından şu değerlendirmede bulundu:
"Yer sofrasında iftar görüntülerinin en palavrası... Eve 8 porsiyon döner sipariş edilmiş. Yer sofrasına sipariş döner... Arkadaki reklam afişi rezilliğin başka perdesi. O evde kartonpiyer, led aydınlatma, güzel perdeler, şık koltuklar var da bir tek masa mı yok?"
Eleştirilerin odağında iki temel nokta vardı: Sofranın doğallığı ve ziyaretin samimiyeti.

Bir başka kare ise farklı bir tablo sundu. CHP Muğla Milletvekili Cumhur Uzun’un Muğla’da Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde okuyan öğrencilerin evinde yaptığı iftar ziyareti…
Sofrada gösterişli yemekler yoktu. Çorba, zeytin, peynir ve Ramazan pidesi vardı. Ne siyasi bir pankart ne de görsel bir mesaj.
Paylaşılan açıklamada Cumhur Uzun, duygularını şöyle ifade etti:
"Bugün öğrenci evinde kıymetli kardeşlerimizle aynı sofrada iftarımızı açtık. Gençlerimizin içtenliği, umudu ve enerjisi bize moral verdi, güç verdi. Onların yanında olmak, hayallerine omuz vermek ve yol arkadaşlığı yapmak hepimizin ortak sorumluluğudur."
Bir yanda mesajı fotoğrafın arkasındaki pano veren bir ziyaret…
Diğer yanda mesajı sofranın sadeliğiyle veren bir buluşma…
Erbakan’ın yıllar önce verdiği yanıt bugün yeniden akıllara geliyor:
Siyasetçinin yeri, sofrada fotoğraf karesinde görünmek midir; Yoksa o sofradaki eksikleri giderebilmek mi?
İki fotoğraf arasındaki yorumu ise sizlerin takdirlerine bırakıyorum... (www.sonsoz.com.tr'den alınmıştır)




