• BIST 97.988
  • Altın 242,195
  • Dolar 6,2610
  • Euro 7,3524
  • Ankara : 12 °C
  • İstanbul : 21 °C
  • İzmir : 18 °C
  • Çankırı : 9 °C
  • Antalya : 23 °C
  • Eskişehir : 9 °C

“4 sene Genelkurmay Başkanlığı yaptım BÇG'yi duymadım”

“4 sene Genelkurmay Başkanlığı yaptım BÇG'yi duymadım”
28 Şubat davasının 101'inci celsesi, dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'nın esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasıyla başladı.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen ve karar aşamasına gelen 28 Şubat davasının 101'inci celsesi, dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'nın esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasıyla başladı.

Hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen Karadayı, heyete saygılarını sunduktan sonra, sağlık durumu sebebiyle oturarak savunma yapmak için izin istedi. Başkan Mustafa Yiğitsoy'un "buyurun" demesinden sonra savunmasına başlayan Karadayı, 28 Şubat'ın bazı siyasi partilerin iktidar olma hırsıyla yaşanan, dini referans olarak kullanarak ülkeyi çağdışı bir yaşama götürme amacı nedeniyle ortaya çıkan bir olay olduğunu söyledi.

İsmail Hakkı Karadayı’nın konuşmasının satırbaşları şöyle:

"- 28 Şubat'taki gerginliğin kaynağı TSK değildir.

- Bu mütalaa ile ağır ve haksız bir iftiraya muhatap oluyorum.

- Bu dava neden Erbakan'ın vefatından sonra açıldı. Çünkü taşıdığı vicdani sorumluluk nedeniyle asla TSK'nın karşısında olmayacaktı. Zira o siyasi gerçeklerin farkında olduğu gibi, silahlı kuvvetlerimizin bu gelişmelerde hiçbir rolünün olmadığını gayet iyi biliyordu.

- Demirel'in söylediği gibi bugünün çamaşırı dünün güneşiyle kurutulamaz.

- Bu mütalaayı halkımız affetmeyeceği gibi tarihe bir hukuk rezaleti olarak geçecektir.

"BAŞA GEÇME İHTİRASIM OLSA CUMHURBAŞKANI'NIN TEKLİFİNİ KABUL EDERDİM"

- Başa geçme ihtirasım olsa bırakın darbeyi, görevimin 1 yıl uzatılması hem de iki kez Cumhurbaşkanı teklif ettiğinde olumlu bakardım.

- 54’üncü hükümet de, bir koalisyon hükümeti olarak kurulmuş, ülkeyi yönetmeye başlamıştır. Erbakan-Çiller koalisyonu (54’üncü hükümet) kuruluşundan bir süre sonra maalesef, biraz önce arz edilen bu temel anayasal prensipleri zaman zaman dışına kaymak sureti ile, özellikle dini siyasete alet ederek, irticai gelişmelere kucak açmak, laik rejimi yıpratırcasına tavırlar takınmak, bazı çevreleri bu hususta teşvik ve tahrik etmek, ayrıca basına yansıyan yolsuzlukları gibi bir takım olumsuz tavır ve hareketler ile kamuoyunda ciddi huzursuzluk yaratmıştı.

O DÖNEMDE NELER OLMUŞTU

- O günleri iyi hatırlamak ve konuya buradan girmek gerekir. Bu süreci siyasi gerginlik başlatmıştır. Kışkırtma tamamen siyasi boyuttadır, toplumsal boyutta planlı bir süreç hazırlama olgusu asla yoktur. Toplumda huzursuzluk yaratan bu tavır ve hareketlerin bir kısmını hatırlatmak bakımından birer cümle ile kısaca özetlersek:

*Merhum Erbakan’ın kürsüye çıkıp, şeriat gelecek, kanlı mı olacak kansız mı olacak?

*Bir milletvekilinin, iğne yapacağız uyanınca şeriatçı olacaklar,

*Atatürk’e, onun devrim ve ilkelerine karşı açık saldırılar,

*Ayrıca Cumhuriyet değerlerini tahrip edecek tutum ve davranışlar,

*Başbakan’ın, son derece lüks araçlarla Başbakanlığa gelen takkeli, sarıklı, şalvarlı, sakallı bir kısım tarikat mensuplarına verdiği iftar yemeği, (11 Ocak 1997)

*Yine kişisel olarak Erbakan’ın ve ülkemizin itibarını düşüren bazı yurtdışı geziler (Libya, Mısır, Cezayir, İran, Endonezya, Malezya), (2-7 Ekim 1996)

*Yine bir vekilin, Cezayir’deki gibi kan akacak, fıstık gibi olacak, mantık dışı sözleri,

*Cihat çağrıları, ayrıca ana caddelerde trafiği durduran toplu gösteri namazları,

*Sakallı, cübbeli ve sarıklı Aczmendilerin, Ankara Kocatepe camiindeki şeriat çağrılar,

*Fatih camiinde, öğle namazına müteakip, bir grubun ellerinde yeşil bayraklarla “şeriat isteriz, yaşasın Hizbullah” çağrıları ile yürüyüşleri, (23 Şubat 1997)

*Sincan’da irticai faaliyetler üzerine kurgulanmış Kudüs gecesi olayı (Belediye Başkanı Bekir Yıldız 10 Ocak 1997)

*3 Kasım 1996’da Susurluk kazasının ortaya çıkardığı karışık tablo,

*Güneydoğu’da başlayan bazı illegal örgüt cinayetleri; domuz bağıyla bağlanmış şekilde öldürülerek evlerin bodrum katına gömülen insan cesetleri

*İsimlerini saymak istemediğim dönemin 3-4 milletvekilinin Cumhuriyet karşıtı söylemleri  (Hasan Hüseyin Ceylanlar, Hasan Mezarcı, Şevki Yılmaz,  İbrahim Halil Çelik gibi bazı isimler)

*11 Şubat 1997 Ankara’da şeriata karşı kadın yürüyüşü

*Ayrıca daha önce söylediğim, önemli yolsuzluk iddiaları…

“ÇİLLER BAŞBAKAN OLARAK GÖREVİ TESLİM ALSA İDİ,
BUGÜN BİZLERİ HEDEF ALAN BÖYLE BİR DAVA AÇILACAK MI İDİ”

- Ben 50 yılı aşkın meslek hayatımda ilk defa, temelsiz ve uydurma bir iddianame ile mahkeme karşısına çıkmış bulunuyorum.

- Bu suçlama neye göre ve hangi maddi delillere göre yapılmıştır? Onu anlamak mümkün değildir. Hala da ne için yargılandığımızı anlamış da değiliz. Teşhis yanlış olursa tedavi doğru olabilir mi? Elbetteki olamaz, mümkünde değildir.

- Acaba merhum Erbakan’ın dilekçesi aynen kabul edilip, Sn Çiller Başbakan olarak görevi teslim alsa idi, bugün bizleri hedef alan böyle bir dava açılacak mı idi?

"BU ÜLKEMİZE YAPILAN EN BÜYÜK KÖTÜLÜK VE VATANA İHANETTİR"

- 28 Şubat’ı bu açıdan da değerlendirmek gerekir. O günlerde her şey normal bir siyasi akış içinde giderken, bu huzursuzluğun ortaya çıkış sebepleri nelerdir, neden ortaya çıkmış ve ülkemize sıkıntılar yaratarak bizleri neden bu hale getirmiştir. Bu gerginliğin sebepleri nelerdir? Sebep olanlar kimlerdir, ülkemizde huzursuzluk yaratacak neler yapmışlardır? Öncelikle onu görmek ve değerlendirmek gerekir.

Oysa o günlerdeki huzursuzluğu yaratanlar, sebep olanlar unutuluyor ve bunlar bugün, derleme, toplama ve baskılarla yaratılan, toplu kronik mağdurlar görüntüsüne bürünerek, kendilerine göre, olmayan bir darbeyi olmuş gibi göstererek, yüce yargıdan ordu aleyhine çıkacağını düşündükleri, mutlu sonuçlara odaklanıyorlar. Bu insanlığa yakışmayacak bir  duruştur.

Aslında bugünün gerçek mağdurları, yasalara uygun olarak ülkesine her kademede, şerefle hizmet etmeye gayret eden asker ve sivil vatandaşlardır.

- Burada, dün ve bugün, içeriden ve dışarıdan ordu aleyhine kampanya açanların esas maksatları, Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratma sürecine destek vermektir. Bu da ülkemize yapılan en büyük kötülüktür ve vatana ihanettir. Bölgesel tehdit her gün gittikçe artmaktadır. Dünya coğrafyasında ülkemizin jeopolitik ve jeostratejik yapısı dikkate alındığında, her zaman siyaset dışında kalmış güçlü bir orduya olan ihtiyacımız varlığımızın temel unsurudur. Tarihimizi iyi bilmek zorundayız. Ordumuzu korumak varlığımızın temelini korumaktır. Bizim bizden başka dostumuz yoktur. Bu bilinçle yaşayan silah arkadaşlarımızın aklından, yukarıda uydurulduğu gibi yasa dışı bir eylem asla geçmemiştir.

- Hizmetle ilgili olarak 54’üncü hükümetle ilişkimizde hiçbir problem olmadığı gibi, hükümetinde gerektiğinde silahlı kuvvetlerimize vermiş olduğu her türlü desteği de inkar etmemiz mümkün değildir. Kişisel düzeyde de, hiyerarşik yapı içindeki sağlıklı ilişkiler her zaman aynen devam etmiştir, bunlara herkes şahittir, aksini kimse söyleyemez.

- 30 Ağustos 1998’de Ordudan ayrıldım. Ayrılırken Cumhuriyet tarihinde ilk defa Devlet Şeref Madalyası ile taltif edilen kişi ben oldum. Bu madalyanın veriliş sebebi, Sayın Cumhurbaşkanı’nın imzaladığı belgede açıklanmaktadır. Bunu hizmetlerimi daima yasalar çerçevesinde yaptığımın bir belgesi olarak kabul ediyor ve onur duyuyorum.

- Hayatın cilvesine bakınız ki, bugün, 21 yıl sonra, gazete kupürlerine ve bir takım medya yorumlarına dayanan, garip bir hayali darbe iddianamesi ve mütalaası karşısında, burada sanık olarak savunma durumunda bulunmaktayım."

“4 SENE GENELKURMAY BAŞKANLIĞI YAPTIM BÇG'Yİ DUYMADIM”

Karadayı'nın savunmasını tamamlamasından sonra Başkan Mustafa Yiğitsoy, Tansu Çiller'in Sincan'da tankların yürütülmesi konusunda kendine bilgi verilmediği şeklindeki ifadesini hatırlattı. Karadayı şu karşılığı verdi:

"Bana Sayın Cumhurbaşkanı sordu. Ben bilmiyordum, 'öğrenip size bilgi vereyim' dedim. Çiller'le bir ilişkim olmadı. Çünkü çok afedersiniz... Neyse... Bazı şeyleri farklı da... Ertesi gün Genelkurmay açıklama yaptı. Bu konuyla ilgili fazla bilgim yok."

Başkan Yiğitsoy'un ikinci sorusu BÇG'ye ilişkin oldu. Başkan, Başbakanlık genelgesinin dağıtımında Genelkurmay'ın bulunmadığını hatırlatarak, irticayla mücadele için bir çalışma grubu kurulması konusunda kendisinin sözlü veya yazılı talimat verip vermediğini sordu. Karadayı, Karargah çalışmalarını 2. Başkanın yürüttüğünü, yapılan çalışmaların sonucunun komutana arz edildiğini anlattı. Bunun üzerine Başkan Yiğitsoy, şunları söyledi:

"Biz karargah çalışmalarının şeklini bilmiyoruz. Pek çok çalışma grubu var. O dönem sizin bilginiz, onayınız olmadan kendi kafalarına göre grup kurar mıydı? Size bilgi vermezler miydi?" 

Karadayı, "Kendi aralarında değerlendirirler, sonucu arz ederler. Bunları 2. Başkan takdir eder. Grubun adı Genelkurmay Başkanına lazım değildir. Lazım olan bilgidir. 4 sene Genelkurmay Başkanlığı yaptım. BÇG'yi duymadım, söylenmedi." 

Karadayı'nın bu beyanları üzerine Çetin Doğan açıklama yapmak istedi, ama Başkan duruşmaya ara verdi.

UYARI: Okuyucu yorumları ile ilgili olarak açılacak davalardan Sözcü18.com sorumlu değildir.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sözcü 18 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 05333732940 | Haber Yazılımı: CM Bilişim